İstanbul barosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul barosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2022 Pazar

AVUKAT SELMAN KAYA İLE AVUKATLIK MESLEĞİ ÜZERİNE RÖPORTAJ

 


KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ?

Ben Selman KAYA. 1994 yılı Şanlıurfa doğumluyum. Ocak - 2015 yılında Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladım Haziran - 2018 yılında mezun oldum. Daha sonrasında ise Ocak - 2020 yılında avukatlık ruhsatımı aldım ve halen serbest avukatlık yapmaktayım. 

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Çok hatırlamamakla birlikte 10-11 yaşlarında iken annemle bir konuşmamı aktarmak istiyorum. Bir gün annemin yanına giderek "anne, bana hep doktor ol diyorlar ama ben doktor olmak istemiyorum savcı olmak istiyorum" dedim. O günden sonra hukuk fakültesini okumayı hayal ettim ve sonunda hayallerimden birine kavuştum.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR?

Hukuk fakültesinde okumak isteyenlere en büyük tavsiyem fakültede okurken bile bir hukuk bürosunda çalışmaları olacaktır. Çünkü çalışmak en büyük erdemdir. Okudukları konuların ve olayların pratiğini yaptıktan sonra hukuk sistemini daha iyi kavrayabileceklerdir.

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Ben açıkçası küçüklüğümden beri Savcı olmanın hayalini kuruyordum. Mezun olduktan sonra bu fikrim değişti. Çünkü avukatlığın o aksiyonu o heyecanını savcılık mesleğinde göremedim. Benim için avukatlık heyecandır. Her koşulda çözüm üretebilmektedir. İşte bence avukatlığın en büyük avantajı aksiyonudur. Çünkü kendini hukukun her alanında geliştirme şansın her zaman devam etmektedir. Avukatlık mesleğinin dezavantajı olarak ancak şunu söyleyebilirim ki gecemizin gündüzümüzün olmamasıdır.

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR?

Her insan farklıdır. Bu nedenle her insan için ideal ilişki kıstasları değişmektedir. Fakat ne olursa olsun samimi olmak gerekmektedir. Müvekkili yanıltmamak olanı olduğu gibi söylemek gerekmektedir.

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

Mesleğimizin en büyük sorunu bana göre protokoldeki yerimizin belli olmamasıdır. Bu sorunun çözülmesi gerekmektedir. Bu nedenle avukatlık mesleği için yeni kanuni düzenlemeler yapılması gerektiğini düşünüyorum.

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

Arabuluculuk sistemine kesinlikle olumlu bakıyorum. Fakat arabuluculuk sistemi maalesef süre uzatmak için kullanılmaktadır. Bu nedenle yeterince verimli kullanmamaktayız. Bu süre uzatma kültürünün değişmesi ile mahkemelerdeki iş yükü azaltacaktır. Bu kültürü de ancak biz avukatlar değiştirebiliriz.

AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI?

Yanında stajımı yaptığım, bana avukatlığı sevdiren, üstadım Avukat Ufuk Uzunoğlu’dur. Yukarıda söylemiştim benim çocukluk hayalim savcı olmaktı. Fakat Ufuk Beyin yanında çalışmaya başladıktan sonra avukat olarak devam etme kararı aldım.

Katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.

 

10 Mart 2013 Pazar

İstanbul Barosu Genel Kurula Çağrı...


Son günlerde avukata, avukatlık mesleğine, barolara ve özellikle hukuksuzluklara karşı direnen İstanbul Barosuna yönelik saldırılar ve yıldırma girişimleri üzerine İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Olağanüstü Genel Kurul’u toplama kararı aldı.
Olağanüstü Genel Kurul, 17 Mart 2013 Pazar günü saat 10.00’da Haliç Kongre Merkezi Haliç Salonunda toplanacak. İstanbul Barosu üyesi avukatlara gönderilen çağrıda şöyle denildi:

Sayın Meslektaşım,
Baromuz Yönetim Kurulu’nca aşağıda belirtilen gündem maddesini görüşmek üzere; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 83 ve 84. maddeleri gereğince, İstanbul Barosu Genel Kurulu’nun Olağanüstü Toplantıya çağrılmasına 07.02.2013 günlü Yönetim Kurulu toplantısında karar verilmiştir.

