kemal gözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemal gözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2013 Salı

PROF. DR. KEMAL GÖZLER'DEN MEKTUP VAR !

Sayın Prof. Dr. Kamil Dilek,
Uludağ Üniversitesi Rektörü
Görükle - BURSA
 

 Sayın Rektör,
Fakültemiz öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Timuçin Köprülü hakkında 26 Haziran 2013 tarihinde Fakültemiz Konferans Salonunda düzenlenen mezuniyet töreninde yaptığı bir konuşma dolayısıyla disiplin soruşturması açtığınızı üzülerek öğrenmiş bulunuyorum.
Bir hukuk fakültesi öğretim üyesinin konferans salonunda yaptığı bir konuşmadan dolayı hakkında disiplin soruşturması açılması beni hayal kırıklığına uğrattı. Timuçin Köprülü’nün hangi suçu, nasıl işlemiş olduğunu anlayamadım. Size şu soruları sormak isterim:
1. Timuçin Köprülü’nün Sahneye Çıkması mı Suçtur?
Yard. Doç. Dr. Timuçin Köprülü, sahneye kendi inisiyatifiyle çıkmamış, üç öğrenciye diplomasını takdim etmek için, programa uygun olarak, sunucu tarafından davet edilmiştir. Dolayısıyla Timuçin Köprülü’nün “sahneye çıkması” bir disiplin suçu olamaz.
2. Timuçin Köprülü’nün Kürsüde Konuşması mı Suçtur?
Yard. Doç. Dr. Timuçin Köprülü, sahneye davet üzerine çıktığında, üç öğrenciye diplomalarını takdim etmeden önce, öğrencilere ve konuklara hitaben, kürsüde 30 saniye süren, metnini aşağıdaki vereceğim konuşmayı yapmıştır. Belki de öğrencilere diplomasını takdim etmek için çağrılan bir hocanın öğrencilere ve konuklara hitaben konuşma yapmasının disiplin suçu olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Gelgelelim böyle bir fiilin, hangi kanunun veya hangi yönetmeliğin hangi maddesini ihlâl ettiğini göstermeniz gerekir. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, söz konusu törende sahneye çıkıp konuşma yapan tek öğretim üyesi Timuçin Köprülü olmadı. Ondan önce programda öngörülmemiş olmasına rağmen ben de sahneye çıktığımda, iki öğrenciye diplomasını takdim etmeden önce, öğrencilere hitaben bir dakikalık kısa bir konuşma yaptım. Timuçin Köprülü’nün sahnede konuşma yapması suç ise o suçu kendisinden önce ben işledim.
3. Timuçin Köprülü’nün Mezuniyet Törenine Tişörtle Katılması mı Suçtur?
Belki de Timuçin Köprülü’nün mezuniyet törenine tişörtle katılmasının suç olduğunu düşünüyorsunuz. Eğer böyle bir düşüncede iseniz, bu düşünceniz, Üniversitedeki giyim özgürlüğü ile ilgili son iki yılki tutumunuz ile çelişmektedir. Ayrıca lütfen belirtmeme izin veriniz ki, söz konusu törene katılan protokolün önemli bir kısmı, tişörtlü veya kravatsız ve kısa kollu gömlekliydi.
4. Timuçin Köprülü’nün Giydiği Tişörtte “Diren” Yazması mı Suçtur?
Eğer Timuçin Köprülü’nün tişört giymesi de suç değil ise, acaba giydiği tişörtte“diren” kelimesinin yazılı olması mı suçtur? “Diren” kelimesi, bir hakaret veya küfür kelimesi değildir. Bu kelime, bir başka şekilde kanunlarımıza aykırı bir kelime de değildir. Bir kelimenin sizi veya bir siyasi partiyi rahatsız etmesi o kelimenin suç olduğu anlamına gelmez. Sayın Rektör, suç teşkil etmeyen her kelimeyi hepimiz, sözlü, yazılı ve diğer yöntemlerle açıklayabiliriz. Bu, Anayasamız tarafından güvence altına alınan “düşünceyi açıklama hürriyeti”nin koruması altında bir fiildir.
