devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2012 Pazar

Bir Hukukçu'nun Mutlaka Okuması Gereken Kitaplar

 sıraladığımız kitapların sadece hukukçulara özel olarak yazılmış olmadığını hesaba katarak bu kitapları başka meslek dallarından da okuyanlar olabilir düşüncesiyle eserleri sizlere aktarmaya başlayalım o halde 
OKUNMASI GEREKEN KİTAPLAR/ESERLER

1-Dostoyevski'nin kaleme almış olduğu ölümsüz eser "Suç ve Ceza"
Kitabın Konusu: "Fakir bir genç olan Raskolnikov, başarılı olmasına rağmen hukuk fakültesini maddi sebeplerden ötürü yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.Paranın, parayla ne yapılacağını bilmeyen, insanlık ailesine parazit olan aşağılık insanların elinde iken, toplumun gelişmesine büyük katkılar sağlayabileceklerin para sıkıntısı çekmesinin yanlış bir düşünce olduğunu düşünmektedir. Bu yanlışlığı düzeltmek üzere yaşlı ve zengin olan bir tefeciyi,ve onun kız kardeşini görgü tanığı bırakmamak için öldürür. Kimsenin kendisini görmediğini ve geride çok büyük bir olasılıkla bir iz kalmadığını bildiği halde, bazı tesadüflerin sonucunda Raskolnikov müthiş bir tedirginlik içine düşer. İnsanlığını, masumiyetini yitirmiştir. Temiz kalpli Sonya'ya suçunu itiraf eden Raskolnikov, polise de teslim olur ve cezasını çekmek üzere Sibirya'ya gider."(Kaynak:Vikipedi)

2-"Nietzsche Ağladığında" adlı eser.Yazarı, Irvin D.Yalom
Kitabın Konusu:" Nietzsche'nin hayatını ve düşüncesini, psikanaliz ile harmanlayarak anlatan bir romandır. Romanın ortamı psikanalizin doğumu öncesinde olan 19.yüzyıl Viyanası’sıdır. Dönemin ünlü şahısları Josef BreuerSigmund FreudLou Salome kitabın yan karakterlerini oluşturur, roman bu gerçek kişilerin bilimsel, felsefi, sosyal görüşlerini Nietzsche ile kurgulanmış olay örgüsü içinde kimi zaman gerçek kimi zaman sadece kurgusal bir şekilde iletir. Büyük bir başarı yakalayan eser birçok dile çevrilmiştir. Eser Ayrıntı Yayınları tarafından basılmış ve Türkçe çevirisi Aysun Babacan tarafından yapılmıştır."(Kaynak:Vikipedi)

3-Ahmet Ümit'in yazmış olduğu "Kavim" kitabı...
Kitabın Konusu: "Kabzasında bir haç olan bıçakla öldürülmüş bir adam... Üstelik yanı başında bir Kutsal Kitap açık bırakılmış, satırlardan birinin altı adamın kanıyla çizilmiş ve kitabın kenarına bir azizin adı düşülmüş...
"Kavim"de olaylar böyle başlıyor işte. Komiser Nevzat, yardımcısı Ali ve Zeynep de olayı çözmek için hemen harekete geçiyorlar.
Ahmet Ümit’in beklenen yeni romanında gizemli olaylar çerçevesinde işlenen cinayetleri aydınlatmaya çalışıyor kahramanlarımız. Hıristiyanlık, Süryanîlik, Arap Alevîliği gibi dinî konuların da rol oynadığı, İstanbul’dan Mardin’e uzanan, devletin derinliklerinde kurulmuş yanlış düzene çarpıp geri tepen ilginç bir soruşturma bu. İşlenen cinayetler gizemli ve çarpıcı, ama kahramanlarımızın soruşturma sırasında karşılarına çıkan gerçekler daha da çarpıcı. Çok heyecanlı, gerilimli bir polisiyeyle karşı karşıyayız, orası kesin. Ama bu polisiye bize Türkiye’nin yakın geçmişi ve bugünüyle ilgili de çok şey söylüyor. Yani, Ahmet Ümit yine çok katmanlı ve çok sesli bir romana imza atıyor. "Kavim", hem polisiye severleri hem de tüm roman severleri mutlu edeceğe benziyor."