Olağanüstü Genel Kurul, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 87. maddesi gereğince, 29973 kişilik mevcudun yarıdan bir fazlasını oluşturan 14987 üyenin katılmasıyla 10.03.2013 Pazar günü saat 10.00’da Haliç Kongre Merkezi Haliç Salonu’nda toplanacaktır.

10.03.2013 Pazar günü gerekli çoğunluk sağlanmazsa aynı maddenin 2. fıkrası gereğince toplantı mevcudun %10’nu oluşturan 2997 üyenin katılmasıyla 17.03.2013 Pazar günü aynı yer ve aynı saatte yapılacaktır.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısına katılmanızı ve Baro kimliğinizi yanınızda bulundurmanızı önemle rica ederim.
Saygılarımla.

Av. Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL
İstanbul Barosu Başkanı

Olağanüstü Genel Kurula Türkiye Barolar Birliği Başkan, Yönetim Kurulu ve tüm organları, tüm baro başkanları, ülkedeki tüm avukatlar, hukuk fakültesi dekan ve öğretim üyeleri, ulusal ve uluslararası hukuk kurumları da davet edildi. Tek gündem maddesiyle toplanacak Olağanüstü Genel Kurulun sonunda bir SONUÇ BİLDİRGESİ yayınlanacak.

Olağanüstü Genel Kurul’un gündemi şöyle:

1.    Açılış
2.    Bir başkan, bir başkan vekili ve iki üyeden oluşacak Genel Kurul Başkanlık Divanı seçimi,
3.    Saygı duruşu,
4.    Baro Başkanının açış konuşması,
5.    Son dönemlerde avukatlara, avukatlık mesleğine, meslek onuruna, Barolara ve özellikle Baromuza yönelik saldırıların, hukuksuzlukların, sindirme ve yıldırma girişimlerinin yoğunlaşması, tahammül edilemez tehditkâr boyutlara ulaşması ile ilgili durumun Genel Kurula arzı, tartışılması ve yapılması gerekenlerin belirlenmesi,
6.    Sonuç bildirgesinin okunması ve oylanması,
7.    Dilek ve temenniler.