5. Timuçin Köprülü’nün Yaptığı Konuşma mı Suçtur?
Belki de Timuçin Köprülü’nün “diren” yazılı tişörtle kürsüye çıkmasının değil, kürsüde yaptığı konuşmanın suç olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Timuçin Köprülü kürsüde şu konuşmayı yapmıştır:
“Sayın konuklar, ben bu öğrencilerin üç sene derslerine girdim. Ceza genel, ceza özel ve ceza usul derslerini benden aldılar. Üzerlerinde hakkım vardır; o yüzden birkaç kelime söylemek istiyorum. Merak etmeyin uzun konuşmayacağım. Yalanın hukuk, hukukun da yalan olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Son zamanlarda ‘polisimiz destan yazdı’ deniyor. Gösterilerde insanların öldürülmesiyle, göstericilerin kör edilmesiyle, binlerce kişinin gaza boğulmasıyla, avukatların adliye salonlarında sürüklenerek dışarı çıkarılmasıyla, ÇHD’li avukatların tutuklanmasıyla destan falan yazılmaz. Asıl destanı bu çocuklar yazmıştır. Teşekkürler”.
Sayın Rektör, öncelikle şunları belirtmek isterim: Yukarıdaki metnin okunması 30 saniye sürmektedir. Timuçin Köprülü bu 30 saniyelik konuşmayı yaptığında, protokolün önemli bir kısmı dâhil, bütün öğretim üyeleri, öğrenciler ve konuklar Timuçin Köprülü’yü dakikalarca alkışladı. Hayatımda bu kadar coşkulu ve uzun süren alkışa şahit olmadım. 30 saniyelik bir konuşma yapıp dakikalarca alkışlanmak ömrü boyunca pek az öğretim üyesine nasip olur. Üniversitemiz, böyle özgün ve yüksek hitabet yeteneğine sahip bir hocaya sahip olduğu için gurur duymalıdır.
Sayın Rektör, bir ifade suç teşkil etmedikçe, ifade hürriyetinin kapsamındadır ve Anayasamızın koruması altındadır. Timuçin Köprülü’nün yukarıdaki konuşmasının hangi cümlesi suçtur? Ben, yukarıdaki cümlelerde, birine yapılmış bir hakaret, bir küfür veya bir başka şekilde suç teşkil edebilecek bir cümle veya bir ifade göremiyorum. Bir ifade, beni, sizi, valiyi veya başbakanı rahatsız edebilir. Bir ifadenin rahatsız edici olması, onun suç teşkil ettiği anlamına gelmez.
Sayın Rektör, bir ceza hukuku hocasının, hukuk fakültesi konferans salonunda yaptığı bir konuşmada ülkede gördüğü ceza hukuku ihlalleri hakkında fikirlerini söylemesi, ceza hukukunu doğrudan doğruya ilgilendiren yakın geçmişte yaşanan olayları eleştirmesi, bu eleştiriler fevkalade şiddetli olsa bile suç teşkil etmez. Timuçin Köprülü’nün yaptığı şey de bundan ibarettir. Bildiğiniz gibi bu konuşmaya tekaddüm eden haftalarda ülkemizde yaşanan talihsiz olaylarda ölenler olmuş, göstericiler gaza boğulmuş, avukatlar adliyeden sürüklenerek çıkarılmıştır. Bu fiiller, hukukun ceza hukuku kısmını ilgilendiren fiillerdir. Bir ceza hukuku hocasının bu fiiller hakkında görüşünü söylemesinden daha doğal ne olabilir? Sayın Rektör, sizin hayal gücünüze sığmıyor olabilir; ama bir hukuk fakültesi hocası, ülkenin başbakanını da eleştirme hakkına sahiptir. Başbakanı eleştirmek, bu eleştiri hakaret veya küfür içermedikçe, ne kadar sert olursa olsun suç değildir.
Sayın Rektör, ayrıca şunu da belirtmek isterim: Timuçin Köprülü’nün konuşmasının sonunda yer alan “asıl destanı bu çocuklar yazmıştır” cümlesindeki “çocuklar” kelimesi ile kastedilen “çocuklar”, “Gezi Parkı çocukları” değil, bizim Fakültemizden “mezun olan 50 çocuk”tur. Bunu size konuşmanın şahidi olarak teyit ederim. Zira Timuçin Köprülü, kürsüde konuşmasının sonunda, sahnede kendisinin sol yanında üç sıra halinde sıralanmış sandalyelerde oturan 50 mezunu eliyle işaret ederek“asıl destanı bu çocuklar yazmıştır” cümlesini söylemiştir. Dolayısıyla konuşmadaki destan yazan çocuklar, bizim Fakültemizden mezun olan öğrencilerdir. Bu çocukların yazdıkları “destan” da Gezi Parkında polislere karşı durmaları değil, Gemlik denen kasabada binbir güçlük ve imkansızlık içinde dört yıllık hukuk eğitimlerini başarıyla tamamlayıp mezun olmalarıdır.
