22 Kasım 2012 Perşembe

Modern Dolandırıcılık



Bilişim suçları günümüzde yabana atılmaması gereken bir mesele...Bazı hackerler bilgisayarınıza öyle bir virüs bulaştırıyor ki bu virüsten kurtulmak oldukça güç hale geliyor. Yaşanılan bir hadiseden yola çıkmak gerekirse, Hesapta İnterpol (Uluslararası Polis Teşkilatı) olarak bilinen bir kurumun adı kullanılarak aniden resminiz çekiliyor ve ekranda bir kenarda resminiz öbür kenarda interpol başlığı altında yabancı dille yazılmış" suç işlediniz!" yazısı... Şu kadar parayı şu hesaba yatırmanız gerekmektedir aksi takdirde hapis cezası olarak 2 ile 8 yıl arasında cezalandırılacaksınız. Böyle bir dolandırıcılık türü...Hadi ben hukukçuyum kolay kolay kanmam bu tuzağa ama peki o anki psikolojik durumla resmini ekranda gören kişi ya ciddiye alıp o parayı hesaba yatırırsa? Durum vahim...
Sanırım teknoloji geliştikçe çağ atlanılmakla kalınmıyor, işlenilmekte olan suçlarda  bu teknolojiye ayak uyduruyor.Bahsi geçen durum bunun bir ispatıdır.
Bu durumla karşılaşanların bu tarz uyarılara itibar etmemesi gerekir.Unutmayalım ki kişi suç işlemiş olsa bile savunması alınmadan cezalandırılmaz.

20 Kasım 2012 Salı

İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ

SİNEM SAÇKAN

Bir toplum yaşatıcı olduğu kadar öldürücü de olabilir…”

Fransız yazar Victor Hugo’nun yazdığı en önemli eserlerinden birisidir: “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü”.
Şimdiye kadar yazmış olduğu eserlerinin arasında en kısa ama en etkileyici olanıdır. Hümanist olan Victor Hugo’nun bu yapıtı, suçlu dediğimiz insana uzaktan bakmak yerine, bu insanın hayatına girmemizi sağlıyor, onun da bir insan olduğunu fark ettiriyor.
Victor, bu eserini 26 yaşında iken yazmış, idamların tiyatro gösterisi gibi halkın önünde eğlence tarzında yapılmasından çok etkilenmiş ve idam cezasının karşıtı olarak “İdam Mahkûmunun Son Günü”nü kaleme almıştır.
Kitapta, idam cezasına çarptırılmış olan karakterin, hissettikleri, yaşadıkları, düşünüp de yaşayamayacağı durumları (karaktere ne düşünüyorsun diye soru sorulduğunda verdiği yanıt bir daha düşünemeyeceğimi düşünüyorum şeklinde olmuştur.), acıları, ızdırapları, sönmüş, yitip gitmiş umutlarını, çok sevdiği kızı Marie’yi, İnfaza gidilen sonsuz yolculuğu etkileyici bir şekilde anlatılmış.
Karakter o kadar çaresizlik içerisindedir ki, merhamet edilmeyi bekler. Hayatının bağışlanmasını ister. Hatta başka cezalara razı olduğunu belirtir. Anılan durum kitapta şu cümleler ile tasvir edilmiştir:
Ah Tanrım! Acı bana! Belki bana merhamet ederler. Kralın benimle bir sorunu yok. Avukatımı çağırın! Kürek cezasını tercih ediyorum. Beş yıl kürek cezasına razıyım- ya da yirmi yıl- ya da ömür boyu demire vurulmaya. Ama lütfen hayatımı bağışlasınlar!”
Bir insanın öleceğini bilerek yaşaması, aldığı nefesin belki de ilk defa farkına varması ve kendisiyle hesaplaşması sanıldığı kadar kolay olmasa gerekir:
“Saat biri çeyrek geçiyor. İşte şu anda hissettiklerim: Şiddetli baş ağrısı. Buz gibi böbrekler, ateşler içinde bir alın. Her kalktığımda ya da öne doğru eğildiğimde, beynimde dalgalanan ve beynimin kafatasıma vurup duran bir sıvı gibi hissediyor gibi oluyorum. Gözlerim dumanlı bir yerdeymişim gibi yanıyor. Dirseklerim acıyor. İki saat kırk beş dakika daha, sonra iyileşmiş olacağım.”
İşlenmiş olan bir suç ve bunun karşılığında verilen bir ceza… Suç işleyenin toplumdan tasfiye edilmesi, yani idamına karar verilmesi… En temel hak dediğimiz “yaşama hakkının” elinden alınması… Geri dönüşü olmayan verilebilecek en ağır ceza: İdam!
Hâkimlerden sonra bizler de onları düşüncelerimizle yargılarken, hiç düşünmüş müydük; acaba ne hissediyorlardı, hücrelerinde yalnız kaldıkları zaman kafalarına hangi düşünceler üşüşüyordu?
“Beni endişelendiren zavallı yaşlı annem değil, o altmış dört yaşında, bu darbeyle ölür. Karım da beni endişelendirmiyor, zaten onun da sağlığı iyi değil, o da ölür. Ama kızım, evladım, şu an gülen,  oynayan, şarkı söyleyen, hiçbir şey düşünmeyen zavallı küçük marie’m, bana acı veren o!”
Normal bir insanın hissettikleri duygular değil tüm bu anlatılanlar. Öleceği gün ve saati bilen bir idam mahkûmunun hissettikleridir. İşte, bu kitap bize olaylara tek yönlü değil iki yönlü bakılması gerektiğini öğretiyor. Her şeyden önce kitap, insanın bir insan olduğunu dile getiriyor…Tanıkhukuk.com sitesinde bu yazı yayınlanmıştır