 Kaynak:İstanbul Barosu

8 Şubat 2013 Cuma

İSTANBUL BAROSU GÖREVİNİN BAŞINDA


 
Kamuoyunun malumu olduğu üzere, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya Barosu Başkanlığının ihbarları üzerine Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda 30.1.2013 tarihli iddianame ile İstanbul Barosu Başkan ve yöneticileri hakkında Yargı Görevi Yapanı Etkilemeye Teşebbüs suçu kapsamında kamu davası açılmıştır. Bu çerçevede, bir takım spekülasyonları da önlemek adına aşağıdaki açıklamanın yapılmasında yarar görülmüştür:
1)        Söz konusu dava, özel görevli ve yetkili İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ve kamuoyunda “Balyoz”  davası olarak bilinen 2010/283 E sayılı davanın 06.04.2012 tarihli celsesinde İstanbul Barosu Başkan ve Yönetiminin mahkemeden adil bir yargılama yapılmasını, usul kurallarına uyulmasını ve avukata hakkı olan saygının gösterilmesi talebinde bulunmaları sonucunda açılmıştır.
            Aynı celsede duruşma savcısının talebi üzerine mahkemece adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu kapsamında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Akabinde, Konya Barosu Başkanlığınca da Adalet Bakanlığı’na gönderilen bir açıklamada İstanbul Barosu Başkan ve Yöneticilerinin bu fiilinin görevleri içinde olmadığı, fiilin TCK’nun 288.maddesinde yer alan adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Bunu suç ihbarı olarak kabul eden Bakanlık ise zaten bu konuda yürütülen bir soruşturmanın bulunduğunu ve fiilin görevle ilgili olmadığını belirterek bu başvuruyu da yürütülmekte olan soruşturma ile birleştirmiştir. Nitekim İddianamede Konya Barosu başkanlığı “İhbar edenler” arasında yer almaktadır. Konya Barosu Başkanlığının bir ilki oluşturan, mesleki dayanışmaya ve etiğe uymayan bu davranışı ile ilgili değerlendirmeyi kamuoyuna ve tarihe bırakmaktayız.
2)        Anılan dava, hukuki olmaktan uzak, tamamen gözdağı, sindirme ve yıldırmaya yönelik, maksatlı ve konjonktürel bir davadır. Gerçekten suç duyurusu dahi, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu kapsamında yapılmışken (TCK 288), 3.yargı paketi ile bu suçun cezasının adli para cezasına dönüştürülmesi üzerine davanın, hiçbir unsurunun mevcut bulunmamasına rağmen 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngören yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan (TCK 277) açılması ilginç ve dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra, Avukatlık Kanununun 58.maddesinin açık hükmüne rağmen izin dahi alınmadan, yasadaki mekanizma çalıştırılmaksızın bu dava açılmıştır.
3)        İstanbul Barosu Başkanı ve Yöneticileri, Avukatlık Kanununun 76, 95 ve 97.maddelerinin kendilerine vermiş olduğu hak ve yetkiyi kullanarak, yargılamada savunmaya, avukata yönelik kısıtlamaları, engellemeleri, meslek onuruna yönelik uygulamaları dile getirmek, cübbe bırakmak zorunda kalan meslektaşlarına sahip çıkmak amacıyla duruşmaya giderek dilekçe vermişler ve açıklama yapmışlardır. Nitekim bu hak ve yetki bizzat Mahkeme Başkanının tutanağa da geçen “…Sizin Baro yönetimi olarak buraya gelip kullandığınız hakkı Mahkeme heyeti arzu ederdi ki sanıklar kullansın. Sizin tabi ki Baro yönetim kurulusunuz o niyetle gelmişsiniz. Burada kendi iç denetim mekanizmaları sebebinizle bulunuyorsunuz” şeklindeki sözleri ile, ayrıca açıklamanın yapılmasına izin verip sonuna kadar dikkatle dinlemesi, duruşmanın düzen ve disiplinini bozucu bir davranış olarak görmeyerek CMK 203 ve 205.maddelerde yazılı yetkileri kullanmaması ile de kabul ve tevsik edilmiştir.
4)        Gerek açıklamada, gerekse sunulan dilekçede davanın esasına yönelik hiçbir ifade ve talep olmadığı gibi, üç talepte bulunulmuştur ki bunlar; usul kurallarına uygun ve adil bir yargılama yapılması, savunmayı ve onun temsilcisi avukatı şekli bir unsur olarak görmeyerek savunma görevini etkin ve işlevsel bir biçimde yapmasının temini, savunma hakkını kısıtlayan, ortadan kaldıran uygulamalarda bulunulmaması, avukata hakkı olan saygının gösterilmesidir.  Bunu talep etmek Baronun Kanundan gelen hak ve yetkisi kapsamındadır. Adil bir yargılama yapılması ve usul kurallarına uyulması talebinin, yargı görevi yapanı engelleme yahut adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs olarak nitelenmesi de ancak mizaha konu olabilecek bir yaklaşımdır.