6. Hani Uludağ Üniversitesi, “Eğitimde Özgün, Düşüncede Özgür Üniversite” idi?
Üniversiteler özgünlüğün ve düşünce özgürlüğünün yeridirler. Zira özgünlük ve özgürlük olmadan bilimde yenilik ve ilerleme olmaz. Bu nedenle üniversiteler özgün insanların ve özgür düşüncenin yeridir. Nitekim bu husus, aşağıda görüldüğü gibi Uludağ Üniversitesinin isminin yanında “eğitimde özgün, düşüncede özgür” sloganı ile ifade edilmiştir.
Eğitimde özgün, düşüncede özgür” sözünü kendisine amentü edinmiş bir Üniversitenin Rektörünün bir öğretim üyesi hakkında tişört giydi diye veya konuşma yaptı diye soruşturma açması trajik bir çelişkidir. Sayın Rektör, hani Uludağ Üniversitesi, “eğitimde özgün, düşüncede özgür” üniversite idi? “Özgünlük”, kürsüye tişörtle çıkan öğretim üyesi hakkında soruşturma açmak mıdır? “Düşüncede özgürlük” Hukuk Fakültesi konferans salonunda kürsüye çıkıp ülkede yaşanan ceza hukuku ihlalleri hakkında düşünceleri açıklayan ceza hukuku hocasının savunmasını mı istemektir?
7. Üzüntülerim
Sayın Rektör, yukarıdaki sorulardan sonra bu konuda bazı üzüntülerimi de dile getirmek isterim:
a) Sayın Rektör, öğrenciliğimi de dâhil edersek 30 yıldır üniversite camiasının içindeyim. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans ve yüksek lisans, Bordeaux Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktora öğrencisi olarak uzun yıllar geçirdim. Şimdiye kadar üç değişik hukuk fakültesinde öğretim elemanı olarak çalıştım. Bir hukuk fakültesi hocası hakkında, hukuk fakültesi konferans salonu kürsüsünde yaptığı bir konuşmadan dolayı soruşturma açıldığına şahit olmadım ve böyle bir şeyi hayatımda duymadım ve medenî bir ülkede böyle bir şeyin olabileceğine de ihtimal vermem. O nedenle meslektaşım Timuçin Köprülü hakkında sizin tarafınızdan soruşturma açıldığını duyduğumda şoke oldum ve bu Üniversitenin mensubu olmaktan dolayı utandım. Bir ceza hukuku hocasının hukuk fakültesi konferans salonunda yaptığı bir konuşma dolayısıyla hakkında soruşturma açıldığına, totaliter rejimler dışında, herhalde en son ortaçağ Avrupa’sında şahit olunmuştur.
Ayrıca, münhasıran Fakültemizin sınırları içinde gerçekleşmiş bir olayda, Fakültemizin yetkili makam ve kurullarının haberi olmadan, görüş ve bilgileri alınmadan, Fakültemizin mensubu bir öğretim üyesi hakkında, doğrudan doğruya Rektörlük tarafından soruşturma açılmasının hangi akademik gelenekle bağdaştığını da sormak isterim.
b) Sayın Rektör, bu soruşturmanın, Üniversite dışından gelen etkilerle ve siyasî saiklerle açıldığı yolunda ciddî endişelerim var. Nitekim Akit gazetesinin 1 Temmuz 2013 tarihli nüshasında çıkan bir yazıda genelde mezuniyet törenimiz ve özelde meslektaşımız Timuçin Köprülü’nün ve Bursa Barosu Başkanının bu törende yaptığı konuşmalar “kepazelik” olarak nitelendirilmiş ve şu ifadelere yer verilmişti:
“Öğretim görevlisinin ve baro başkanının polise hakaret içeren sözleri ve “#diren” yazılı tişörtlü şovuna törene katılan velilerden tepki geldi. Üniversiteye siyaset sokulmamasını isteyen veliler, protokol üyelerinin de bu şovlara seyirci kalmalarına tepki gösterdi. Veliler, hükümete ve polislere yönelik yapılan hakaretlerin karşılıksız kalmaması gerektiğine dikkat çekerek, konuyla ilgili gerekenlerin yapılmasını istedi”.