4-Platon'un "Devlet" adlı eseri...
Kitabın Konusu:"Platon'un idealindeki devlet anlayışını konu alır."

5-Falih Rıfkı Atay'ın yazdığı "Çankaya"adlı eser...
Kitabın Konusu:" Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatı,harp zamanında düşmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkilaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır."

6- Faruk Erem'in yazmış olduğu "Bir Ceza Avukatı'nın Anıları"...
Kitabın Konusu:" Bir tuhaftır ceza avukatlığı. Ayıplamayacaksınız, kızmayacak-sınız, ağlamayacaksınız da. Bunlar olmaz mı? olur. Ama hep içinizde olmalı. Bakışlarınızda kaçak bulunmasın. Karşınızdaki suçlunun gözlerinin içine bakın, dostça. Orda derdini dökmek isteyen «însan»ı göreceksiniz. Bundan sonrası kolaylaşır. «İnsan, insanın zehrini alır» derler, halk dilinde. Ceza avukatlığının yarısı budur.

7-Tahsin Yücel’in “Gökdelen” adlı eseri…
Kitabın Konusu: “Yıl 2073. Türkiye'nin 115 ilinden biri olan İstanbul, yüzlerce katlı gökdelenlerle çevrili. Tarihsel yapıların çoğu yıkılmış. Karasularımız tam 15 yıldır bir Amerikan şirketinin elinde. Her şeyin özelleştirildiği ülkede İstanbul Üniversitesi de eski bir kaçakçıya satılmış. Sırada ise "adalet" var. Çünkü, İstanbul'u ikinci bir New York yapmak isteyen Karadenizli mimar Temel Diker'in, nam-ı diğer Nivyorklu Temel'in mevcut hukuk sistemiyle çözemediği bir sorunu var. Nivyorklu Temel, Cihangir'deki bir araziyi özellikle istiyor. Çünkü en büyük hayali olan Sarayburnu'na dikilecek Özgürlük Anıtı, en iyi bu araziden görünüyor. Ama arazinin sahibi satışa yanaşmıyor.
Nivyorklu Temel'in hukuk işleriyle ilgilenen, ülkenin en ünlü avukatlarından Can Tezcan, bu soruna çözüm bulmak için yargıyı özelleştirmeye karar veriyor
.

8-Shakespeare’nin “Venedik Taciri” adlı eseri…
Kitabın Konusu:” Bütün gemileri açık denizlerde dolaşan ve nakit sıkıntısında olan Antonio, Venedik’teki itibarını kullanarak, arkadaşı Bassanio’yu sevgilisi Portia’ya gönderebilmek için Yahudi tefeci Shylock’tan üç bin düka borç alır. Antonio’nun bir zamanlar hakaretleri yağdırdığı Shylock, bur fırsatı iyi değerlendirir ve imzaladıkları senette Antonio’nun borcu ödeyememesi halinde vücudundan bir parça etini kesmeyi şart koşar. Antonio’nun işleri kötü gider, gemileri batar ve işler düğümlenir.
Adalet sisteminin, hukuk felsefesinde kanunların yorumlanması mevzusunun mizahi mercekten incelendiği bir oyundur Venedik Taciri. Beklenmedik anlar, şaşırtan diyaloglarla trajikomik bir hikayesi olan bu Shakespeare komedisi, ünlü yazarın en sevilen eserlerindendir.”
9-Albert Camus’un “Yabancı” adlı eseri…
Kitabın Konusu:” Konusu çok basittir. Öyküdeki her şey çok kısa bir zaman aralığında olup biter. Cezayir’de, bir rastlantı sonucu, bir Arap’ı öldüren orta sınıftan bir Fransız, Mersault, kendisini adım adım ölüme götüren süreci kayıtsız biçimde izler. Diğer kişilerin adı anılsa da, roman kahramanının adını bile öğrenemeyiz (burada Kafka etkisinden söz edilebilir). Camus’un yabancısının yabancılaşmasını kendi ağzından şöyle aktarabiliriz; ‘yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (...) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.’ Kitapta, Meursault'un topluma, kendine, ölümü bile kabul edebilecek kadar hayata , kısacası tüm varoluşa yabancılaşması yalın bir dille anlatılır.
10-“Kadılar” kitabı İskender Pala
Kitabın Konusu:” Kadılar Kitabı, bilimsel bir iddiadan öte, kültürel bir gaye taşır. Kadılarla ilgili birtakım anektodlar, epizotlar, uydurma da olsa tarihe yansımış öyküler ve fıkralar kenarda köşede kalmasın, derlenip iki kapak arasına girsin ve böylece okuyucu tarih boyunca hukuk serüvenimizle alâkalı fikirlerini kendisi oluştursun, eğer hukuk ile yakından ilgiliyse tavırlarını ona göre düzenlesin, eski meslektaşlarının hayatlarından kesitler görerek kendisini yeniden formatlayabilsin. Çünkü denilmiştir.