5)        TCK’nun 277.maddesi, görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla lehe veya aleyhe sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi için yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüsü suç saymaktadır. Görüldüğü üzere fiilin belirli bir amaçla (gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksızlık oluşturmak) ve bu özel kast altında işlenmesi gerektiği gibi, Ceza Genel Kurulu kararlarında da belirtildiği üzere nüfuz kullanma konumunda olup belirli bir etkileme gücüne sahip, altlık-üstlük ilişkisi içinde olması gerekmektedir.
            Baro Başkan ve Yöneticileri bu konumda olmadıkları gibi, tamamen usul ve yargılamaya, avukata yönelik kısıtlamalara ilişkin, üstelik açık duruşmada dile getirdikleri taleplerin bu kapsamda kabulü düşündürücüdür. Baro Başkan ve yöneticilerinin, yargıya “gerekeni söyleme” gibi bir konum ve nüfuz gücü, altlık-üstlük ilişkisi yoktur.
            Durum bu kadar açıkken, anılan davanın hukuki olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu dava tamamen siyasi bir davadır.
6)        Yargının dizayn edilmesinden sonra sıranın avukatlara ve barolara geldiği çeşitli gelişme ve uygulamalarla açıkça görülmektedir. Avukatların soyut iddia ve isnatlarla hukuka aykırı olarak aranmaları, tutuklanmaları gibi bu dava da aynı sürecin bir parçasıdır. Ancak hep ifade ettiğimiz gibi avukatlar, baş eğmeyen, boyun eğmeyen, biat etmeyen, haksızlıklara ve hukuksuzluğa sessiz kalmayan bir tarihsel mirasın onurlu taşıyıcılarıdır. Dolayısıyla aslında yargılanacak olan avukatlık mesleği ve savunmadır. Esasen yargı kendisini yargılayacaktır. 12 Eylül darbesinden sonra askeri dikta rejiminin yargıladığı İstanbul Barosunun o dönemki başkanı Orhan Adli Apayadın’dan sonra ilk kez “ileri demokrasi” de bir baro başkanı ve yöneticileri yargılanacaktır. Bu yargılamanın bir hukuk direnişi olacağı ve bu şekilde tarihe geçeceği, saf hukuk ile “Silivri hukuku” arasındaki mücadeleye sahne olacağı kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğünden yana tüm kesimlerin davayı dikkatle takip edileceğinden, başta İstanbul Barosu mensupları olmak üzere tüm meslektaşlarımızın ve halkımızın duruşma günü Silivri’de olacağından şüphemiz yoktur. Süreç yurt dışındaki tüm hukuk kuruluşları ile de paylaşılacaktır.
7)        Hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, meslek onurunu korumak adına gerekirse bedel ödeyemeye hazır olduğumuzu daha önce çeşitli vesilelerle açıklamıştık. Şimdi bu bedeli şeref ve onurumuzla ödemeyi beklemekteyiz. Ancak bilinmelidir ki, bugün olmasa bile yarın bu günlerde hukuku eğip bükerek çiğneyenler de, hukuk önünde bunun bedelini ödeyecekler, hukukun yargısından kurtulsalar dahi, tarihin yargısından kurtulamayacaklardır.  Bu tür davalar ve baskılar bizleri, İstanbul Barosu’nu hiçbir şekilde hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, meslek onurunu, Cumhuriyetin temel ilkelerini savunma kararlılığımızı etkileyemez, sindiremez, yıldıramaz. Tüm bunlara daha da kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz.
8)        Bu arada bazı basın-yayın organlarında, Avukatlık Kanununa göre Baro Yönetiminin “düştüğü” ne dair iddialarının yer aldığı görülmektedir. Bir “temenni” olarak dile getirilen bu iddia ve belirleme gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyleki:
a)        Sözü edilen Avukatlık Kanununun 90.maddesi, başlığından da anlaşılacağı şekilde “Seçilme yeterliği ve engelleri” ile ilgilidir.
b)        Maddede avukatlığa engel bir suçtan dolayı “son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi” nden söz edilmektedir. Bu ifade, Avukatlık Kanununun 58 ve 59.maddeleri kapsamında gelişen bir süreci ifade etmektedir. Nitekim 59.madde bu usulü öngörmektedir. Oysa bu süreç işletilmediği için Baro Başkanı ve yöneticileri hakkında son soruşturmanın açılmasına dair bir karar bulunmamaktadır.
