Ümit Kocasakal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ümit Kocasakal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2013 Cumartesi

TUTUKLULUK SÜRELERİNE İLİŞKİN KARARDA HUKUKÇULARIN GÖRÜŞLERİ

Anayasa Mahkemesi'nin 10 yıllık tutukluluk süresinin iptaline ilişkin kararına hukuk çevrelerinden açıklama geldi. Anayasa Mahkemesi tarihi bir karara imza atarak, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki tutukluluk sürelerine ilişkin maddenin "Terörle mücadele yasasındaki suçlarda tutukluluk süreleri 2 katı uygulanır"
hükmünü iptal etti.


Hukukçuların karara tepkileri şu şekilde oldu:

SABİH KANADOĞLU: Tutuklu kalmaları vicdana sığmaz.

ÜMİT KOCASAKAL: Karar derhal uygulanmalı.

METİN FEYZİOĞLU: Hukuk devletinin emredici kuralı.

ZEYNEP KÜÇÜK: Karar ertelenemez nitelikte.


10 Mart 2013 Pazar

İstanbul Barosu Genel Kurula Çağrı...


Son günlerde avukata, avukatlık mesleğine, barolara ve özellikle hukuksuzluklara karşı direnen İstanbul Barosuna yönelik saldırılar ve yıldırma girişimleri üzerine İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Olağanüstü Genel Kurul’u toplama kararı aldı.
Olağanüstü Genel Kurul, 17 Mart 2013 Pazar günü saat 10.00’da Haliç Kongre Merkezi Haliç Salonunda toplanacak. İstanbul Barosu üyesi avukatlara gönderilen çağrıda şöyle denildi:

Sayın Meslektaşım,
Baromuz Yönetim Kurulu’nca aşağıda belirtilen gündem maddesini görüşmek üzere; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 83 ve 84. maddeleri gereğince, İstanbul Barosu Genel Kurulu’nun Olağanüstü Toplantıya çağrılmasına 07.02.2013 günlü Yönetim Kurulu toplantısında karar verilmiştir.

Olağanüstü Genel Kurul, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 87. maddesi gereğince, 29973 kişilik mevcudun yarıdan bir fazlasını oluşturan 14987 üyenin katılmasıyla 10.03.2013 Pazar günü saat 10.00’da Haliç Kongre Merkezi Haliç Salonu’nda toplanacaktır.

10.03.2013 Pazar günü gerekli çoğunluk sağlanmazsa aynı maddenin 2. fıkrası gereğince toplantı mevcudun %10’nu oluşturan 2997 üyenin katılmasıyla 17.03.2013 Pazar günü aynı yer ve aynı saatte yapılacaktır.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısına katılmanızı ve Baro kimliğinizi yanınızda bulundurmanızı önemle rica ederim.
Saygılarımla.

Av. Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL
İstanbul Barosu Başkanı

Olağanüstü Genel Kurula Türkiye Barolar Birliği Başkan, Yönetim Kurulu ve tüm organları, tüm baro başkanları, ülkedeki tüm avukatlar, hukuk fakültesi dekan ve öğretim üyeleri, ulusal ve uluslararası hukuk kurumları da davet edildi. Tek gündem maddesiyle toplanacak Olağanüstü Genel Kurulun sonunda bir SONUÇ BİLDİRGESİ yayınlanacak.

Olağanüstü Genel Kurul’un gündemi şöyle:

1.    Açılış
2.    Bir başkan, bir başkan vekili ve iki üyeden oluşacak Genel Kurul Başkanlık Divanı seçimi,
3.    Saygı duruşu,
4.    Baro Başkanının açış konuşması,
5.    Son dönemlerde avukatlara, avukatlık mesleğine, meslek onuruna, Barolara ve özellikle Baromuza yönelik saldırıların, hukuksuzlukların, sindirme ve yıldırma girişimlerinin yoğunlaşması, tahammül edilemez tehditkâr boyutlara ulaşması ile ilgili durumun Genel Kurula arzı, tartışılması ve yapılması gerekenlerin belirlenmesi,
6.    Sonuç bildirgesinin okunması ve oylanması,
7.    Dilek ve temenniler.