19 Kasım 2012 Pazartesi

Günün Sözü

"Hukuk, bir kültürdür; isteyen bu kültürü alır, istemeyen almak zorunda kalır..."

Sinem Saçkan

16 Kasım 2012 Cuma

Bülent Tanör'ü Anma Günü


Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi 28 Kasım 2012 Çarşamba günü Prof.Dr. Bülent Tanör anısına Türkiye’nin Temel Sorunları adıyla bir sempozyum düzenliyor. Üniversite’nin Ortaköy’deki kampüsünde Aydın Doğan Salonu’nda gerçekleşecek sempozyum 9.45′te başlayıp 16.00′ya kadar sürecek.
Açılış konuşmasını GSÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu’nun yapacağı sempozyumda sırasıyla Prof.Dr. Oktay Uygun, Prof.Dr. Naz Çavuşoğlu, Prof.Dr. Korkut Kanadoğlu, Yard.Doç.Dr. Zeynep Oya Usal, Prof.Dr. Bertil Emrah Oder, Doç.Dr. Şule Özsoy, Doç.Dr. Ekrem Ali Akartürk ve Yard.Doç.Dr. Burak Çelik konuşma yapacak.(Kaynak: anayasagundemi)

14 Kasım 2012 Çarşamba

Değişen Hukukta Bilirkişilik

Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odasınca düzenlenen “Değişen Hukukta Bilirkişilik” konulu Sempozyum 16-17 Kasım 2012 günleri Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezinde yapılacak.

Beş oturum halinde düzenlenen Sempozyumda, açılış konuşmalarından sonra tematik bir sunuş gerçekleştirilecek. Sempozyumda, siyasetçiler, bilim insanları, meslek odaları temsilcileri ve yerel yönetim temsilcileri konuşacak.

Sempozyumun, ‘Avukat ve Bilirkişiler Gözüyle Değişim´ konulu dördüncü oturumda İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. İsmail Altay da bir bildiri sunacak.

30 Ekim 2012 Salı

YENİ ANAYASAYA NE OLDU ?

10 madde üzerinde uzlaşılırken diğer maddeler yeniden görüşülmek üzere parantez içinde ve kırmızı kalemle yazıldı.
 