Öncelikle belirtmek isterim ki, Akit gazetesinin haberi gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Törende Timuçin Köprülü’nün konuşmasına tepki gösteren bir veliyi ben görmedim. Tersine Timuçin Köprülü’nün konuşması bitince salondaki bütün veliler, pek çoğu ayakta olmak üzere, dakikalarca Timuçin Köprülü’yü alkışladı.
Sayın Rektör, Akit gazetesi, mezuniyet törenimizi ve Timuçin Köprülü’nün konuşmasını “kepazelik” olarak niteledi. Meslektaşımız Timuçin Köprülü’nün “polise hakaret” ettiğini yazdı. Oysa yukarıda görüldüğü gibi Timuçin Köprülü’ün konuşmasında hakaret içeren bir ifade yoktur. Tersine hakaret fiilini işleyen, Fakültemizin törenini ve Timuçin Köprülü’nün konuşmasını “kepazelik” olarak niteleyen Akit gazetesinin kendisidir.
Sayın Rektör, sizden Fakültemize ve bir öğretim üyemize “kepaze” diyerek hakaret eden Akit gazetesine karşı bizi korumanız beklenirdi. Ama siz Akit gazetesine karşı Hukuk Fakültenizi ve kendi öğretim üyenizi korumak yerine, Akit gazetesinin isteklerine uyarak, öğretim üyeniz hakkında soruşturma açma yolunu tercih ettiniz. Mensubu bulunduğum Üniversitenin Rektörünün Akit gazetesi doğrultusunda hareket ettiğini görmekten dolayı derin bir üzüntü içindeyim.
Sayın Rektör, hakaret eden kim? Timuçin Köprülü mü? Timuçin Köprülü’ye “kepaze” diyen Akit gazetesi mi? Öğrenci velileri, Timuçin Köprülü’yü alkışladılar mı? Yoksa ona tepki mi gösterdiler? Kimin söylediği doğru? Kimin söylediği yalan? Kim hukuku çiğniyor? Timuçin Köprülü mü? Akit gazetesi mi? Kimin hakkında soruşturma açılmalı? Timuçin Köprülü hakkında mı? Akit gazetesi hakkında mı? Ben bu sorulara Timuçin Köprülü’nün cümlesiyle cevap vereyim: “Yalanın hukuk, hukukun da yalan olduğu bir dönemi yaşıyoruz”.
c) Sayın Rektör, açtığınız disiplin soruşturmasından bir şey çıkma ihtimali düşük. Bir öğretim üyesine fakülte konferans salonunda yaptığı konuşmadan dolayı disiplin cezası verilmesi mümkün değil. Bu disiplin soruşturmasından bir ceza kararı çıkmaz ise, belki siz o zaman, “benim zaten kötü bir niyetim yoktu; hakikat ortaya çıksın diye soruşturma açmıştım” diye kendinizi savunacaksınız. Belki de bu sonucu hazmedemeyip, her şeye rağmen disiplin cezası verdirme yoluna gideceksiniz. Üniversiteniz yüksek lisans programında idare hukuku dersi veren bir öğretim üyesi olarak lütfen sizi uyarmama izin veriniz ki, böyle bir disiplin cezası, hukuka aykırı olacaktır ve idare mahkemesi tarafından iptal edilecektir. Ancak bu soruşturmadan hukuken bir şey çıkmasa bile, neticede hakkında soruşturma açılan meslektaşımız bu soruşturmayla yıldırılmış olacak. Belki diğer öğretim üyeleri de bu soruşturmadan korkup sinecek. Her insan fiili belli bir amaçla yapılır. Bu soruşturmayı hangi amaçla açtığınızı bilmiyorum. Ama bildiğim kesin bir şey var: Bu soruşturma yüzünden, her halükarda Uludağ Üniversitesi prestij yitirecek.
