19 Nisan 2015 Pazar

EDİTÖR'ÜN TAVSİYESİ: 1 KİTAP, 1 FİLM VE 1 MÜZİK

1 KİTAP:

BİREYİN BÜROKRASİ VE OTORİTE KARŞISINDAKİ YALNIZLIĞI

Bireyin bürokrasi ve otorite karşısındaki yalnızlığı

Çağımızın en büyük ve en özgün yazarlarından biri olarak kabul edilen Franz Kafka’nın Şato adlı romanı, İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasikler Dizisi’nde yerini aldı.Kafka, 20. yüzyılda Alman dilinde yazılmış en kayda değer romanlar arasında sayılan bu eserinde, esrarengiz bir kont, ona ait bir şato, diktatörce eğilimler gösteren ve hiyerarşi içindeki birçok bürokrat üzerinden, şeffaflıktan yoksun, işlemeyen kurumlarla otorite ve bürokrasiyi hicveder. 
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun modern ulus devletlere ayrışmasının ertesinde yazdığı Şato, Kafka’nın geleneksel otoritenin nasıl bir düzene evrileceğini sorgulamakta olduğunu akla getirir.  Kısacık yaşamına Şato’nun yanı sıra Dönüşüm, Dava ve Amerika gibi başyapıtlar sığdıran Kafka’nın öykü ve romanlarını edebiyat tarihinin belli bir akımına dahil etmek zordur. 
Yazarın 1922 yılında kaleme almaya başladığı Şato, ölümünden iki yıl sonra 1926 yılında yakın arkadaşı Max Brod tarafından yayımlandı. Bir şato ve bürokratları tarafından yönetilen bir köye giden ve burada kadastrocu olarak görevlendirildiğini ileri süren K., acımasız bürokrasinin çarkları arasında, bitmez tükenmez engeller ve düş kırıklıklarıyla mücadele eder. Belki de sadece kolektif imgelemlerinde var olan bir otoriteye boyun eğmeye fazlasıyla hevesli köylüler onu hiçbir zaman benimsemeyecektir. 
Okur ise romanın muammalarını çözmek için her türlü karmaşa, ikilem ve belirsizlik arasından yolunu bulmaya çalışacağı aktif bir okumaya davetlidir.
Yazar Hakkında
Çek asıllı Avusturyalı yazar Franz Kafka, 1883 yılında Prag’da taşralı Çek bir baba ile burjuva bir Alman Yahudisi annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Prag Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü.  Öykü ve romanlarında çağımız insanının korkularını, yalnızlığını, kendine yabancılaşmasını ve çevresiyle iletişimsizliğini ele aldı. Kafka,  1924 yılında hayatını kaybetti.

Kaynak: Milliyet

1. FİLM:

ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ

1965'te Alabama eyaletinin Selma kentinden eyalet başkentine giden 87 km'lik bir yol vardı. Bu yolda o dönem ABD tarihine geçen üç protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. Martin Luther King'in öncülük ettiği bu yürüyüşler, kamuoyunu harekete geçirdi ve dönemin ABD Başkanı Johnson Oy Hakkı Kanunu konusunda köşeye sıkıştı. Nihayetinde protestolar etkili oldu ve kanun çıktı. 

Değişen Amerika'nın hikayesini anlatan filmin yönetmenliğini Ava DuVernay'ın üstlenirken filmin senaryosu Paul Webb'e ait. Filmin başrolünde David Oyelowo yer alırken Tim Roth, Tom Wilkinson, Oprah Winfrey, Martin Sheen, Carmen Ejogo, Cuba Gooding Jr. gibi isimler zengin oyuncu kadrosunda kendisine eşlik ediyor. Bu epik ve tarihi yapımın prodüktörlüğünü ise “12 Yıllık Esaret / 12 Years A Slave” filminin yapımcıları üstleniyor. İzlemenizi öneririz.

1 MÜZİK:

BÜLENT ORTAÇGİL


Dinlemekten asla bıkmayacağım bir sanatçı varsa o isim "Bülent Ortaçgil"dir. Her bir şarkısı anlamlı ve güzeldir. Her bir şarkıya ayrı bir anlam ve değer katan kendine özgü yorumuyla farklı bir ses getiren yaşayan efsaneyi dinlemeyi herkese öneririz.


18 Nisan 2015 Cumartesi

HAYDARPAŞA KAMPÜSÜ TSBÜ'YE DEVREDİLDİ

MARMARA Üniversitesi’nin tarihi Haydarpaşa Kampusu ile ilgili bir yıldan beri süren tartışmaya son nokta konuldu. Kampus, yeni kurulan Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne (TSBÜ) tahsis edildi.

TSBÜ’nün kuruluşunu da içeren Torba Yasa önceki gün Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararla birlikte, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin kullandığı Haydarpaşa Kampüsü de yeniden tartışma konusu oldu. Yasaya göre, TSBÜ’nün bulunacağı yer, temeli 1894 yılında 2’nci Abdülhamit tarafından atılan ve uzun süre Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne olarak hizmet veren yerleşke olacak. Karara karşı ilk tepki ise Haydarpaşa Kampüsü’nde okuyan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlarından geldi.

ARAZİ TAHSİS ETMEMEK DÜŞÜNDÜRÜCÜ:


Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunları Derneği (MÜHDER) Başkanı avukat İhsan Baran, “TSBÜ için İstanbul’un başka bir yerinde arazi tahsis edilmemesi düşündürücü” dedi. Avukat Baran’ın tepkisi şöyle: “Yerleşke 1980’lerde Marmara Üniversitesi’ne bağlı fakültelere tahsis ediliyor. Hukuk, Eczacılık, Hemşirelik Yüksek Okulu, Radyo-Sinema-TV Bölümü ve Adalet Yüksek Okulu hali hazırda bu yerleşkede. Burası sadece bir arazi, bir bina değil. Burada kültürel bir değer var. 4 bine mezun hukukçunun üyesi olduğu MÜHDER olarak alınan karardan derin bir üzüntü duyuyoruz. Yasal süreci ve gelişmeleri takip edeceğiz. İptal için AYM’ye başvuru yapılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Tüm hukukçulardan, akademisyenlerden ve  özellikle öğrencilerimizden ve de duyarlı olan vicdan sahibi bütün yurttaşlardan destek bekliyoruz.”

RESMİ GAZETE’DE BÖYLE YER ALDI:

Yasaya göre, TSBÜ’nün Mütevelli Heyeti;  Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, Rektör, Sağlık Bakanı’nın seçeceği iki üye ile Yüksek Öğretim Kurulu tarafından seçilen profesör unvanına sahip bir üye olmak üzere, toplam beş üyeden oluşacak.  