 Kaynak:İstanbul Barosu

8 Şubat 2013 Cuma

İSTANBUL BAROSU GÖREVİNİN BAŞINDA


 
Kamuoyunun malumu olduğu üzere, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya Barosu Başkanlığının ihbarları üzerine Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda 30.1.2013 tarihli iddianame ile İstanbul Barosu Başkan ve yöneticileri hakkında Yargı Görevi Yapanı Etkilemeye Teşebbüs suçu kapsamında kamu davası açılmıştır. Bu çerçevede, bir takım spekülasyonları da önlemek adına aşağıdaki açıklamanın yapılmasında yarar görülmüştür:
1)        Söz konusu dava, özel görevli ve yetkili İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ve kamuoyunda “Balyoz”  davası olarak bilinen 2010/283 E sayılı davanın 06.04.2012 tarihli celsesinde İstanbul Barosu Başkan ve Yönetiminin mahkemeden adil bir yargılama yapılmasını, usul kurallarına uyulmasını ve avukata hakkı olan saygının gösterilmesi talebinde bulunmaları sonucunda açılmıştır.
            Aynı celsede duruşma savcısının talebi üzerine mahkemece adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu kapsamında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Akabinde, Konya Barosu Başkanlığınca da Adalet Bakanlığı’na gönderilen bir açıklamada İstanbul Barosu Başkan ve Yöneticilerinin bu fiilinin görevleri içinde olmadığı, fiilin TCK’nun 288.maddesinde yer alan adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Bunu suç ihbarı olarak kabul eden Bakanlık ise zaten bu konuda yürütülen bir soruşturmanın bulunduğunu ve fiilin görevle ilgili olmadığını belirterek bu başvuruyu da yürütülmekte olan soruşturma ile birleştirmiştir. Nitekim İddianamede Konya Barosu başkanlığı “İhbar edenler” arasında yer almaktadır. Konya Barosu Başkanlığının bir ilki oluşturan, mesleki dayanışmaya ve etiğe uymayan bu davranışı ile ilgili değerlendirmeyi kamuoyuna ve tarihe bırakmaktayız.
2)        Anılan dava, hukuki olmaktan uzak, tamamen gözdağı, sindirme ve yıldırmaya yönelik, maksatlı ve konjonktürel bir davadır. Gerçekten suç duyurusu dahi, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu kapsamında yapılmışken (TCK 288), 3.yargı paketi ile bu suçun cezasının adli para cezasına dönüştürülmesi üzerine davanın, hiçbir unsurunun mevcut bulunmamasına rağmen 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngören yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan (TCK 277) açılması ilginç ve dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra, Avukatlık Kanununun 58.maddesinin açık hükmüne rağmen izin dahi alınmadan, yasadaki mekanizma çalıştırılmaksızın bu dava açılmıştır.
3)        İstanbul Barosu Başkanı ve Yöneticileri, Avukatlık Kanununun 76, 95 ve 97.maddelerinin kendilerine vermiş olduğu hak ve yetkiyi kullanarak, yargılamada savunmaya, avukata yönelik kısıtlamaları, engellemeleri, meslek onuruna yönelik uygulamaları dile getirmek, cübbe bırakmak zorunda kalan meslektaşlarına sahip çıkmak amacıyla duruşmaya giderek dilekçe vermişler ve açıklama yapmışlardır. Nitekim bu hak ve yetki bizzat Mahkeme Başkanının tutanağa da geçen “…Sizin Baro yönetimi olarak buraya gelip kullandığınız hakkı Mahkeme heyeti arzu ederdi ki sanıklar kullansın. Sizin tabi ki Baro yönetim kurulusunuz o niyetle gelmişsiniz. Burada kendi iç denetim mekanizmaları sebebinizle bulunuyorsunuz” şeklindeki sözleri ile, ayrıca açıklamanın yapılmasına izin verip sonuna kadar dikkatle dinlemesi, duruşmanın düzen ve disiplinini bozucu bir davranış olarak görmeyerek CMK 203 ve 205.maddelerde yazılı yetkileri kullanmaması ile de kabul ve tevsik edilmiştir.
4)        Gerek açıklamada, gerekse sunulan dilekçede davanın esasına yönelik hiçbir ifade ve talep olmadığı gibi, üç talepte bulunulmuştur ki bunlar; usul kurallarına uygun ve adil bir yargılama yapılması, savunmayı ve onun temsilcisi avukatı şekli bir unsur olarak görmeyerek savunma görevini etkin ve işlevsel bir biçimde yapmasının temini, savunma hakkını kısıtlayan, ortadan kaldıran uygulamalarda bulunulmaması, avukata hakkı olan saygının gösterilmesidir.  Bunu talep etmek Baronun Kanundan gelen hak ve yetkisi kapsamındadır. Adil bir yargılama yapılması ve usul kurallarına uyulması talebinin, yargı görevi yapanı engelleme yahut adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs olarak nitelenmesi de ancak mizaha konu olabilecek bir yaklaşımdır.