d) Sayın Rektör, açtığınız bu soruşturmanın Hukuk Fakültemiz üzerinde yıkıcı etkileri olacaktır. Yeni kurulmuş bir Fakülte olarak bizim binbir güçlükle temin ettiğimiz bir öğretim üyesi arkadaşımız hakkında açtığınız bu soruşturma, Uludağ Üniversitesine karşı hiçbir yükümlülükleri olmamasına rağmen, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi kadrolarını bırakarak fakültemize gelen veya Almanya’da veya Fransa’da doktora yaptıktan sonra Fakültemiz kadrosuna katılan yardımcı doçent arkadaşlarımız üzerinde fevkalade olumsuz bir etki yaratacaktır. Sayın Rektör, ben, 2007 yılında kurulan Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi kadrosuna, kuruluşundan bir iki ay sonra, dışarıdan atanan ilk profesörüm. Tabir caiz ise bu Fakültenin “kurucu”larından biriyim. Fakültede şu an görev yapan yardımcı doçent arkadaşlarımızın bir kısmını Fakültemize gelmeleri için ben ikna ettim. Şu an hakkında soruşturma açtığınız Yard. Doç. Dr. Timuçin Köprülü de bu arkadaşlarımızdan biridir. Herhalde kendisi bugün pişmanlık içindedir. Hukuk Fakültesi kadrosunu oluştururken bizim altı yıldır verdiğimiz emeği bir çırpıda mahvettiniz. Büyük bir hayal kırıklığı ve derin bir üzüntü içindeyim.
Sonuç
Sayın Rektör, yukarıda da belirttiğim gibi, Timuçin Köprülü’nün yaptığı 30 saniyelik konuşmadan sonra, ben dâhil pek çok kişi Timuçin Köprülü’yü ayakta alkışladık. Sadece öğrenciler, öğretim üyeleri, konuklar değil, protokolün önemli bir kısmı da Timuçin Köprülü’yü dakikalarca alkışladı. Konferans salonunun ikinci sırasında oturduğum için bu hususa tanıklık edebilirim. Benim tanıklığıma itibar etmiyorsanız, bu konuyu törene katılan ve hemen benim önümdeki koltukta oturan Rektör Yardımcısı sayın Prof. Dr. Müfit Parlak’a sorabilirsiniz. Sayın Rektör, eğer bu konuşmayla Timuçin Köprülü bir suç işlemiş ise, onu dakikalarca alkışlayan herkes bu suça ortak olmuştur. Bunlar hakkında da soruşturma açmanız veya soruşturma açılması için ilgili makamlara ihbarda bulunmanız gerekir. Ben şahsen Timuçin Köprülü’nün konuşmasını ayakta dakikalarca alkışladım. Bu soruşturma açma işine benimle başlarsanız sevinirim. Lütfen benim hakkımda da soruşturma açınız. Sizin tarafınızdan hakkımda soruşturma açılması bana onur verecektir.
Saygılarımla,

Prof. Dr. Kemal GÖZLER
Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Öğretim Üyesi, Gemlik - Bursa


7 Ağustos 2011 Pazar

Hukuk Devleti

GİRİŞ
HUKUK DEVLETİNİN BAŞLICA TANIMLARI:
  
1961 Anayasası ile birlikte Türkiye de ilk kez hukuk devleti tanımı Anayasada yer almakta ve hatta Anayasanın temel amacının, hukuk devletini kurmak olduğu hükme bağlanmaktadır. Cumhuriyet in niteliklerinden biri de hukuk devleti olarak belirtilmektedir.
1961 Anayasası hukuk devletinin gereklerini güvence altına almış, kuvvetli bir temel hak ve özgürlükler rejimi getirmiştir.
1961 Anayasası madde 1 :'Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.'
1921 ve 1924 Anayasalarında hukuk devleti ile ilgili madde yer almamaktadır.
1982 Anayasası madde 2 : 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.'
Anayasa Mahkemesi de 12 Kasım 1991 tarih ve K.199143 sayılı kararında hukuk devleti ilkesini : 'Yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması' olarak tanımlanmıştır.
Kemal GÖZLERE göre hukuk devleti kısa tanımıyla: ' Faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlet' demektir.[2]
Kaboğluna göre hukuk devleti: 'Hukuk devleti bir hukuk rejimine tabi olan devlettir, yani faaliyeti tamamen hukukça çerçevelenmiş olan ve o şekilde düzenlenen devlettir.'[3]
Günümüzde ise Adalet Bakanı Sadullah ERGİN hukuk devletini şu şekilde tanımlamıştır:' Hukuk devleti sadece kanunu olan değil, hukukun üstünlüğüne dayanan ve evrensel standartlarla uyumlu hukukun egemen olduğu bir devlettir.'
Kanaatimce hukuk devleti : 'insan haklarına saygılı, vatandaşın kendini güvende hissettiği, Atatürk ilkelerine dayalı, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, çağdaş, demokratik, sosyal bir devlettir.'