KAYNAK: HÜRRİYET


10 Şubat 2015 Salı

KİRALANAN TAŞINMAZLARIN KİRA BEDELLERİNİN ÖDENMEMESİ NEDENİYLE TAHLİYESİ İÇİN İLAMSIZ İCRA YOLU

KONUK YAZAR: STAJYER AVUKAT MUHAMMED SARIKAYA


Günümüzde en çok karşılaştığımız sorunlardan biri de kiralanan taşınmazın kirasının ödenmemesidir. Ev sahipleri böyle durumlarda ödenmemiş kiraların ödenmesini ve taşınmazın tahliyesini istemektedirler. Kira sözleşmesinde kiraların aylık peşin ödeneceğinin kararlaştırılması halinde, “peşin ödeme şartı kökleşmiş içtihatlara göre en geç her ayın üçüncü günü akşamına kadar ödeneceği anlamını taşımaktadır.

Eğer kiracı kira borcunun tam ve süresinde ödemezse kiralayanın taşınmazın tahsili ve borcun ödenmesi için başvurabileceği dört yol vardır. Bu yollardan en çok tercih edileni ve en pratik olanı kiralananın tahliyesi ve kira borcunun ödenmesi için başlatılacak ilamsız icra takibidir.

Kiracı muaccel kirayı ödemezse, kiraya veren (alacaklı), borçlu kiracıya karşı, ödenmeyen kira alacağı için genel haciz yolu ile takip yapabilir. Kiraya verenin (alacaklının) yalnız ödenmeyen kiranın tahsili için yaptığı böyle bir takip, normal genel haciz yolu ile takiptir (m.58). Kira alacağının tahsili için yapılan genel haciz yolu ile takipte, yalnız kira alacağı tahsil edilebilir; kiracının tahliyesine karar verilemez.
Fakat kiraya veren (alacaklı), kiranın ödenmesi ile birlikte aynı zamanda tahliye de istiyorsa, o zaman, burada incelenecek olan ilamsız tahliye takibi yapmalıdır.
               
İcra ve İflas Hukukunda ilamsız icra, kural olarak yalnız para ve teminat alacakları için mümkün iken istisnai olarak kira bedelinin ödenmemesi halinde ilamsız icra yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Kiralanan taşınmazların ilâmsız icra yoluyla tahliyesi, sadece kira sözleşmesi ile kiralanmış taşınmazlar hakkında uygulanır. Kira dışında kalan tahliye talepleri, genel hükümlere göre gerçekleşecektir.
                
Fakat kiralayan ödenmeyen kira bedelleriyle birlikte söz konusu taşınmazın tahliyesini de istiyorsa burada kural olarak ilamsız tahliye takibi yapılmalıdır. Bu husus Borçlar Kanunu (BK) m. 260 ve 288’de, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 315 ve 362’de düzenlenmiştir.
                
Adi kiralara ilişkin TBK m. 315’de; “Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.’’ şeklinde düzenlenmiştir. Hâsılat kiralarında (m. 362) bu süre en az 60 gündür.
                
Kanunun bu maddesinden de anlaşılacağı üzere ilamsız tahliye takibi genel ilamlı haciz yoluyla takipten farklı olarak TBK m. 315 veya 362’de belirtilen ihtarı içerir şekilde bir takiptir. Hakkında bu şekilde takip başlatılan kiracı (borçlu) birazdan bahsedeceğimiz süreler içerisinde kirayı ödemezse kiralayan icra mahkemesinden kiracının tahliyesine karar verilmesini isteyebilir(İİK m. 269). Kira alacağı için bir mahkeme ilamı veya ilam niteliğinde belge (m.38) bulunsa bile, kiraya veren, m.269 vd hükümlerine göre ilamsız tahliye takibi yapabilir.


YETKİ

İlamsız tahliye takibi için yetkili icra dairesi, (HMK)’nun yetkiye ilişkin hükümlerine (HMK m.5 vd) göre belirlenir (m.50). Bu nedenle, genel yetkili icra dairesi, borçlunun (kiracının) yerleşim yerindeki icra dairesidir (HMK m.6).
                
Bu takibin konusu sözleşmeden doğan para alacağı olduğundan ve sözleşmede aksine hüküm yoksa para (kira) alacağı alacaklının yerleşim yerinde ödeneceğinden (EBK m.73/YBK m.89/1), kiraya veren (alacaklı) kendi yerleşim yerinde de ilamsız tahliye takibi yapabilir.
                
Bahsedilen icra dairelerine ek olarak ilamsız tahliye takibi, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerdeki icra dairesinde de yapılabilir.
                 
Bu takip yoluna başvurabilmek için yazılı bir kira sözleşmesinin bulunması ve bunun takip talebine eklenmesi şart değildir.

TAKİP TALEBİ

Takip talebi, genel haciz yolundaki gibi (m. 58 hükmüne uygun olarak) doldurulur.  Takip talebinde, alacaklı olarak kiraya veren birden fazla ise, bunların tümü; borçlu olarak kiracı veya birden fazla kiracı varsa, bunların tümü gösterilmelidir. Bu takip yolunda alacaklı iki şeyi talep edebilir: Ödenmeyen kira bedellerinin ödenmesi (haciz) ve kiracının taşınmazı tahliyesi.  Takip talebine, varsa yazılı kira sözleşmesi de eklenmelidir (m. 58/III).

ÖDEME EMRİ

Alacaklı-kiraya verenin, takip talebini icra dairesine vermesi üzerine, icra dairesi, tahliye talebini de içeren bir ödeme emri düzenleyerek kiracıya gönderir (m. 269; Yön. m. 35).  Ödeme emrinde (Örnek No: 13), takip talebindeki kayıtlar dışında, ihtar kısmı da yer alır. İhtar kısmında nelerin bulunacağı m. 269’da belirtilmiştir. İhtar kısmında, 7 gün (6 aydan kısa kira sözleşmelerinde 3 gün) içinde itiraz edilebileceği, 30 gün içinde (hâsılat kirasında 60 gün) ödeme yapılması gerektiği belirtilir.

Bu takip yoluna özgü olarak, Kanun, ödeme emrinde borçluya mal beyanında bulunması ihtarını düzenlememiştir. Birden fazla kiracı varsa, ödeme emri (ve varsa kira sözleşmesi) her birine ayrı ayrı gönderilir.
ÖDEME EMRİNE İTİRAZ EDİLMESİ

Borçlu-kiracı, ödeme emrini aldıktan sonra itiraz etmek isterse, bunu ödeme emrinin tebliğinden itibaren kural olarak 7 gün içinde yapmalıdır (m. 269/IV). İtirazla birlikte takip durur.
               
Kiracı, kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını inkâr etmek istiyorsa, bunu açık ve kesin olarak yapmalıdır; aksi halde, kira sözleşmesini kabul etmiş sayılır (m. 269/II, c. 2).         
Kiracının itirazı, kira sözleşmesine ilişkinse, kiraya veren-alacaklının, icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve kiracının tahliyesini isteyebilmesi için, kira sözleşmesinin yazılı ve aynı zamanda noterlikçe düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmış olması gerekmektedir (m. 269b/I). Aksi halde, takibin devamı için kiralayan kira akdini mahkemede ispat etmekle yükümlü olacaktır, bunun için kiraya veren sulh hukuk mahkemesine başvurmalıdır (m. 269b/IV; HMK m. 4-1-a). Yazılı ve noter tasdikli bir kira sözleşmesini elinde bulunduran kiralayan icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu şekilde bir kira sözleşmesi İİK m. 68/a’da belirtilen belgelerdendir. Böylece kiracı itirazını yalnızca yazılı ve noterlikçe tasdikli belgelerle ispatlayabilecektir.
                