5)        TCK’nun 277.maddesi, görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla lehe veya aleyhe sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi için yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüsü suç saymaktadır. Görüldüğü üzere fiilin belirli bir amaçla (gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksızlık oluşturmak) ve bu özel kast altında işlenmesi gerektiği gibi, Ceza Genel Kurulu kararlarında da belirtildiği üzere nüfuz kullanma konumunda olup belirli bir etkileme gücüne sahip, altlık-üstlük ilişkisi içinde olması gerekmektedir.
            Baro Başkan ve Yöneticileri bu konumda olmadıkları gibi, tamamen usul ve yargılamaya, avukata yönelik kısıtlamalara ilişkin, üstelik açık duruşmada dile getirdikleri taleplerin bu kapsamda kabulü düşündürücüdür. Baro Başkan ve yöneticilerinin, yargıya “gerekeni söyleme” gibi bir konum ve nüfuz gücü, altlık-üstlük ilişkisi yoktur.
            Durum bu kadar açıkken, anılan davanın hukuki olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu dava tamamen siyasi bir davadır.
6)        Yargının dizayn edilmesinden sonra sıranın avukatlara ve barolara geldiği çeşitli gelişme ve uygulamalarla açıkça görülmektedir. Avukatların soyut iddia ve isnatlarla hukuka aykırı olarak aranmaları, tutuklanmaları gibi bu dava da aynı sürecin bir parçasıdır. Ancak hep ifade ettiğimiz gibi avukatlar, baş eğmeyen, boyun eğmeyen, biat etmeyen, haksızlıklara ve hukuksuzluğa sessiz kalmayan bir tarihsel mirasın onurlu taşıyıcılarıdır. Dolayısıyla aslında yargılanacak olan avukatlık mesleği ve savunmadır. Esasen yargı kendisini yargılayacaktır. 12 Eylül darbesinden sonra askeri dikta rejiminin yargıladığı İstanbul Barosunun o dönemki başkanı Orhan Adli Apayadın’dan sonra ilk kez “ileri demokrasi” de bir baro başkanı ve yöneticileri yargılanacaktır. Bu yargılamanın bir hukuk direnişi olacağı ve bu şekilde tarihe geçeceği, saf hukuk ile “Silivri hukuku” arasındaki mücadeleye sahne olacağı kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğünden yana tüm kesimlerin davayı dikkatle takip edileceğinden, başta İstanbul Barosu mensupları olmak üzere tüm meslektaşlarımızın ve halkımızın duruşma günü Silivri’de olacağından şüphemiz yoktur. Süreç yurt dışındaki tüm hukuk kuruluşları ile de paylaşılacaktır.
7)        Hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, meslek onurunu korumak adına gerekirse bedel ödeyemeye hazır olduğumuzu daha önce çeşitli vesilelerle açıklamıştık. Şimdi bu bedeli şeref ve onurumuzla ödemeyi beklemekteyiz. Ancak bilinmelidir ki, bugün olmasa bile yarın bu günlerde hukuku eğip bükerek çiğneyenler de, hukuk önünde bunun bedelini ödeyecekler, hukukun yargısından kurtulsalar dahi, tarihin yargısından kurtulamayacaklardır.  Bu tür davalar ve baskılar bizleri, İstanbul Barosu’nu hiçbir şekilde hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, meslek onurunu, Cumhuriyetin temel ilkelerini savunma kararlılığımızı etkileyemez, sindiremez, yıldıramaz. Tüm bunlara daha da kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz.
8)        Bu arada bazı basın-yayın organlarında, Avukatlık Kanununa göre Baro Yönetiminin “düştüğü” ne dair iddialarının yer aldığı görülmektedir. Bir “temenni” olarak dile getirilen bu iddia ve belirleme gerçeği yansıtmamaktadır. Şöyleki:
a)        Sözü edilen Avukatlık Kanununun 90.maddesi, başlığından da anlaşılacağı şekilde “Seçilme yeterliği ve engelleri” ile ilgilidir.
b)        Maddede avukatlığa engel bir suçtan dolayı “son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi” nden söz edilmektedir. Bu ifade, Avukatlık Kanununun 58 ve 59.maddeleri kapsamında gelişen bir süreci ifade etmektedir. Nitekim 59.madde bu usulü öngörmektedir. Oysa bu süreç işletilmediği için Baro Başkanı ve yöneticileri hakkında son soruşturmanın açılmasına dair bir karar bulunmamaktadır.