Bulunmazsa adalet milletin efrâdı beyninde 
Geçer bir gün zemine, arşa çıksa pâye-i devlet 

Vatandaşlar arasında adalet ve eşitlik kaybolunca, itibarı arşa çıkmış olsa da, devlet, bir gün yerin dibine geçer.”







25 Ağustos 2011 Perşembe

KADINA, ERKEĞE, DEVLETE...

YAZAR: SİNEM SAÇKAN
Bu yazının kaleme alınmasında ‘kadına şiddet’ haberlerinin artış göstermesi ve devletin bu şiddet olaylarına karşı yeterli hassasiyeti gösterememesi etkili olmuştur.”
Aile içi şiddet hem ülkemiz de hem de dünya da görülen, aile içinde en sık ve en yaygın olarak rastlanan bir durumdur. Aile, toplumun en temel yapıtaşıdır. Nitekim, 1982 T.C.’Ana’yasasınn üçüncü bölümünde “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı I.kısmında düzenlenen 41.maddede “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ‘ana’nın ve çocukların korunması… için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” demektedir.
Görülen o ki, ‘ana’nın korunması devletin ‘Ana’yasal bir vazifesidir.
Peki, devlet ‘ana’ bu vazifesini yerine getiriyor mu?
Ne yazık ki, devlet ‘ana’ kadına şiddet haberlerinin üvey ‘ana’sı vazifesini üstleniyordu. Şiddete maruz kalan, şiddet haberlerinin mağduru olan kadına ‘koruma’ vermiyordu. Dolayısıyla devlet vazifesini yerine getirmiyordu.
TMK’nın boşanma sebepleri arasında düzenlediği 162.maddesinde “Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.” demektedir. Bu kanun maddesinde dikkati çeken husus aile içindeki şiddetin boşanma sebebi olarak düzenlenmiş olmasıdır.
Kanun maddesinde düzenlenmiş olmakla beraber çoğu kadınlarımız bu haklarını eşlerinin baskıları nedeniyle kullanamamaktadırlar.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığının bulunması” durumu olarak tanımlamaktadır.[1]
Şiddet üzerinde en çok hemfikir olunan tanım, “eşlerden birinin fiziksel, psikolojik yaralanmasıyla veya yaralanma tehdidiyle sonuçlanan, istemli olarak yapılan ya da istemli olarak yapıldığı algılanan bir eylem” olduğu tanımıdır.[2]
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2002 yılında yayınladığı raporunda, şiddetin en fazla aile ortamında ve kadına yönelik olduğu bildirilmektedir.[3]
2009 yılının ilk 7 ayında 953 kadın öldürüldü. Son 7 yılın verilerine göre kadın cinayetleri %1400 arttı.[4]Bu ürkütücü tablonun baş aktörleri;
-Kadın,
-Erkek
Ve
-Devlettir.
Kadın: Şiddet haberlerinin mağdur kişisidir. Yapılan araştırmalara göre çoğu şiddet gören kadınlar; eğitimsiz, bilinçsiz ve ailelerinin onayı olmadan evlenen aynı zamanda küçük yaşta zorla evlendirilen kişilerdir. Ezcümle, kadına şiddette eğitimsizliğin önemli bir faktör olduğu söylenebilir.
Erkek: Şiddet haberlerinin suçlu kişisidir. Yapılan araştırmalara göre çoğu şiddet uygulayan erkekler, eğitimsiz, işsiz, madde bağımlısı, psikolojik sorunları olan, hastalıklı yapıya sahip kişilerdir. Şiddet uygulayan erkek profilinde özellikle psikolojik sorunlar önemli bir faktördür. Nitekim, şizofren eşlerinin şiddet uygulaması ve hatta cinayete konu olması sık rastlanan bir durumdur.