Kiracının itirazı, kira sözleşmesine ilişkin değilse, alacaklı, icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasını ve tahliyeye karar verilmesini ister.
                
İtirazın tebliğinden itibaren 6 ay içinde itirazın kaldırılması ve tahliye için icra mahkemesine başvurmayan kiraya veren, aynı kira alacağından dolayı ilâmsız tahliye takibi yapamaz (m. 269/III).

ÖDEME EMRİNE İTRAZ EDİLMEMEMESİ

İtiraz süresinde yapılmaz, 30 gün içersinde de ödeme yapılmazsa kira alacağı kesinleşir ve kiralayan(alacaklı) icra mahkemesinde borçlunun taşınmazdan tahliyesini isteyebilecektir.Takibin kesinleşmesiyle kiralayan, icra mahkemesine kiracının taşınmazdan tahliye edilmesine karar verilmesi için dava açar. Söz konusu ödemeden kasıt kira bedelleridir, süreler içinde kira bedellerinden sayılmayan faiz, icra gideri, avukatlık ücretinin ödenmemesi nedeniyle mahkemeden tahliye talebinde bulunulmayacaktır. Fakat kira sözleşmesinde apartman ortak giderleri gibi giderler kiracı üzerine bırakılmışsa bunlar da kiraya dâhildir. Süreler içinde sadece kiranın ödenmesi değil, bunların da ödenmesi gerekir.

Tahliye kararında temyiz yolu açıktır. Fakat temyiz, takibi değil satışı durduracaktır. Kararın icra edilmesi için kesinleşmesine gerek yoktur. Ayrıca kanunen borçluya 3 aylık kira bedeli kadar teminat yatırarak icranın geriye bırakılması kararı alabilmesi hakkı da tanınmıştır.

Tahliye kararının icraya konulabilmesi için kararın maddi anlamda kesinleşmesine, Yargıtay tarafından onanmasını beklemeye gerek yoktur. İcra mahkemesi kararının kiracıya tefhimi veya tebliği tarihinden itibaren 10 günlük sürenin geçmesi yeterlidir (TBK m. 269/c-3) Bu süre sonunda kiralayan kararı icra dairesine sunar, tahliye harcını ve haciz yolluğunu yatırır ve kiracının taşınmazdan zorla çıkarılmasını isteyebilir. Her ne kadar kanunda ve doktrinde kiracıya ayrıca icra veya tahliye emri gönderilmesine gerek olmadığı düşünülse de uygulamada öncelikle söz konusu taşınmaza gidilerek, taşınmazın boşaltılması için genellikle 10 günlük süre daha verilir. Bu süre sonunda taşınmaz tahliye edilmezse tekrar gidilerek zorla tahliye edilmektedir.

14 Ocak 2015 Çarşamba

ÖZEL RÖPORTAJ: AVUKATLIK MESLEĞİNİN GELECEĞİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER


ÖZEL RÖPORTAJ: AVUKATLIK MESLEĞİNİN GELECEĞİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HAZIRLAYAN: AV.SİNEM SAÇKAN

Sitemizde “Hukuk Fakültesini Okumak İsteyenler İçin Yazılmış Bir Yazı” başlıklı yazı yayınlamıştık. Kendimce Avukatlık mesleğinde daha genel bir ifade ile hukuk alanında yaşanılan bir takım sıkıntılardan söz etmiştim. Sitemizin en çok okunan ve en çok yorum getiren yazısı bu yazı oldu. Yorumların birçoğu hukuk fakültesini tercih etmek isteyen hukukçu adaylarının aklındaki soru işaretlerini gidermediğini göstermekte. Objektifliği sağlamak açısından “hukuki yorum” sitesi olarak bu soru işaretlerini gidermek adına çeşitli hukukçuların katılımı ile birlikte özel bir röportaj hazırladık. Bu keyifli röportajın hazırlanmasında emeği geçen, Av. Barış Demirel, Av. Sinan Demirkol, Av. Sabahattin Kerem Minarlı, Av. Zakir Set, Av. Sinem Ezgi Büyükyıldız, Stj. Av. Melike Cantürk, Stj. Av. Selin Hayırlıgil, Stj. Av. Gülen Bayrak, Stj. Av. İskender Çatalbaş’a” hukuki yorum sitesi olarak katılımları için teşekkür ederiz. İyi okumalar…

1)- Hukuk Fakültelerinde verilen eğitim sizce yeterli mi? Bu konuda ne yapılabilinir?

Avukat Barış Demirel: Hukuk fakültelerinde verilen eğitim kanaatime göre, 1-2 üniversite haricinde kesinlikle yeterli değildir. Hukuk eğitiminin ABD örneğinde olduğu gibi lisans sonrası 2. Üniversite gibi planlanması, okul aşamasında mutlaka pratiğe yönelik uzun süreli çalışmalar yapılması ve iyi bir yabancı dil eğitimi verilmesi acil ve öncelikle yapılması gerekenler arasında sayılabilir.

Avukat Sinan Demirkol: Üniversite eğitimin ilköğretim ve lise öğreniminden farklı olması beklenir.  Öğrencinin ileride yapacağı mesleğin ilk adımlarının atıldığı bu eğitimin hakkıyla verildiğini düşünmüyorum. En büyük sorun ders işleyiş şeklinden kaynaklanmaktadır. Öğrenciler, üniversite eğitiminin bir bilim yuvası olduğunu, araştırmalarla kendisinin bu yuvaya dâhil olabileceğini her daim göz ardı etmektedirler. Lise ve öncesindeki dönemde öğretmen anlatır, öğrenci hocanın söylediklerine ve o dersin kitabının anlattıklarına çalışır ve bu şekilde başarıya ulaşır. Kendi araştırmasına dayanarak bilgi edinme çoğu öğrencinin aklına gelmediği gibi, zor bir süreç olması sebebiyle destek görmediğinden diğer öğrencilerde bu yola başvurmaktan kaçınırlar. Bu sistem hem devlet hem özel üniversitelerde devam etmektedir. Hâlbuki üniversite öğrencisinin ders kitabı ve bir tek öğretmeni olmamalıdır. Daha önceki eğitim öğretim alışkanlığından uzaklaşmak için üniversite öğrencileri bocalama süreci geçirir. Çünkü eğitim aynı metotla devam etmekteyse de okullardaki sınav kâğıtları ile Üniversitelerdeki sınav kâğıtları aynı değildir, değişim şarttır. Bazıları bu değişimi geç kabullenir bazıları değişimin gerektiğini fark eder fakat sistemi oturtamaz kimisi tembellikten vazgeçmemeye ant içer. Bir şekilde araştırma yaparak başarı elde edebileceğini eninde sonunda anlar. Ama üniversite yaşamının çoğunu buna harcadığından elde ettiği bilgiler az ve eksik olur ve bilime katkı sağlaması gerektiğini genellikle unutur. Öğretim üyeleri de bu geleneği değiştirmek niyetinde değillerdir. Öğrencilerin, o konuda yazılan kitapların bir çoğunu okudukları bir sınıfta eminim ki birçok deneyimli öğretim üyesi bulunmak istemeyecektir. Öğretim üyeleri, asıl görevlerinin talebelerini en iyi şekilde yetiştirmek olduğunu genelde unutmakta, kendi akademik gelişimine, idare ile ilgili sorunlara, siyasi hayatına belki de paraya daha çok önem vermektedir.  Bu zorlu süreci kabul etmeyen öğrenciler ve öğretim üyeleri maalesef üniversite eğitimini başarısız kılmaktadır. İlkokuldan itibaren öğrencilere doğru bilgiye ulaşma hususunda yardımcı olunmalı, desteklenmeli, öğretmenler de ders kitabını okuyup onu sözlü olarak seslendirmekten vazgeçmeli, birlikte bilginin gelişeceğine inanmalıdırlar. Üniversite eğitiminden önce bu şartlar sağlanırsa, üniversitede aktif rol alan öğrenciler kendisini öğrencileri yetiştirmeye adamış öğretim üyelerini karşılarında bulması halinde eksikliklerini giderecek, araştırmadan ziyade üretime, sonuca odaklanacak ve gerçek bir üniversite eğitimi oluşacaktır.