Bu bilgiler ışığında: hukuk devleti despot bir rejime karşıt olarak var olmuştur. Despot bir rejimde hukuk yoktur, yönetenin keyfi yönetimi, katı emirleri ve bu emirlere uyan itaatkarları vardır. Despot bir rejimde hak, adalet, özgürlük yoktur. Bu rejimin karşıtı olan hukuk devletinde yöneten ve yönetilenlerin uygulamakla yükümlü oldukları kurallar vardır. Bu kurallara uymak esastır. Hukuk devletinde vatandaşlar güvendedirler, özgürdürler.
Peki, bir devletin hukuk devleti olması hangi şartlara bağlıdır?
Yasama organı hukuka bağlı olmalıdır, Yürütme organı hukuka bağlı olmalıdır, yargı organı hukuka bağlı olmalıdır.
A)     YASAMA ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yasama organı kanunları yapan organdır. Yasama organının hukuka bağlı olması onun Anayasa ile bağlı olmasından ibarettir. Türkiye’de yasama organının Anayasa ile bağlı olduğu esası kabul edilmiştir. Bu ilke Anayasanın 11’inci maddesinin ikinci fıkrasında açıkça kabul edilmiştir: “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”. Türkiye’de bu ilkenin müeyyidesini de Anayasa öngörmüştür. Anayasamız 146 ve devamı maddelerinde kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenebilmesi için Anayasa Mahkemesini kurmuştur.
B)     YÜRÜTME ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yürütme organı yasaların yürürlüğe girmesini sağlayan organdır. Yürütme organı sahip olduğu yetkileri kullanırken veya üstlendiği görevleri yerine getirirken kanunlara uygun davranmak zorundadır. Yürütme organı Anayasa, kanun, tüzük, yönetmeliklere aykırı bireysel idarî işlem yapmamalıdır. Yürütme organı bu yükümlülüğünün müeyyidesi Anayasamızda öngörülmüştür. Anayasamızın 125’inci maddesine göre, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”. Yani idarenin yaptığı işlemler uyması gereken üst kurallara uymuyorlarsa, bunlara karşı dava açılabilir.
C)     YARGI ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yargı organı kanunların Anayasaya aykırı olup olmadığını denetler. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir. Hukuk sistemimizde hâkim kanunla bağlıdır. Anayasa Mahkemesi de kural olarak kanunlarla bağlıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi kendi önüne iptal davası veya itiraz yoluyla getirilmiş bir kanunun hükümleriyle haliyle bağlı değildir. Anayasa Mahkemesi bu durumda Anayasanın hükümleriyle bağlıdır. Eğer Anayasa Mahkemesi kanunların Anayasada bulunmayan bir ilke veya kurala uygunluğunu denetlerse veya Anayasa Mahkemesi kendisine Anayasa tarafından verilmemiş bir yetkiyi kullanırsa, hukuka bağlı olmanın dışına çıkmış olur, yani hukuk devleti ilkesini çiğnemiş olur.[4]
Çalışmama bu şekilde giriş yaptıktan sonra, esas olarak konuya geçmek gerekirse, hukuk devletinin insan hakları açısından önemine değinmek icap eder.
HUKUK DEVLETİNİN İNSAN HAKLARI AÇISINDAN ÖNEMİ:
Hukuk devleti tanımında da belirtildiği gibi, hukuk devleti yöneten ile yönetilen arasında hiçbir ayrım yapmamayı gerektirir. Devlet uyulması gereken kuralları koyup uygulattığı gibi aynı şekilde kendi de bu kurallara itaat eder. Ne var ki ilkel toplumlar da sadece bu kurallara yönetilenlerin uyması beklenirdi. Bu süreç mülk devleti-Polis devleti-Hukuk devleti şeklinde kendini göstermiştir.
Bir devletin hukuk devleti olması , diğer milletlere göre saygınlık kazandırabileceği gibi ,temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınmış olması da ilaveten üstün bir saygınlık kazandırır.
Kişisel güvenliğin sağlanması, temel hak ve hürriyetlerin gelişme göstermesi için, gerekli şartlar hukuk devleti esas alınarak uygulamaya konulmaya çalışılmıştır.