c)        Bunun yanı sıra madde, “avukatlığa engel bir suçtan” söz etmek suretiyle aynı Kanunun 5/a maddesine gönderme yapmakta, bu madde ise iki yılı aşkın bir ceza ile yahut sayılan bazı suçlar sebebiyle “mahkûmiyet” şartını aramaktadır. Suçsuzluk karinesinin gereği de budur. Herhalde henüz yargılama dahi başlamadığı halde birileri Baro Başkan ve Yöneticilerini mahkûm etmekte, beraat veya suç vasfının sadece adli para cezası gerektiren TCK 288.madde yönünde değişmesi ihtimalini hiç gözetmemektedir. Oysa müsnet suç maddede yer alan suçlar arasında olmadığı gibi, henüz daha iki yılı aşkın bir mahkûmiyet de söz konusu değildir. Üstelik mahkemenin hukuki niteleme ile bağlı olmadığı düşünülürse mahkûmiyet halinde dahi suç vasfının sadece adli para cezası gerektiren ve 5/a maddesinde yer almayan ve suç duyurusuna konu TCK 288.maddeye dönüşülebileceği de tekrar hatırlanmalıdır.
d)        TCK 277.maddenin mevcut halinde dahi öngörülen yaptırım iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası olmakla birlikte, henüz hüküm dahi kurulmadan bir de olası bir mahkumiyet kararının alt sınırın üzerinde, iki yılı aşkın olacağı peşinen söylenemez. Burada lehe olan olasılık yani alt sınırın gözetilmesi gerekir ki bu durumda 5/a maddesine giren bir durum da söz konusu olmayacaktır. Nitekim benzer bir durumda Muğla Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı vermiş olduğu 09.10.2006 tarih ve 2006/13 sayılı kararında, 90.maddenin 5/a maddesine atıf yaptığını tespit ettiği gibi ilgili maddenin alt sınırının esas alınması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
e)        Nihayet kabule göre dahi, işlendiği iddia olunan fiil tarihinde yürürlükte olan ve lehe konumdaki 277.maddede yargı görevi yapanlara emir vermeyi, baskı yapmayı, nüfuz icra etmeyi suçun maddi unsuru olarak belirlediği gibi, teşebbüsün iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek cezayı altı aydan iki yıla kadar hapis olarak belirlemektedir. Şu halde kabul ve uygulamaya göre dahi üst sınır olarak iki yılı geçmeyecek, dolayısıyla 5/a maddesine girmeyecek bir isnat sebebiyle 90 ve devamı maddelerinin tatbiki mümkün değildir.
f)         Bu arada belirtmek gerekir ki, 92.madde tek başına ele alınıp uygulanabilecek bir madde değildir. Gerçekten madde açıkça 90.maddeye atıfta bulunmakta ve belirtilen madde ile ilgili şartların gerçekleşmesini aramaktadır.
9)        Kaldı ki, 12 Eylül Darbesinin ardından, o dönemde İstanbul Barosu Başkanı olan Orhan Adli Apaydın hakkında 765 Sayılı TCK’nun 141.maddesinden açılan iki ayrı davanın varlığına rağmen, cuntanın dahi işletmediği bir maddenin, bu dönemde işletilmesi, Genel Kurul iradesinin hiçe sayılması herhalde “ileri demokrasi” nin önemli bir aşamasını oluşturacaktır.
Bu çerçevede daha iddianamenin kabul kararı dahi verilmemişken, Adalet Ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili ve İstanbul Barosu üyesi Bülent Turan’ın iddianamenin mahkemece kabul edildiği, Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin üyeliklerinin düştüğü, yönetim kurulunda olamayacakları, yerlerine yedek üyelerin geleceği, kendi ifadesiyle “Silivri’den başka gündemi olmayan, avukatların dertleri ile dertlenmeyen, mahkemenin, mübaşirin, kâtibin sorunlarına duyarsız kalan baronun ayağına hukuk dolanmıştır” şeklinde açıklamaları, siyasi iktidarın süreçle ne denli yakından “ilgilendiğini” gösterdiği gibi, sürecin ne şekilde geliştiği, ne denli hukuki bir sürecin söz konusu olduğunu da en somut ve açık şekilde ortaya koymakta, başta yargı olmak üzere barolar ve avukatlar bakımından çarpıcı “mesaj” lar içermektedir. Aynı şekilde bu beyanlar, İstanbul Barosu Genel Kuruluna, burada ifadesini bulan avukatların iradesine de açık bir saldırı ve saygısızlıktır. Avukatlar ve Barolar, buna gerekli yanıtı vereceklerdir. Hatırlatalım ki iktidar partisi mensubu olan sayın milletvekili, yargıyı etkileyebilecek konum ve nüfuza, güce sahip bir kişidir.
10)      İstanbul Barosu Yönetimi, son İstanbul Barosu Genel Kurulunda aldığı %60 oranında oy ile kanıtlanan büyük bir destek ve güvenle görevinin başındadır. Aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürmektedir. Herkesin, demokrasinin gereği olarak Genel Kurul iradesine saygı göstereceğine, mücadelenin ancak Genel Kurulda ve sandıkta sürdürülmesi gerekliliği karşısında bu iradeye, demokrasiye ve kanuna aykırı arayışlara tevessül etmeyeceğine inanmak istemekteyiz. 
             Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
                        İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