c)        Bunun yanı sıra madde, “avukatlığa engel bir suçtan” söz etmek suretiyle aynı Kanunun 5/a maddesine gönderme yapmakta, bu madde ise iki yılı aşkın bir ceza ile yahut sayılan bazı suçlar sebebiyle “mahkûmiyet” şartını aramaktadır. Suçsuzluk karinesinin gereği de budur. Herhalde henüz yargılama dahi başlamadığı halde birileri Baro Başkan ve Yöneticilerini mahkûm etmekte, beraat veya suç vasfının sadece adli para cezası gerektiren TCK 288.madde yönünde değişmesi ihtimalini hiç gözetmemektedir. Oysa müsnet suç maddede yer alan suçlar arasında olmadığı gibi, henüz daha iki yılı aşkın bir mahkûmiyet de söz konusu değildir. Üstelik mahkemenin hukuki niteleme ile bağlı olmadığı düşünülürse mahkûmiyet halinde dahi suç vasfının sadece adli para cezası gerektiren ve 5/a maddesinde yer almayan ve suç duyurusuna konu TCK 288.maddeye dönüşülebileceği de tekrar hatırlanmalıdır.
d)        TCK 277.maddenin mevcut halinde dahi öngörülen yaptırım iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası olmakla birlikte, henüz hüküm dahi kurulmadan bir de olası bir mahkumiyet kararının alt sınırın üzerinde, iki yılı aşkın olacağı peşinen söylenemez. Burada lehe olan olasılık yani alt sınırın gözetilmesi gerekir ki bu durumda 5/a maddesine giren bir durum da söz konusu olmayacaktır. Nitekim benzer bir durumda Muğla Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı vermiş olduğu 09.10.2006 tarih ve 2006/13 sayılı kararında, 90.maddenin 5/a maddesine atıf yaptığını tespit ettiği gibi ilgili maddenin alt sınırının esas alınması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
e)        Nihayet kabule göre dahi, işlendiği iddia olunan fiil tarihinde yürürlükte olan ve lehe konumdaki 277.maddede yargı görevi yapanlara emir vermeyi, baskı yapmayı, nüfuz icra etmeyi suçun maddi unsuru olarak belirlediği gibi, teşebbüsün iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek cezayı altı aydan iki yıla kadar hapis olarak belirlemektedir. Şu halde kabul ve uygulamaya göre dahi üst sınır olarak iki yılı geçmeyecek, dolayısıyla 5/a maddesine girmeyecek bir isnat sebebiyle 90 ve devamı maddelerinin tatbiki mümkün değildir.
f)         Bu arada belirtmek gerekir ki, 92.madde tek başına ele alınıp uygulanabilecek bir madde değildir. Gerçekten madde açıkça 90.maddeye atıfta bulunmakta ve belirtilen madde ile ilgili şartların gerçekleşmesini aramaktadır.
9)        Kaldı ki, 12 Eylül Darbesinin ardından, o dönemde İstanbul Barosu Başkanı olan Orhan Adli Apaydın hakkında 765 Sayılı TCK’nun 141.maddesinden açılan iki ayrı davanın varlığına rağmen, cuntanın dahi işletmediği bir maddenin, bu dönemde işletilmesi, Genel Kurul iradesinin hiçe sayılması herhalde “ileri demokrasi” nin önemli bir aşamasını oluşturacaktır.
Bu çerçevede daha iddianamenin kabul kararı dahi verilmemişken, Adalet Ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili ve İstanbul Barosu üyesi Bülent Turan’ın iddianamenin mahkemece kabul edildiği, Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin üyeliklerinin düştüğü, yönetim kurulunda olamayacakları, yerlerine yedek üyelerin geleceği, kendi ifadesiyle “Silivri’den başka gündemi olmayan, avukatların dertleri ile dertlenmeyen, mahkemenin, mübaşirin, kâtibin sorunlarına duyarsız kalan baronun ayağına hukuk dolanmıştır” şeklinde açıklamaları, siyasi iktidarın süreçle ne denli yakından “ilgilendiğini” gösterdiği gibi, sürecin ne şekilde geliştiği, ne denli hukuki bir sürecin söz konusu olduğunu da en somut ve açık şekilde ortaya koymakta, başta yargı olmak üzere barolar ve avukatlar bakımından çarpıcı “mesaj” lar içermektedir. Aynı şekilde bu beyanlar, İstanbul Barosu Genel Kuruluna, burada ifadesini bulan avukatların iradesine de açık bir saldırı ve saygısızlıktır. Avukatlar ve Barolar, buna gerekli yanıtı vereceklerdir. Hatırlatalım ki iktidar partisi mensubu olan sayın milletvekili, yargıyı etkileyebilecek konum ve nüfuza, güce sahip bir kişidir.
10)      İstanbul Barosu Yönetimi, son İstanbul Barosu Genel Kurulunda aldığı %60 oranında oy ile kanıtlanan büyük bir destek ve güvenle görevinin başındadır. Aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürmektedir. Herkesin, demokrasinin gereği olarak Genel Kurul iradesine saygı göstereceğine, mücadelenin ancak Genel Kurulda ve sandıkta sürdürülmesi gerekliliği karşısında bu iradeye, demokrasiye ve kanuna aykırı arayışlara tevessül etmeyeceğine inanmak istemekteyiz. 
             Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
                        İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