Devlet: Şiddet haberlerinin umursamaz aktörüdür. Kadın, ne zaman kendisini koruması için devlete başvursa kapı dışarı edilir. Uzun lafın kısası umursanılmaz…Vergisini alır.Gerekirse söke söke alır.Ancak ‘can güvenliği tehlikede olan’ kadına ve/veya ‘ana’ya bir korumayı çok görür.Belirtmek gerekir ki bu o’nun ‘Ana’yasal vazifesidir.Yineleyelim ki o üvey’ana’lığı benimsemiştir.   
KADINA ŞİDDETİN İSTATİSTİKÎ VERİLERİ
· Dünya nüfusunun %49.7’si kadın (3,132,342,000 kadın; 3,169,122,000 erkek) (BM Nüfus Dairesi)
· Kadınların yaklaşık %47’si ilk cinsel ilişkilerinin zorla olduğunu bildirmektedir. (A, WHO 2002)
· Kadın cinayet kurbanlarının yaklaşık %70’I erkek partnerleri tarafından öldürülmüştür. (A, WHO 2002).
· Kenya’da haftada birden fazla kadının erkek partneri tarafından öldürüldüğü bildirilmektedir. (E, Joni Seager, 2003).
· Zambia’da haftada beş kadın erkek partneri veya aile bireyi tarafından öldürülmektedir (E, Joni Seager 2003).
· Mısır’da kadınların %35’I evliliklerinin bir noktasında kocalarından dayak yemiştir. (A, UNICEF 2000).
· Bolivya’da 20 yaş ve üzerindeki tüm kadınlar son 12 ay içinde fiziksel şiddete maruz kalmıştır. (A, WHO 2002).
· Kanada’da aileye yönelik şiddetin maliyeti, tıbbi bakım ve verim kaybı dahil yılda 1.6 milyar dolardır. (A, UNICEF 2000).
· ABD’de her 15 saniyede bir kadın, genellikle kocası/partneri tarafından, dövülmekte. (Dünya Kadınları hakkında BM Çalışması, 2000).
· Bangladeş’te tüm cinayetlerin %50’sini partnerleri tarafından öldürülen kadınlar oluşturuyor(E, Joni Seager, 2003).
· Yeni Zelanda’da kadınların %20’si erkek partnerleri tarafından dövüldüğü veya fiziksel tacize uğradığını belirtmekte(A, UNICEF 2000).
· Pakistan’da kadınların %42’si şiddeti kader olarak görüyor; %33’ü karşı koymak için çok çaresiz olduklarına inanıyor; %19’u karşı koymuş ve %4’ü buna karşı harekete geçmiş. (Hükümetin 2001 yılında Pencap’ta yaptığı çalışma).
· Rus hükümet dışı örgütlere göre, Rusya Federasyonu’nda 36,000 kadın her gün kocaları veya partnerleri tarafından dövülüyor. (D, OMCT 2003).
· İspanya’da 2000 yılında her beş günde bir kadın erkek partneri tarafından öldürüldü (D, Joni Seager, The Atlas of Women).
· Britanya’da haftada yaklaşık 2 kadın partnerleri tarafından öldürülüyor(E, Joni Seager, 2003).
Bu oranlar göstermektedir ki “kadına şiddet” sadece ülkemizde görülen bir durum değil; dünyanın her yerinde görülebilecek bir durumdur. Aile içi şiddet aile bireylerinin sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Aslında bu nedenle de bireylere olumsuz etki ettiğinden ötürü “toplumsal bir sorun” olarak addolunabilir.
Viyana İnsan Hakları Konferansı ve 4.Dünya Kadın Konferansı’nda öncelikli olarak ele alınan konulardan biri “ kadına yönelik şiddet” olmuştur. Bu konferanslarda “şiddet, dünyada ki en yaygın ama en az tanımlanmış insan hakları suiistimali” olarak tanımlanmıştır.[5]