Avukat Sabahattin Kerem Minarlı: Hukuk Fakültelerindeki eğitim aslında ülkemizde diğer alanlardaki eğitimle paralellik göstermektedir. Özellikle devlet üniversitelerindeki kontenjanların bu denli fazla oluşu Hukuk eğitimini tam anlamıyla uzaktan eğitime döndürmüş vaziyettedir. Hukuk eğitimi açısından devlet üniversitelerinde vaziyet buyken vakıf üniversitelerinde de ne yazık ki çok olumlu bir atmosfer yok. Sahip oldukları imkanları son derece iyi kullanan vakıf üniversitelerinde ise temel hukuk eğitimi alanında bazı zafiyetlerin olduğunu düşünmekteyim. Tabi, tüm bu yorumlarımı belli başlı üniversiteleri ayrı tutarak söylediğimi belirtmek isterim. Hukuk Fakültelerindeki eğitim kalitesini arttırmanın yolunun, öğrencilere tam anlamıyla hukukçu olduklarını hissettirmekten ve bunun ne kadar önemli bir görev olduğu bilincini aşılamak yolundan geçtiğini düşünmekteyim. Yani, sadece sınavlardan başarılı not alıp bir üst sınıfa geçeyim mantığının ne yazık ki günü kurtarma çabasından başka bir şey olmadığı gerçeğinin anlaşılması gerekir diye düşünmekteyim. Unutmamak gerekir ki ders notları fotokopiyle yetişmiş bir hukukçu nesli daha gelmekte...

Avukat Zakir Set: Yeterli değil, teorik ve lüzumsuz doktriner bilgiler verilmesi azaltılıp, pratik hayata ilişkin daha çok bilgi verilmesi kanaatindeyim.

Avukat Sinem Ezgi Büyükyıldız: Hukuk fakültelerinde verilen eğitim oldukça yetersizdir. Hukuk eğitiminin süresi kısa olmaktadır. Eğitim süresi içerisinde staj yapılabilir kanısındayım.


Stajyer Avukat Melike Cantürk: Hukuk fakültelerinde verilen eğitim yeterli değildir. çevremizde hep hukuk okumanın ezber işi olduğu söylenir. Bugün hukuk fakültelerinde hala ezberci eğitim modeli uygulanmaktadır. Oysa ki pratikte yorumlama yeteneği de çok fazla gerekmektedir. Bu konuda eğitim sırasında uygulama yöntemlerinde daha çok yer verilmesi ve usule ilişkin eğitimin arttırılması gerekmektedir.

Stajyer Avukat Selin Hayırlıgil: Hukuk eğitiminde teoriden farklı olarak her dönem en az bir ay uygulamayı görmek gerektiğini düşünmekteyim. Aynı zamanda sistemin nasıl olduğunu öğrenebilmek adına üniversitenin belirleyeceği bir avukatın yanında staj yapmak yararlı olur kanısındayım. Bu sayede teoriyi pratikle pekiştirip daha kalıcı bir eğitim modeli sağlamış oluruz.

Stajyer Avukat Gülen Bayrak: Hukuk fakültelerinde verilen eğitimin yapmış olduğum stajla pek de uyum sağladığı kanaatinde değilim. Çünkü okul hep teori üzerine kurulmuşken staj da uygulama bocalamaya sebebiyet verebiliyor. Eğitimde biraz daha uygulama ağırlıklı çalışılması taraftarıyım.

Stajyer Avukat İskender Çatalbaş: Öncelikle herkesin bildiği bir gerçektir ki, ülkemizde hukuk fakültelerinin son yıllarda bu kadar artması eğitim kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Şahsım adına konuşmam gerekirse ben hukuk fakültesine başladığımda İstanbul ve Marmara Üniversitelerinin Hukuk Fakülteleri kontenjanı 400 kişilikti. Birkaç sene içerisinde bu sayı üç katına çıktı. Birbiri ardına açılan ve artık sayılarını takip dahi edemediğimiz, iyice bir piyasa sektörüne dönmekte olan özel üniversitelerin artması ise, bu üniversitelerde bulunan hukuk fakültelerinde verilmekte olan eğitimin kalitesini sorgulatır hale getirdi. Nitekim çoğu meslektaşımızın Türkiye’de hukuk ve avukatlık ile ilgili başlıca problemlerden birisi de artan fakülte sayısı ile birlikte kalitesiz bir eğitim ile yetersiz akademik kadroların elinden geçen mesleki yeterlilikten yoksun yeni hukukçuların yetişmesidir. Bu sorunun temelinde, kanaatimce bu kadar hukuk mezununu yerleştirecek yeterli istihdam gereksiniminin sağlanamaması yatmaktadır. Açıkçası mezun olan hukukçulara herhangi bir mesleki alternatif ve istihdam yaratılmadan ve bu mesleki alternatiflere gereken teşvik sağlanmadan bu kadar fakültenin açılmasını ben ülkemizin basiretsiz, çözümden ziyade sorun üreten eğitim anlayışının bir sonucu olarak görüyorum.  Hukuk fakültelerinde eğitimin düzeltilebilmesi adına hukuk fakültelerine, yeterli eğitimi sağlayamayan fakültelerin kapatılmasını veya akademik kadrosunun yetişebileceği kapasitenin üzerinde kontenjana sahip fakültelerde kontenjanın kaldırılmasını gerektirecek katı yeterlilik ölçütleri getirilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Yetkin uzmanlık gerektiren bir mesleğin eğitim yeri olarak hukuk fakültesi açmak yahut radikal bir kararla mevcut fakültelerin (gerek devlet eliyle, gerek özel vakıf üniversiteleri eliyle) kontenjanını arttırmak bu kadar kolay olmamalı. Ciddi, tutarlı, objektif ölçütler çerçevesinde kaliteli eğitimin sağlanabileceği, nitelikli yargı insanlarının yetiştirilebileceği yüksek kıstasları sağlamaya üniversitelerin zorlanması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de bu standartların nasıl adilane bir şekilde uygulanabileceği ise bir hayli şüpheli olup, bu denli tepeden inme başarısız uygulamaların gelenek haline geldiği, nepotizm cenneti ülkemizde açıkçası bu tip kıstasların objektif bir biçimde yürürlüğe konup uygulanabileceğini düşünmemekteyim.