16 Aralık 2012 Pazar

SİLİVRİ'DE HUKUKSUZLUĞA TEPKİ-İSTANBUL BAROSU'NUN AÇIKLMASI




Kamuoyunu yıllarca meşgul eden ve terör örgütü olduğu iddia edilen ‘Ergenekon’la ilgili davada savcının ‘esas hakkındaki mütalaasını’okuyacağı 13 Aralık 2012 Perşembe günü mahkemenin tutumu büyük bir tepki yarattı.

Başlangıcından bu yana çeşitli hukuksuzlukların yaşandığı, usul hatalarının yapıldığı ve bu yüzden de kamuoyunda çok tartışılan bir dava haline gelen Ergenekon Davası’nın bir önceki duruşmasında savcının Esas hakkındaki Mütalaasını vereceğini bildirmesi davanın sonuna yaklaşıldığının ifadesi olmuş ve bu nedenle duruşma 13 Aralık 2012 Perşembe günü saat 10.00’a ertelenmişti.

Bazı siyasal parti temsilcileri, milletvekilleri, Türkiye Barolar Birliği, başta İstanbul ve Ankara Baroları olmak üzere çeşitli illerin baroları, yazarlar, sanatçılar, gazeteci ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ve binlerce vatandaş adaletsizliklere ve hukuksuzluklara tepki göstermek amacıyla 13 Aralık’ta Silivri’nin yolunu tuttular. Yolların kesilmesi üzerine Trakya’nın dondurucu soğuğuna aldırmadan iki kilometrelik yolu yürüyerek yargılamanın yapıldığı Silivri Cezaevi Yerleşkesinin önüne geldiler. Burada jandarma engeliyle karşılaştılar. Vatandaşların içeri girmelerini engellemek ve püskürtmek amacıyla, cop, biber gazı ve tazyikli su kullanıldı. Miting havasına dönüşen destek eyleminde vatandaşlar ellerinde taşıdıkları pankartlar, bayraklar ve sanıkların fotoğraflarıyla çeşitli sloganlar atarak hava kararıncaya kadar gösteri yaptılar.

Duruşma başladığında, savcının Esas Hakkındaki Mütalaasını okuması beklentisi gerçekleşmedi. Mahkemenin davayla birleştirilen 22. İddianamenin okunacağını bildirmesi savunma avukatlarını ayağa kaldırdı. Avukatlar, bu birleştirmeden haberleri olmadığını, bu konuda savunmanın görüşünün alınmadığını, itiraz süresine uyulmadığını belirterek mahkemeden söz hakkı istediler. Avukatlara söz hakkı verilmemesi mahkeme salonunu karıştırdı. Mahkemenin bu kararına izleyicilerin de tepki göstermesi üzerine, dinleyiciler salon dışına atıldı. Birleştirmenin mümkün olmadığı konusundaki ısrarlarını sürdüren avukatlar da üzerlerine robocop gönderilerek zorla dışarı çıkarılmak istendi. Tartışmalar ve tepkilerin gün boyu devam etmesi üzerine duruşmaya dört kez ara verildi.