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Eski Roma’da erkekler eşlerini dövebilir, boşayabilir, zina, toplum içinde sarhoşluk ya da halka açık oyunlara gitmek gibi nedenlerle öldürme hakkına sahipti.1700’lü yıllarda İngiltere’de yasalar kocaya doğru yoldan ayrılan karısını fiziksel olarak cezalandırma hakkını vermektedir.
Bu uygulama ondokuzuncu yüzyılda ABD’de yapılmıştır. Kadının aşağılanması, güçler arasındaki eşitsizlik, kadının mal olarak görülmesi, cinsiyetçi rollerin dayatılması, erkeğin saldırgan davranışlarına onay verilmesi kadının ikinci sınıf insan sayılması ve dominant erkeğe bağımlığın sürmesini sağlamaktır. Güç eşitsizliği ve “aile meseleleri”nin karıştırılmaması gereken özel hayat sayılmasının yanında sağlık ve adalet sisteminde görev yapanlar da 1960’lı yıllara kadar kadına yönelik şiddeti görmezden gelmiştir.1970’li yıllarda ki kadın hareketi kadının toplumda yaşadığı her türlü şiddete dikkat çekilmesini sağlamıştır.[6]
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye’de sığınma evlerinin sayısı oldukça azdır. Var olan sığınma evlerinin sayısı ihtiyacı karşılayabilme gücünden yoksundur.
Şiddetin önlenmesinde önemli denilebilecek yerel yönetimlerin “kadına şiddet” tutumunda ki duyarlılık ilgisizlikten öteye geçememektedir.
Belirtmeliyiz ki, Türk toplumunda ki egemen erkek yapısı kadına yönelik şiddetin artmasında önemli bir faktördür. Çıkarılan “aile’nin korumasına dair kanun” ile aile içinde kadınların ve çocukların şiddet görmesinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ancak bu kanun sadece şiddet sonrası dönemde yapılan başvurulara yöneliktir.[7]Nitekim boşanmış ya da evli olmayan kadınlar yasa kapsamı dışında kalıyor.
“Ülkemizde hiç mi olumlu gelişme yok?” diyenler olabilir;
Elbette var. Bu çalışma için yaptığım araştırmalar esnasında ülkemizde sevindirici “bir” gelişmenin olduğunu söyleyebilmek mümkün.
Araştırma esnasında okuduğum bir haberi siz kıymetli okuyucularımla paylaşmak isterim, buyurun okuyun;
“ Yapılan incelemeler sonucu tehlikenin boyutunu tespit eden polis müdürleri, Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz’ın talimatıyla koruma talebinde bulunan kadınları, oturdukları bölgede görev yapan asayiş veya karakol ekiplerine zimmetledi. İncelemelerde boşandığı veya boşanmak istediği eşinden ölüm tehditleri aldığı belirlenen kadınlar ise birden fazla ekibe zimmetlendi. “
Bizim de katıldığımız görüşe göre, bu habere ”Yetmez ama evet “diyenlerde olabilir…
Yazarın Notu: Çocuk ve Kadına vurulan her tokat geleceğe indirilen bir darbedir. Siz siz olun şiddetin engellenmesinde üzerinize düşen vazifeyi yerine getirin. Unutmayalım ki kadınlar, şiddet haberlerinde her ne kadar mağdur gibi görülse de kurtuluş savaşından bu yana tarihte ki azimli, güçlü ve mücadeleci yerini almıştır. O’nun anlı şanlı bir geçmişi vardır. Tarihimize ve geleceğimize sahip çıkalım!


[1] Arın C.Kadına yönelik şiddet Cogito 1996; 6(7), 305-312.
[2] Andrews AB: Developing community systems for the primary of family violence. Fam Community Health 16:1-9, 1994.
[3] Krug EG et al. World Report on Violence and Health, Geneva; WHO; 2002.
[5] Ozaydın N, Unuvar O, Akın A . Kadın ve Siddet. Sağlık ve Toplum. 1998;8:73-78.
[6] Dr. Nüket Subaşı, Prof. Dr. Ayşe Akın, “Kadına Yönelik Şiddet; Nedenleri ve Sonuçları”,Hacettepe Üniversitesi yayını,( http://www.huksam.hacettepe.edu.tr/Turkce/SayfaDosya/kadina_yon_siddet.pdf, 24.08.2011).
[7] A.g.m.