20 Eylül 2012 Perşembe

DESTEKLİ-YORUM!

30 bine yaklaşan aktif üye sayısıyla 'Dünyanın en büyük barosu' sıfatını New York Barosu'ndan alan İstanbul Barosu, Ekim ayında yapılacak seçime hazırlanırken başkan adayları da belli olmaya başladı.
Adaylığını açıklayan isimlerden biri de Çağdaş Avukatlar Grubu, Katılımcı Avukatlar ve Özgürlükçü Hukuk Platformu'nun adayı Av. Filiz Kerestecioğlu oldu. Baro Başkanlığı'na adaylığını açıklayan tek kadın olan olan Kerestecioğlu, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı önünde kendisine destek veren avukatlarla birlikte bir basın açıklaması yaptı. Baroların, 'yüksek siyasetle' uğraşan, kastlaşmış, bürokratik yapısından çıkartılması yurttaşlarla ve üyeleriyle doğrudan temasının sağlanması, bunun mekanizmalarının oluşturulması gerektiğine vurgu yapan Kerestecioğlu, 'Öfkenin erkek egemen dili muteber dil olarak kullanılıyor ve bu atmosferde, özellikle iktidarda ve etkin görevlerde bulunan kişiler barış isteklerine kulaklarını tıkıyor, kimse barıştan söz etmiyor' dedi. Başkan adayı olduğu için heyecan ve gurur duyduğunu belirten Kerestecioğlu 'Özellikle kadın cinayetlerine dur demek için davalarda müdahil olacağız. Ergenekon, Balyoz davasında da haksızlık söz konusu olduğunda tabi ki gideceğiz ve orada olacağız, davayı takip edeceğiz. Haksızlık olan her yerde olacağız, sadece yandaşlıkla bir yerde olmayacağız' diye konuştu. Akşam

21 Nisan 2012 Cumartesi

Çocuk İşçiler ve Sokakta Çalışan/Çalıştırılan Çocuklar

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezince düzenlenen “Çocuk İşçiler ve Sokakta Çalışan/Çalıştırılan Çocuklar” konulu panel 20 Nisan 2012 Cuma günü saat 10.00-15.30 arasında Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Açılışta konuşan İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Fatma Ufuk Gürler, Uluslar arası sözleşmelerle iç hukuktaki çocuklara ilişkin hükümlerle yaşanan gerçeklerin uyuşmadığını söyledi. Ailelerin çocukları iş gücü olarak gördüklerini, çocuk işçilerin en çok tarım kesiminde görüldüğünü, işçi çocukların eğitimlerinin de yetersiz kaldığını belirten Gürler, dünyada 12,3 milyon çocuğun çalıştırıldığını, bunlardan 1,6 çocuğun Türkiye’de bulunduğunu bildirdi.

İki oturum halinde gerçekleştirilecek paneli İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi yürütme Kurulu Üyesi Av. Seyhan Akşen Paksoy yönetti.

İlk oturumunda konuşan Umut Çocukları Vakfı Başkanı Pedagog-Gazeteci Yusuf Ahmet Kulca, çocukların bazı isteklerde bulunmak amacıyla Türkocağı kanalıyla TBMM’ne verdikleri 23 Nisan 1929 belgesine hatırlattı ve o günden bu yana bu isteklerin gerçekleşmediğinin görüldüğünü söyledi.

Türkiye’de çocuklarla ilgili beş bakanlığın ilgilendiğini, çocuklara ilişkin pek çok düzenleme yapılmış ve haklar sağlanmış olmasına karşın evden kaçan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar ve çalıştırılan çocuklar sorununun devam ettiğini belirten Kulca, 12-18 yaş arası çocuklara 6 yıl önce dernek kurma hakkı verilmişken bu konuda da bir gelişme sağlanamadığının görüldüğünü bildirdi.