Duruşmayı izleyen milletvekilleri, sanatçılar ve sanık avukatları adına, verilen aralarda çeşitli basın açıklamaları yapıldı. Sanık avukatları adına üç avukatın yaptığı açıklamada, birleştirilen dava ile ilgili sözlü taleplerinin reddedildiği, yasayla kaldırılan özel yetkili mahkemelerde, söz konusu yasanın çıktığı tarihten itibaren açılmış davalara bakamayacağı ve yetkili olmadıkları bir davanın iddianamesinin okunamayacağı, mahkemenin hukuka aykırı bir uygulamayı daha kayda geçirdiği vurgulandı.

İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, duruşma boyunca özel yayın yapan Ulusal Kanala yaptığı açıklamada, 22 İddianameli 65’i tutuklu 289 sanıklı ve beş buçuk yıldır devam eden Ergenekon davası ile 1923’te kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesi davasının görüldüğünü söyledi. Her yaştan insanın dava nedeniyle Silivri’ye gelmesini Türk Ulusunun kolektif vicdanının harekete geçmesi olarak değerlendirdiğini belirten Özbek, “Bu davaların siyasal niteliği hukuki niteliğinin önüne geçmiştir. Bu türden davalarla yargı üzerinden yeni Türkiye, değiştirilen Türkiye, tamamen emperyalizmin emrine verilmiş bir Türkiye arzu edilmektedir: Bunu yargı silahıyla, hukuk silahıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar” dedi.

Otoritesi, gücü, makamı ne olursa olsun hiç kimsenin yargı üzerinde bir etkisinin olmaması, yargıçların da tamamen dava dosyasındaki maddi delillere dayanarak hüküm vermesi gerektiğini kaydeden Özbek, millet adına yargılama yapanların kamuoyunun duyarlılığını da dikkate almaları gerektiğini savundu.

 
Tekelci sermayenin oluşturduğu televizyonlarda, diğer medya organlarında senelerdir bu davalarla ilgili kampanyalar yürütüldüğünü, ekranlarda ve gazetelerde bu tür davaların hükümlerinin çok daha önceden verilmiş bulunduğunu belirten Hüseyin Özbek, bu iddiaların sahiplerinin tarih önünde sorumluluktan kurtulamayacaklarını bildirdi.

Türkiye’de yüzün üzerinde hukuk fakültesi bulunduğu ve bu fakültelerin görülmekte olan davalara ilişkin hukuki durum hakkında objektif bir duruş sergileyemedikleri ve iyi bir sınav veremediklerinin altını çizen Özbek, konuşmasını şöyle tamamladı: “İstanbul Barosu başından beri hukuku savunmaktadır. Hukuksal duyarlılığını sürdürmektedir. Ülkenin kuruluş değerleri ile yargı bağımsızlığı konusunda, hukukun politikaya alet edilmemesi konusundaki duyarlı tavrını bundan sonra da sürdürecektir. Kısacası İstanbul Barosu her zaman hukukun yanındadır, hakkın yanındadır, adalet istemektedir, adil yargılanma istemektedir. Ülkenin kuruluş değerlerine saygı istemektedir, ülkenin kuruluş değerlerine sahip çıkmada,, kuruluş sistematiğinin korunmasında ve yaşatılmasında İstanbul Barosu her zaman taraftır ve  ısrarlıdır. İstanbul Barosunun tarafı Atatürk’ün tarafıdır, Cumhuriyetin tarafıdır, 29 Ekim 1923 felsefesidir.”

14 Ekim 2012 Pazar

BARODA "ÜMİT" VAR

Dünya'nın en büyük barosu olan İstanbul Barosu'nda seçim heyecanı sona erdi.İstanbul Barosu seçimlerinde başkanlığa Önce İlke ÇAG Grubu adayı Av. Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL seçildi.  22 bin 19 avukatın, 73 sandıkta oy kullandığı seçimde, %58,30 oy oranı ile 12.836 avukatın oy verdiği KOCASAKAL, rakiplerine büyük fark atarak yeniden Baro Başkanı olarak seçildi.Baro Başkanı seçilen KOCASAKAL, 'BARODA ÜMİT VAR' sloganları eşliğinde alkışlandı.


Bizde hukuki yorum olarak Sayın Ümit Kocasakal'ı içtenlikle tebrik eder atacağı her adımda başarılar dileriz.

6 Nisan 2012 Cuma

KINI-YORUM

"Balyoz Planı" davasına giren özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, duruşmada açıklamalarda bulunan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal'ın da aralarında bulunduğu 11 avukat hakkında "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek" suçundan mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını istedi.

Kocasakal ve 11 avukat hakkında suç duyurusu