2)- Sizce staj eğitimi amacına uygun işliyor mu?

Avukat Barış Demirel: Staj eğitiminin amacı; hukuk eğitimi sırasında alınan teorik eğitim ile pratiğin birleştirilmesi olmalıdır. Ancak fiiliyatta çok az stajyer avukat bu amaç doğrultusunda stajını tamamlayabiliyor. Bunun en temel gerekçesi ise ekonomik koşullardır.

Avukat Sinan Demirkol: 6 Ay adliye stajı, 6 ay avukat yanında olmak üzere 1 yıl süren avukatlık stajının stajyer avukatlara istenen katkıyı sağlamadığı herkesçe kabul edilen bir şey. Şuana kadar kimsenin staj eğitimin faydalı olduğunu söylediğini duymadım. ( stajyer avukatlar, avukatlar, hâkimler, öğretim üyeleri vs.) Eminim ki meclisteki hukukçu milletvekilleri, Adalet Bakanı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve üyeleri de bunun faydalı işlediğini düşünmüyorlardır. Hatta stajyer avukatlar için bir külfet olduğunu düşünen hukukçular dahi bulunmaktadır.  Kanuni düzenleme ve uygulama arasında birçok farklılık bulunduğundan sorunlara değinemiyorum. Stajyerlere devlet ve baro tarafından gerçekten iyi bir ücret ödense, adliyelerde her gün hâkimin yanında olan ve ona yardımcı olan gerekli araştırmaları yapan, avukatlara davaya hazırlık boyutunda yardımcı olan ve aynı dönemde her daim baronun düzenlediği seminer, panel ve bazen de derslere katılma zorunluluğu getirilse iyi bir staj eğitimi gerçekleşebileceğini düşünüyorum.

Avukat Sabahattin Kerem Minarlı:  Staj eğitiminin amacına uygun işlediğini düşünenin olduğunu pek sanmıyorum. Zira ülkemiz gerçekliğinden son derece uzak staj düzenlemesinin işlevselliği bulunmamakta. En iyi ihtimalle, okulunu hiç uzatmadan bitirmiş bir öğrenciden ilham alalım, 22-23 yaşındasınız, hukuk fakültesinden mezun olmuşsunuz heveslisiniz, azimlisiniz, stajınızı başlatıyorsunuz, ancak bir de görüyorsunuz ki staj süresince ücretsiz çalışacaksınız... Ve daha da ilginci ekonomik istikbali için başka bir işte çalışmanız da yasaklanmış durumda... Farz edelim ki bu genç arkadaşımızın her ay vermiş olduğu bir kira gideri var ya da bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi... Mesleki yeterliliğini bir kenara bırakıp ihtiyaç piramidinin en altındaki zaruri ihtiyaçları giderme hususunda dahi yetersiz olan staj sürecindeki eğitiminde bu bağlamda ne denli işlevsel olabileceği hususu tartışmaya açık. Tabi tabloyu bu kadar karamsar göstermek de çok doğru değil. Staj eğitimi hususu özelinde düşünecek olursak eğitime gelen son derece kıymetli ve önemli hukukçularla tanışma fırsatı bulmak ve tecrübelerinden dersler çıkarabilme imkanı açısından ve kendi döneminiz avukatlarını tanıma açısından son derece yararlı olduğunu söylemem gerekir. Staj eğitimi, staj sürecinin geneli ile kıyaslandığında aslında amacına uygun yürüyen nadir konulardan biri kanaatimce.

Avukat Zakir Set: Son zamanlarda eskiye nazaran daha disiplinli ve ciddi staj eğitimi faaliyetleri yapılsa da bu yeterli ölçüde değildir. Stajyerlerin ekonomik sorunları staj eğitim hayatlarını önemli ölçüde etkilemektedir.

Avukat Sinem Ezgi Büyükyıldız: Staj eğitiminde verilen eğitim yetersizdir. Staj eğitiminin daha çok pratik uygulamaya dayandırılması gerekmektedir.

Stajyer Avukat Melike Cantürk: Staj eğitimi kesinlikle amacına uygun değildir. Adliye stajında hakimlerin iş yoğunluğundan dolayı stajyer, hiçbir şey öğrenmemektedir. Aynı zamanda bu dönemde hiç bir geliri olmayan stajyer bu süreci maddi zorluklar içinde geçirmektedir.

Stajyer Avukat Selin Hayırlıgil: Bana kalırsa staj eğitiminden verim almak için avukatken yaşayacağımız sorunlara yönelik bir eğitim görmeliyiz. Avukat yanında yaptığımız staj evresinde daha çok dilekçe yazıp ve dosya takibi yapılması gerektiğini düşünmekteyim.

Stajyer Avukat Gülen Bayrak: Şöyle ki, staj eğitiminin amacına ulaşıp ulaşmadığı hususu staj yapan kişinin göstermiş olduğu özveriyle doğru orantılıdır bence. Öğretmen ne kadar iyi olursa olsun öğrenci istemiyorsa, bu durumda ne kadar verim alınır mantığı burada da işliyor bence.