İlk oturumda konuşan Av. Yusuf Elitoğ da, çocukların korunmasına ilişkin gelişmeler hakkında kısa bir özet yaptı ve çalışan, çalıştırılan çocukların sorunları hakkında bilgi verdi. Elitoğ konuşmasında, çocuk sorunlarının kaynağında, ailelerin yoksulluğu, babanın işsizliği, çarpık kentleşme, nüfus kontrolü, çok çocukluluk ve çocuğu çalıştırmaya zorlama gibi nedenlerin yattığını belirtti.

Panelin ikinci oturumunda konuşan Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’ndan Av. Figen Özbek 1979 yılında gönüllü kişiler tarafından kurulan vakıf çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Özbek, “Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı, daha çok korunmaya muhtaç çocuğa daha kaliteli ve kapsamlı hizmet götürerek ülkemizin geleceği olan çocuklara sahip çıkıp, onları gerçekten topluma kazandırabilmek gayretindedir” dedi.

Bknz: http://www.istanbulbarosu.org.tr/Detail.asp?CatID=1&SubCatID=1&ID=6922

7 Aralık 2011 Çarşamba

Cübbemize, vatandaşın hakkına ve hukukuna sahip çıkıyoruz! Arabuluculuğa geçit yok!



İstanbul Barosu avukatları, Adalet Bakanlığı, Türkiye Barolar Birliği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından İstanbul’da Conrad Hotel’de düzenlenen ve üç gün sürecek “Türkiye’de Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Uygulamaları Uluslararası Çalıştay”nı ptotesto etti.

Basın açıklamasından sonra basınla birlikte toplantı salonuna giren avukatlar, toplantıya katılanlara kırmızı kart gösterdi ve salonunun çevresini dolaşarak sessiz bir protesto eylemi gerçekleştirdi.

Protesto eyleminden önce basın açıklamasını okuyan İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, barolarımızı, meslektaşlarımızı ve kamuoyunu bu vahim gelişmeye, anılan tasarıya karşı duyarlı olmaya ve mücadele etmeye, hukuka sahip çıkmaya çağırdıklarını bildirdi.

Kocasakal, dünyanın en büyük savunma örgütü olan İstanbul Barosunun, tarihi bir görev ve sorumluluk bilinci ile arabuluculuk yasa tasarısına karşı kararlılıkla direneceğini, mücadele edeceğini, demokratik ve meşru gücünü sonuna kadar kullanacağını, mesleği, meslektaşları, vatandaşın hak ve hukukunu sonuna kadar koruyacağını söyledi.

İstanbul Barosu avukatları, 6 Aralık 2011 Salı günü saat 10.30’dan itibaren Beşiktaş Barbaros Bulvarı üzerindeki Conrad Hotel’in önünde toplanmaya başladılar. Cübbelerini giymiş olarak giderek büyüyen kalabalık ellerinde taşıdıkları pankartlarla çeşitli sloganlar atmaya başladılar. Saat 11.15’de çalıştay çay molası verdi. Bu arada İstanbul Barosu Başkanı Kocasakal basın açıklamasını yaptı ve protesto eylemi hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Saat 11.30’da çalıştay çalışmalarına başladığı sırada başta İstanbul Barosu yöneticileri olmak üzere avukatlar çalıştay salonuna girdiler ve kırmızı kart göstererek protesto eylemini gerçekleştirdiler. Salonda bir tur atan avukatlar sessizce salondan ayrıldılar.

Protesto eylemine İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Füsun Dikmenli, Av. Turgay Demirci, Av.Özlem Aksungar, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç, İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal, Eski Baro Başkanlarından Av. Kazım Kolcuoğlu ve avukatlar katıldılar.

Eylemde kullanılan bazı sloganlar şöyle: “Arabuluculuk Arabozuculuktur”, “Arabuluculuk Tekelleşme Tek-elleşmedir”, “Arabuluculuk hakkın ve adaletin, gücün, kayırmanın, keyfiliğin insafına terk edilmesidir”, “Arabuluculuk mafya ve tarikat adaletinin tavsiyesi adaletin ise tasfiyesidir”, “Arabuluculuk, hukukun gücünün, gücün hukuksuzluğuna teslimidir”, “Arabuluculuk mafya-tarikat-cemaat adaletinin egemen olmasıdır”.