1982 Anayasası temel haklar ve ödevler kısım başlığı altında 12. Maddenin ilk fıkrasında: herkesin , kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyete sahip olduğunu belirtmiş ve ilerleyen maddelerinde bu hakların neler olduğuna, hakların içeriğine, sınırlama sebeplerine ve şekillerine değinilmiştir.
İnsan haklarının korunduğu bir ülkede, kişiler maruz kaldıkları haksızlıklara karşı kendilerini savunma amacıyla yargılama yoluna gidebileceklerdir. Bu da ancak insan haklarının korunduğu, hukukun üstün olduğu, demokratik bir toplum düzeninde var olacaktır.
Hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından biri de hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaç edinmektir. Bireyler yaşadıkları toplumda devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlette bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Temel hak ve hürriyetler kişinin insanca yaşamasını sağlayan haklardır. Bu nedenle bu haklara, insan hakları da denilmektedir. Temel hak ve hürriyetler demokratik rejimin temel unsurudur. Onlarsız bir demokratik rejimi düşünmek imkansızdır.Temel hak ve hürriyetleri garanti altına almak için belirli uygulamalar zorunluluğu vardır.[5]
1) SERT ANAYASA:
Temel hak ve hürriyetler anayasalarda yer almalıdır. Bu anayasalar da sert anayasa olmalıdır. Sert anayasanın varlığı temel hak ve hürriyetler için garanti sağlar. Pek tabii sert anayasalar, normal kanunlara göre değişmesi zor olan anayasalardır. Bu durum, kötü niyetli idarecileri frenler, vatandaşlar için ise, temel hak ve hürriyetleri açısından teminat teşkil eder. Doğal olarak anayasanın sertliği yöneticilerin keyfi davranışlarına mani olur.
2) TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN KANUNLA DÜZENLENMESİ:
Temel hak ve hürriyetler sahasındaki tüm düzenlemeler genel olarak kanun tarafından yapılmalıdır.
3) TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SINIRI:
Pek tabii, sınırsız hürriyet mümkün değildir. Bazı sınırlamalar mevcuttur. Yapılan sınırlamalar sonunda toplum, demokratik toplum olma özelliğini kaybetmeyecektir. İkinci olarak, yapılan sınırlamalar temel hak ve hürriyetlerin özüne aykırı olmayacaktır.
4) KANUNLARIN ANAYASAYA UYGUNLUĞUNUN YARGI YOLUYLA KONTROLÜ:
Kanunların anayasaya uygunluk kontrolü iki şekilde yapılır. Bunlardan birincisi siyasi kontrol, ikincisi ise yargı kontrolüdür. Kanunların anayasaya uygunluğunun siyasi kontrolü tatbikatta fazla başarı sağlayamamaktadır. Çünkü, kanun yapan siyasi organla, bunun anayasaya uygunluğunu kontrol eden organ hemen hemen aynı siyasi gücün hakimiyetinde olmaktadır. Halbuki, kanunların anayasaya uygunluğunun kontrolünü yapan yargı organı, tamamen siyasi etkiden uzak, mesleği yargılama olan yüksek hakimlerden teşekkül ettiğinden deha faydalı neticeler elde edilmektedir.
Bunları da belirttikten sonra, insan hak ve özgürlüklerine ilişkin kuruluşlara değinmek yerinde olur;
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI (BM): 2. Dünya savaşının sona ermesi ile bir daha böyle bir felakete uğramamak, kalıcı bir barış ve güvenliğin kurulması amacıyla, daha önceden başlatılmış çalışmalar, ilk olarak 1945 yılında BM ler teşkilatının kurulmasını sağlamıştır.
BM şartı bütün uluslar ve uluslar arası toplum için; gerek ulusal gerekse uluslar arası ve bölgesel alanlarda insan haklarının tanınması ve güvenceye bağlanmasını ön görmüştür.[6]
Kanaatimce; var olması zaruri bir teşkilattır. Böylelikle insan hakları tanınmış aynı zamanda güvence altına alınmıştır. Yalnızca ulusal bir sorun olmaktan çıkmış uluslar arası bir sorun haline gelmiştir.
EVRENSEL İNSAN HAKLARI BİLDİRİSİ (EİHB): 30 maddelik bir bildiridir. Bildirinin imzalanmasın da, 2. Dünya savaşından sonra devletlerin,bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması konusunda birleşmesi de etkili olmuştur. Bu bildiriyle, yalnızca demokratik anayasalarla tanınan temel medeni ve siyasi haklar değil, ekonomik, toplumsal, kültürel haklar da genel tanımlarla belirli hale gelmiştir.