Yeni anayasa yazımı çalışmalarına 19 Ekim 2011 tarihinde başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu, çalışma takviminin tamamlanmasına iki ay kaldı. Komisyon Temel Hak ve Özgürlükler bölümünden 45 madde yazdı. Ancak bu maddelerin sadece 10'unda tam uzlaşmaya varabildi. Diğer 35 maddeye ise en az bir parti itiraz etti. Bu nedenle maddeler yeniden görüşülmek üzere parantez içinde ve kırımızı yazıldı.
UZLAŞI ÇEREZ MADDELERDE
Yazımı tamalanan Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde uzlaşılan 10 madde, 4 partinin de ortak görüşte olduğu konular. Bu maddeler toplumun ortak hassasiyetleri olan hayat hakkı, işkence ve kötü muameleye yasağı, zorla çalıştırma ve angarya yasağı, özel hayatın ve aile hayatının gizliliği, kişisel verilerin korunması, sağlık hakkı, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, seyahat hürriyeti ve çocuk hakları.
VATANDAŞLIK MADDESİ KIPKIRMIZI
Komisyonun en çok tartıştığı konu vatandaşlık oldu. 4 parti de ayrı ayrı tekliflerle gelince madde tamamen kırmızı yazıldı. AK Parti devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kabul edilmesini istedi. CHP, Türk vatandaşlığının dil, din, ırk, cinsiyet, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplere bağlı olmaksızın herkesin eşitlik temelinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması anlamına geldiğini belirtti. MHP, "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" ifadesini kullanırken, BDP ise "Türkiye vatandaşlığının kazanılmasında, kullanılmasında ve kaybedilmesinde dil, din, ırk, etnik köken, kültür, cinsiyet, cinsel yönelim ve benzeri farklılıklar gözetilmez. Vatandaşlığa ilişkin esaslar kanunla düzenlenir" tanımını yaptı.
ANADİLDE UZLAŞI YOK
Komisyonun çok tartıştığı ve uzlaşmaya varamadığı bir diğer konu ise anadilde eğitim. BDP anadilde eğitim hakkı isterken, MHP buna kesin bir şekilde karşı çıktı ve eğitim dilinin Türkçe olmasında ısrar etti. CHP, konuya biraz daha yumuşak yaklaştı. Eğitim dilinin Türkçe olmasını ancak isteyenin anadilini öğrenme hakkına sahip olmasını önerdi. AK Parti ise eğitim dilinin anayasal bir sorun olmadığını ve kanunlarla düzenlenebileceğini belirtti.
Komisyon 'siyasi parti hürriyeti' maddesinde de uzlaşamadı. Parti kapatmanın zorlaşmasını isteyen AK Parti, "şiddeti destekleyen odak" olması halini istisna tuttu. Kapatma kararının TBMM'nin 5'te 3 çoğunlukla vereceği onaya bağlı olmasını teklif etti. CHP laiklik vurgusu yaparken, MHP siyasi partilerin terörü teşvik edemeyeceği hükmünün yer almasını istedi. BDP'nin önerisinde ise siyasi partilerin anayasal düzeni yıkmayı amaç edinemeyeceği hükmü yer aldı.  
Din ve vicdan özgürlüğü böldü 

Hassas maddelerin birde 'din ve vicdan özgürlüğü' maddesi. AK Parti kimsenin inancının gereklerini yerine getirdiği için kınanamayacağı, suçlanamayacağı ve farklı muameleye tabi tutulamayacağının açık bir dille anayasada yer almasını istedi. CHP devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramayacağının açıkça belirtilmesini istedi. AK Parti ve MHP bu maddeye karşı çıkarken, BDP ise, ibadetin sadece 'başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlandırılabileceği' görüşünü savundu. Madde uzlaşı olmayınca her partinin görüşü şeklinde kırmızı yazıldı.
10 bölümden oluşacak 

Toplam 10 bölümden meydana gelecek yeni anayasada yer alacak bölümler şunlar: “Temel hak ve özgürlükler; yasama, yürütme, idare ve kamu hizmetleri, yargı, mali ekonomik ve sosyal hükümler, başlangıç, genel hükümler ve temel ilkeler, diğer hükümler ve geçici hükümler.”
2013’e sarkacağı kesin
İlk bölümü tamamlayan komisyon tatil bitimi çalışmalarına kaldığı yerden devam edecek. Ancak CHP'nin itirazı var. CHP, Temel Hak ve Özgürlükler bölümündeki uzlaşılamayan maddelerin yeniden müzakere edilmesini ve uzlaşı sağlanmadan diğer bölümlere geçilmemesini talep ediyor. Bu talebini de yapılacak ilk toplantıda gündeme getirmeye hazırlanıyor. Diğer 3 parti ise CHP ile aynı görüşte değil. Çalışmaların devam etmesini ve yıl sonuna kadar anayasanın büyük oranda şekillenmesini istiyorlar. 4 parti de yeni anayasanın yıl sonuna kadar bitirilmesinin mümkün olmadığı görüşünde. AK Parti, MHP ve BDP 130 maddeden oluşması beklenen yeni anayasanın en azından ihtilaflı da olsa yazımını yıl sonuna kadar tamamlamayı hedefliyor. Maddelerdeki ihtilafların giderilmesinin ise yazım çalışmalarının sonuna bırakılması gerektiği görüşünü paylaşıyor.

Haber: Çetin ÇİFTÇİ/ BUGÜN GAZETESİ