Stajyer Avukat İskender Çatalbaş: Staj eğitiminin Türkiye’de ciddi anlamda büyük problemleri vardır. Bu problemlerin en temelinde ne yazık ki, mevzuat ile uygulama arasında korkunç boyutlardaki farklılıklar yatmaktadır. Herkesin açıkça bildiği bu farklılıkları uzun uzadıya yazmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Adliye stajı kapsamında sadece kolu uyuşana kadar imza atmayı öğrenen, Hakim, Savcı ve kalemlerince adliyeye gelme nedenleri sorgulanan, staj boyunca maaş alma yasağına (Danıştay 8. Dairenin 09.07.2008 gün 2008/1164 E. 2008/4989 K. sayılı kararı) rağmen sürekli olarak asgari ücret civarında bir ücrete tabi şekilde SGK’sız ucuz iş gücü mahiyetinde çalıştırılarak hiçbir sosyal hakka sahip olamadan Suriyeli bir mültecinin bir tık üzerinde hayat şartları ile bir sene boyunca yaşamak zorunda bırakılan stajyer avukatlardan bütün meslektaşlarımızın haberdar olduğunu hepimiz biliyoruz. Mevzuattaki düzenlemelere hâkim felsefeye ve kanaatimce insan haklarına dahi aykırı şekilde cereyan eden bu uygulamanın düzeltilebilmesinin TBB’nin ve Adalet Bakanlığının öncelikleri arasında yer alması gerektiğini düşünmekteyim. Stajyer avukatların ücret almasının staj eğitiminin amaç ve niteliğine aykırı olduğunu iddia edenlerin; stajyer hâkim ve savcıların geçimlerini sağlayabilecek nitelikte bir ücret almasını, hâkim ve savcılık stajının amaç ve niteliğiyle nasıl bağdaştırabildiklerini çok merak ediyorum. Oysaki avukatlık da aynı hâkim veya savcılık gibi yargının bir kolunu oluşturmaktadır. Adalet, sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerini icra eden meslek erbapları için geçim derdi geri planda olmalıdır ki, kendilerini hiçbir baskı altında hissetmeden mesleklerinin kutsal gerekliliklerine adayabilsinler. Ailesinin desteğini almak zorunda olmadığı bir dönemde en düşük ihtimalle 22 yaşında bir hukuk mezununun, mesleğe atılır atılmaz yaşadığı bu adaletsizliklerin hukuk dünyasına adımını daha yeni atmış bu bireyin adalete olan bakış açısını ne ölçüde olumsuz etkileyeceğini göz önünde bulundurmak zorundayız. Ya mevzuatı pratik gerçeklere göre yeni baştan düzenleyerek staj eğitimi süresince genç avukatların çalışma ve sosyal haklarını garanti altına alacağız; ya da uygulamanın teoriye uygun bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için stajyer avukatlara insanca yaşama fırsatı tanıyarak güçlü bir denetime tabi staj eğitiminin şartlarını sağlayacağız. Bunları gerçekleştiremediğimiz takdirde yeni nesil avukatlardan gerçek bir adalete inanmalarını beklemek hayal olur.

3)- Avukatlık mesleğine geçiş için sınav gerekliliğine inanıyor musunuz?

Avukat Barış Demirel: Özellikle son dönemde çok fazla sayıda hukuk fakültesi açılması, bu fakültelerdeki eğitimin gerçekten yetersiz olması, yeterli öğretim üyesinin bulunmaması, tabela üniversitelerin varlığı, mezun sayısındaki artış gibi nedenler avukatlığa geçişte sınavı zorunluluk haline getiriyor. Bu bakımdan mesleğe girişte sınav ve ayrıca belli dönemler halinde meslek içi eğitimlere katılım zorunluluğu getirilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Avukat Sinan Demirkol: Kesinlikle, yurt dışında birçok ülkede mevcut olan avukatlık sınavının Türkiye'de de olması gerekiyor. Nasıl insanlar arasındaki uyuşmazlığı çözecek olan hâkim sınavla belirleniyor ise, yurttaşların belki de hayatındaki en önemli sorunu bir avukata teslim ettiği düşünülürse sınavın getirilmesi şarttır. Sınav neleri içermeli?, soruları kim belirlemeli?, kaç aşamadan oluşmalı? gibi sorular üzerinde düşünülmesi gereken konulardır.     Bu sınavın aslında tüm avukatlara uygulanması gerekir fakat kazanılmış hak olduğundan böyle bir yola maalesef ki başvurulamayacaktır. Hukukun birçok dalı bulunduğundan uzmanlık sınavı getirilerek bir nebze sorunları halledebileceğimizi düşünüyorum.

Avukat Sabahattin Kerem Minarlı: Bizde şöyle bir alışkanlık var; biz bir şeyi bozarız sonra onu tamir etmek, düzeltmek için çırpınır dururuz. Avukatlık sınav çabaları da tam olarak bundan ibaret bence. Hukuk Fakültesi kontenjanlarını her yıl arttırırken ya da her yere apartmandan bozma okullar açıp hukuk fakülteleri kurarken hukukçu sayısının bu denli artacağının ve durumun buralara kadar geleceğinin öngörülememiş olması tam bir fiyasko! Mevcut durumda da tam anlamıyla doğru çözüm olmasa da sınavdan başka bir yolun olmadığı kanaatindeyim. Zira mitoz ya da mayoz bölünmeyle bölünür gibi bu hızla avukat sayısı artarsa avukatlık hususunda taşeronlaşma gibi mesleğin onuruna yakışmayacak fiili uygulamaların oluşacağını düşünmekteyim.

Avukat Zakir Set: Hayır, sınav kişinin bu meslekte başarılı olacağı anlamına gelmez. Bu meslek pratik hayatta tecrübe kazanılarak ve gayret gösterilerek yapılacak bir meslektir.

Avukat Sinem Ezgi Büyükyıldız: Avukatlık mesleğine geçiş için sınavın gerekliliğine inanmıyorum.


Stajyer Avukat Melike Cantürk: Öğrencilik hayatımda da şimdiki durumumda da hiç bir zaman bu sınavın doğruluğuna ve gerekliliğine inanmıyorum. Çünkü Türkiye -maalesef- liberal ekonomik sistemi benimsemiş bir ülkedir. Avukatlık mesleği de serbest çalışma şekli olduğuna göre bu meslek "iyi olanın kazandığı" bir meslektir. Bu nedenle eğitimini tamamlamış bir kişiyi muhtemelen güvenilirliği düşük bir ezber sınavına tabi tutmaktansa, eğitim sürecinde hiç bir katkısı olmayan baroların hukuk öğrenimi esnasında gereken aktiviteleri sağlaması gerekmektedir. 

Stajyer Avukat Selin Hayırlıgil: Avukat olmak için eğer bu sınav yapılıyorsa şayet Avukat adaylarını daha başarılı olmaya teşvik edebilir kanısındayım.

Stajyer Avukat Gülen Bayrak: Bu fakülteye başlayan her öğrenci gibi ben de dört yıllık eğitimin ardından yasal bir yıllık staj eğitimi ve devamında beklenen avukatlık ruhsatının alınacağını bilerek okula başladım. Ne olursa olsun üniversiteye girme çabası ve okuldaki sınavlardan sonra tekrardan bir sınav olacağını bilmek göz korkutuyordu tabi ki de. Okulun son dönemi kafaya çokça takılan problemdi aslında, -öğrenci psikolojisi işte- bunlardan biri de bendim. Şuan stajımın 3. ayı dolmak üzere ve şuan sorsalar ( -ki fikrimizin alınacağı da yok!) bu mesleğe geçiş için sınav gerekli mi,  bu staj havasını soluduktan sonra elbette gerekli derim. En azından bu meslek için bir yeterliliğinin olması gerektiği inancındayım.

Stajyer Avukat İskender Çatalbaş: Az önce artan hukuk fakülteleri ile ilgili yaptığım tespitler doğrultusunda konuşmak gerekirse; evet, avukatlık sınavı gereklidir.  Avukatlık sınavına soğuk bakanların mevcut durumu savunurken genel olarak dayandıkları en büyük gerekçe ise ruhsatını alan avukatların kabiliyetleri oranında piyasa tarafından süzüleceği ve kendisini bir şekilde geliştirmemiş, mesleki yeterlilik kazanamamış meslektaşlarımızın piyasa şartları tarafından elimine edileceğidir. Bu savunma kuşkusuz somut gerçeklerden çok uzakta farazi bir değerlendirme olmakla birlikte meslektaşlarımızı bir kabiliyet sıralaması içerisinde yarış atı gibi göstermektedir. Nitekim avukatlığı fabrikasyon dilekçe ve başvurularla, agresif bir tavırla para kazanma sektörüne dönüştüren kurumsal yapıların içerisinde avukatların yeteneklerini ne kadar gösterebileceği veya kendilerini ne ölçüde geliştirebilecekleri büyük bir soru işareti olarak yerini korumaktadır. Gerçekten de büyük bir hevesle mezun olarak mesleğe atılmış kabiliyetli meslektaşlarımızın, maddi şartlar gereğince bu tür kurumsal plazalar içerisinde yeteneklerinde veya bilgilerinde gram ilerleme sağlamayacak işlerde çalışmak zorunda olmalarını sorgulamadıkça, mesleki yeterliliği kazanamamanın adil bir değerlendirme olduğu söylenebilir mi? Keza çok açıkça bilinen bir gerçek olmakla birlikte ailesinin desteğiyle okuyan ve okulu bitirdikten sonra yine ailesinin desteğiyle ofisini açarak, ailesinin geniş çevresinden müvekkil kazanan bir avukatla; zor şartlar altında büyük bir şehirde tek başına hukuk okuyup, mezun olduktan sonra sırf maddi gereksinimlerinden ötürü kurumsal bir avukatlık ofisinde birbirinin aynısı dilekçeleri kopyala yapıştır yöntemiyle yazmak zorunda kalan bir avukatın mesleki yeterliği adil bir kıyaslamaya tabi tutulabilir mi?  Avukatlık bir zamanlar aristokrat mesleği olarak görülürdü. Hala aynı bakış açısıyla yaklaşıyorsak, bilinç olarak pek ileriye gidememişiz demektir. Hukuk mezunlarının avukatlık dışında meslekleri gereğince çalışabilecekleri alternatif işlere teşvik edilmesi ve bu işler için gereken istihdamın arttırılması gerektiğini düşünmekteyim. Benim rehberlik hocam, hukuku seçmem için beni teşvik etmeye çalışırken, bir hukuk mezununun 26 farklı mesleğe direk geçiş yapabildiğinden bahsetmişti. Bu yanlış bir değerlendirme değildir. Hukuk mezunu olarak gerek özel sektörde, gerekse kamuda hukuk alanında çok çeşitli kademelerde ve alanlarda hukuk mezunlarına istihdam sağlanabileceğini düşünüyorum. Avukatlık sınavının getirilmesi halinde ise uygulanabilmesi için, bu uygulamanın yürürlüğe konulmadan evvel yurtdışındaki örneklerine bakılarak ülkemiz şartlarında nasıl uygulanabileceğinin detaylı şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu sınavın hangi kurum tarafından yapılması gerektiği ile ilgili ben de çevremde konuyu tartıştığım kişilerle aynı görüşlere sahibim. Kesinlikle YÖK veya Adalet Bakanlığı eliyle değil, TBB tarafından yapılmalıdır. Her baronun kendisine özgü bir sınav yapması eşitliğe aykırı olacağından, avukatlık yapmaya hak kazanma ülke genelinde aynı şartlar çerçevesinde Türkiye Barolar Birliği tarafından uygulanmalıdır.

4)- Hukukun sizin hayatınızdaki yeri nedir?

Avukat Barış Demirel: Hukuk hayatın tam merkezinde yer alır. Zira insan en temel tanımla ‘sosyal bir hayvandır’. İnsanın; insanlarla, toplumla, devletle, çevreyle ve hatta canlı ve cansız diğer varlıklarla ilişkisini hukuk kuralları belirlediğine göre hayatımızda merkezi rol oynadığını kabul etmek gerekir.  

Avukat Sinan Demirkol: Hukuk Fakültesine girdikten hemen sonra etrafımı "amma çok hukukla ilgili haberler, olaylar oluyor eskiden de böyle miydi" sorusuna boğmuştum. İnsan bir hususla devamlı ilgilenince dikkat ettiği durumlarda değişiyor. Dolayısıyla ben ve birçok meslektaşımda olduğu gibi içerisinde hukukla alakalı bir şey görünmese de bir yerden muhakkak hukuka bağlıyoruz. İçimize işledi.

Avukat Sabahattin Kerem Minarlı: Hukuk için hayatımın olmazsa olmazı diyebilirim. Daha çocukluk yıllarından başlamış bir tutku aslında. Tabi o yıllarda toz pembe gelen bir çok şeyin aslında o kadar da kusursuz olmadığını fark ettiğinizde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor olsanız da bendeki "hukuk"un yeri hiçbir zaman değişmedi. Daha önceki cevaplarımda karamsar bir tablo çizmiş olabilirim. Ama her zorluğa veya her engele rağmen pes etmemek gerektiğini de gayet iyi biliyorum. Hukuk, adalet, eşitlik herkesin her an ihtiyaç duyduğu yegane olgulardan. Hava gibi su gibi... Abarttığımı düşünebilirsiniz belki. Ancak derinliğine düşünüldüğünde bu cümlemdeki haklılık payının anlaşılacağını düşünüyorum. Mesleğin henüz başlarında olmama ve üstatlardan mesleğin itibarı ve geleceğine dair karamsar öngörüleri sıkça duymama rağmen her hangi bir pişmanlığım olmadı. Zor olanı başarmanın verdiği mutluluk daha fazladır. En azından benim için durum böyle.

Avukat Zakir Set: Hukuk çocukluğumdan beri idealimde olan bir alan. Her türlü insan ilişkileri, hukukun alanına girmektedir. İnsanların hukuki sorunlarını çözmek ve yardımcı olmak bana mutluluk verir.

Avukat Sinem Ezgi Büyükyıldız: Bence, hayatın büyük bölümünü kapsamaktadır.


Stajyer Avukat Melike Cantürk: Hukukun benim hayatımda yeri mesleğim olmasından ibarettir.

Stajyer Avukat Selin Hayırlıgil: Hukuk hayatımızın her anında kendimizi savunmamız için şarttır. Bu herkesin hayatında yer alan bir gerekliliktir.

Stajyer Avukat Gülen Bayrak: Hukukun hayatımdaki yeri, mesleğim diyebilirim. Mesleğim derken, sadece mesleğimi ifade etmiyor. Sanırım birkaç sıfat eklemem gerekebilir. Severek yaptığım bir meslek. Bu alanda çalışacağım ve şuan bile onun havasına bürünmüş halde hissediyorum.

Stajyer Avukat İskender Çatalbaş: Bu soruyu dört veya beş sene önce sorsaydınız, size olumsuz bir yanıt verebilirdim. Hukuka veya adalete herhangi bir inancım yoktu ve genel kitle için en büyük önceliğin maddi çıkar olduğunu fark ettikçe hukuktan daha da fazla soğuyordum. Açıkçası bana bu mesleği ve hukuku sevdiren iki etken vardır. Birincisi yanında staj yaptığım bir meslektaşım. Bana hukukla uğraşmanın illa adliye duvarları kadar soğuk bir yaşama sahip olmayı gerektirmediğini, mesleğimden keyif almayı ve hukukla severek uğraşmayı kendisi öğretti. İşin içerisine girdikçe, sayesinde bu işi daha çok sevdim. Bana hukuku sevdiren ikinci etmen ise bizzat hukuk mesleği içerisinde yaşadığım haksızlıklar ve bu sebeple duyduğum öfke oldu. Hukukun nasıl da herkese lazım olduğunu bu haksızlıklar bizzat başıma geldiğinde anladım. Duyduğum öfke ise bende, bütün o haksızlıklara sebep olan, kötü giden bir şeyleri değiştirebilme isteğini kamçıladı. Hukukun bendeki yeri bu sebeple değişime olan inancımdır. Yaşadığım dünyayı daha adil bir yer yapabilme hususunda ufak da olsa sağlayabileceğim bir katkıya, düne göre daha az haksızlığın yaşanacağı bir sabaha uyanabilmeye duyduğum inanç, hukukun hayatımdaki yeridir.

5)- Avukatlık mesleğinin avantajları ve dezavantajları sizce nelerdir?

Avukat Barış Demirel: Avukatlık mesleği bir sosyal prestij mesleğidir. Dolayısı ile mesleğe saygınlık kazandıran esasında bireyin kendisidir. Bu nedenle mesleğin gerektirdiği saygınlığın korunabilmesi için kişinin azami dikkati ve özeni göstermesi gerekir. Bunun haricinde yine mesleğin sağladığı hukuki birtakım ayrıcalıklar, kurumların mevzuatlarına hâkimiyet, sorunları çözebilme yetisi kazanma, hukukun gelişmesine katkıda bulunabilme, maddi ve manevi tatminin üst düzeyde sağlanabilmesi önemli ayrıcalıklardır. Mesleğin bir dezavantajı bence bulunmamaktadır. Belki geçmişten kalma bazı ön yargılar dezavantaj olarak söylenebilir.

Avukat Sinan Demirkol: Bir insanın hakkını savunmak, onun hayatına belki de yön vermek gerçekten insanoğlunun duyabileceği en büyük onurdur. İlk zamanlarda çoğu başarılı insan bu onuru elde etmek için birçok insana yardım etmişlerdir. Bu duygu mesleğin en iyi yanı. Fakat günümüzde para karşılığından avukatlık yapıldığından ve bizden önceki avukatlar maalesef ki toplumda " avukatlar yalancı, paragöz ve belki de sahtekâr"  izlenimi yarattığından bu onuru duyamadığımızı belirtmek isterim. Bu onuru tekrardan kazanmak için çabalayacağız yahut çoğu insan gibi avukatlığın iyi yanını güzel para kazanmak olarak belirteceğiz. Avukatlığın dezavantajı olduğunu düşünmüyorum.  Mesleği ifa ederken karşılaşılabilen zorluklar olabilir lakin bunlar avukatlıktan değil, insanlardan kaynaklanan sorunlardır.

Avukat Sabahattin Kerem Minarlı: Avukatlık mesleğini bekleyen dezavantajlardan aslında cevaplarımda sıkça bahsettim. Hukuk eğitimin yetersizliği, avukat sayısındaki önlenemeyen artış, meslekte taşeronlaşmaya doğru kayış, toplumun avukatlara ve avukatlığa bakışı ve daha niceleri... Ancak her şeye rağmen avukatlık, yargı mekanizmasının olmazsa olmaz bir unsuru ve bu nedenle dik duran /durması gereken bir meslek türü. Sadece ekonomik beklentilerle avukatlık yapmak bu mesleğin ruhu ve itibarıyla bağdaşmayacaktır. Avukatlar daha önce hep olduğu gibi duruşuyla, kişiliğiyle de örnek birer insan olmalıdırlar. Bu doğrultuda Avukatlık mesleğinin taşıdığı önem ve bulunduğu konum hala ve hep, avukatlık mesleğinin avantajları olarak kalacaktır. Bu etkili ve çözüm odaklı çalışma için teşekkür ederim

Avukat Zakir Set: Bir çok meslek dalında işsizlik var ama Avukat bir çok alanda iş yapar ve geçimini sağlayabilir. Toplumda ve devlet kurumlarında ayrı bir itibarı vardır. Görevlerini yaparken Avukata karşı işlenen suçlar, Hakim ve Savcılara karşı işlenen suçlar kapsamındadır. Ayrıca Avukat kimlikleri resmi hüviyet hükmündedir.

Stajyer Avukat Melike Cantürk: Avukatlık mesleği maddi olarak ve statü olarak avantajlara sahiptir. Bireysel olarak zorlu bir eğitimden geçildiği için bir hukuk fakültesi mezunu en azından okulda öğrendiği ile donanımlıdır. Bu mesleğin muhatabının uyuşmazlık içinde olan insanlar olması ise avukatlığın dezavantajıdır. Tabi ki en büyük dezavantaj ise bu mesleğin Türkiye'de yapılmasıdır
. 
Stajyer Avukat Selin Hayırlıgil: Avukatlığın avantajları bence objektif düşünme kabiliyeti, çalışma disiplini, zorluklarla mücadele gücü ve bağımsız çalışabilme imkânını sağlamasıdır. Avukatlığın dezavantajları ise bence yorucu olması ve toplum tarafından düşünülen olumsuz nitelendirmelerdir. Kurnazlık, dolandırıcılık ve sert tavırlı insan profili gibi.

Stajyer Avukat Gülen Bayrak: Daha henüz yolun başındayken mesleğin dezavantajlarından bahsetmek daha doğrusu gördüğüm olumsuz şeyleri söylemek yanlış olur kanısındayım. Ama her meslek gibi bu mesleğin de sevilerek yapılması halinde var olan olumsuzluklar görünmez hale gelebilir. 
 

 HAZIRLAYAN: AV. SİNEM SAÇKAN

13 Ocak 2015 Salı

YAKINDA SİTEMİZDE! ÖZEL RÖPORTAJ: AVUKATLIK MESLEĞİNİN GELECEĞİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER


Kısa bir süre içerisinde sitemizde "Avukatlık Mesleğinin Geleceği Üzerine Düşünceler" başlıklı özel röportajımız yayında olacaktır...

Av.Sinem SAÇKAN

3 Ocak 2015 Cumartesi

EDİTÖR'ÜN TAVSİYESİ: "BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ"

_DSC0054.JPG görüntüleniyor

Yazarı Victor Hugo olan "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" isimli eser,
-14 Ocak'ta Kumbaracı 50'de saat 20.30'da ,
- 6 Şubatta Ortaköy Afife Jale Sahnesinde saat 20.30'da tiyatro severlerle bir araya geliyor. Kaçırmamanızı öneririz.

Yazan: Victor HUGO

Çeviren:Volkan YALÇINTOKLU

Oyunlaştıran:Gizem YERLİKAYA

Yönetmen: Batuhan PAMUKÇU

Yönetmen Yardımcısı: Cemre Buğra Ün

Oynayan: Batuhan PAMUKÇU

Dekor Tasarım:Onur ÖZCAN

Danışman:Rusudan SAVANELİ