Bildiri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile birlikte, 1982 Anayasasının temel hak ve hürriyetleri düzenleyen ikinci kısmının genel gerekçesinin 1. Paragrafında açıkça belirtildiği gibi, aynı zaman da iç hukukumuzun bir parçası niteliğindedir ve doğrudan uygulanma yeteneğine sahiptir.[7]
AVRUPA SOSYAL HAKLAR SÖZLEŞMESİ: Avrupa konseyi üyesi devletler tarafından ,4 kasım 1950 Roma da imzalanmış olan İnsan hakları ve temel özgürlüklerin korunması Avrupa sözleşmesiyle 20 Mart 1952 tarihinde Paris de imzalanan ek protokolle halklarına belgelerle kişisel ve siyasal hak ve özgürlükler sağlamayı kabul etmişlerdir.
Hiçbir ırk, renk, cins, din, siyasal görüş, ulusal soy veya sosyal köken ayrımı gözetmeksizin sosyal haklardan yararlanmaları için adım atmışlardır.
Ne var ki; insan hak ve özgürlüklerine ilişkin kuruluşlar bunlarla sınırlı değildir. Burada sadece birkaçına değinmiş bulunmaktayım.Nitekim, hukuk devletini birkaç sayfaya sığdırmak elbette mümkün değildir. Amaç genel hatlarını incelemektir.
Peki, insanlara tanınan başlıca haklar nelerdir?
Yaşam hakkı; İnsanın en temel doğal hakkıdır.
İşkence yasağı; İşkence yasağı soykırımla birlikte insanlık suçları arasında kabul edilmektedir.
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı; Köleliğin kaldırılması için uzun süren savaşlardan sonra bu kurumun kaldırılması için uluslar arası sözleşmeler imzalanmaya başlamıştır.
Özgürlük ve güvenlik hakkı; bu düzenleme bireyin özgürlüğünü keyfi sınırlandırmalara yöneliktir.
Adil yargılanma hakkı; En temel insan haklarından biridir. Bu hak aynı zamanda hak arama özgürlüğü ile ilgilidir.
Cezaların yasallığı hakkı;  Hukuk devletinin bir gereği olarak suçların yasada açık biçimde tanımlanması zorunluluğu da bu hakkın bir gereğidir.
Özel hayatın korunması; Bu düzenlemeye göre; herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, haberleşme özgürlüğüne saygı hakkı, vs

NEDEN HUKUK DEVLETİ?  
Anayasal devlet her şeyden önce hukuk devleti demektir. Hukuk devleti genellikle sanıldığı gibi bir hukuki ilke olmaktan çok, siyasi bir idealdir. Hukuk devleti daha öncede belirtmiş olduğum gibi keyfi yönetimin karşıtıdır.
Bir hukuk devletinde hiçbir resmi makam kendisine anayasal ve yasal olarak tanınmış olmayan herhangi bir yetkiye sahip değildir. Bu nedenle hukuk devleti ilkesi bireyler lehine bir anayasa güvencedir.
Hukuk devletine bağlılık devletin tarafsızlığının da güvencesidir. Laiklik de bu çerçevede tarafsızlığın özel bir gereğidir.
Hukuk devleti olmadan demokrasiden söz edilemeyeceği gibi insan haklarının da var olmasından söz edemeyiz.Hans Kelsen in de ifade ettiği gibi, ASLINDA BÜTÜN DEVLETLER BİR HUKUK DEVLETİDİR.[8]
Hukuk devletinin var olmadığı bir devlette ne güvence vardır ne de adalet; Keyfi yönetim, güçlülerin güçsüzleri ezdiği, vatandaşın hiçe sayıldığı bir yönetim mevcuttur.
Bu nedenledir ki hukuk devletinin varlığı zaruridir.
ADALET  İLKİN DEVLETTEN GELMELİDİR, ÇÜNKÜ HUKUK DEVLETİN TOPLUMSAL DÜZENİDİR.
ARİSTO





[1] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 2008, sf 124
[2] Kemal gözler,Türk Anayasa Hukuku,Bursa,Ekinkitabevi yayınları,2000,sf 169
[3] İbrahim Ö.Kaboğlu ,Anayasa Hukuku Dersleri,İstanbul,Legal,2009,sf 403,404

[4] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,sf 173,176
[5] Atilla özer,Anayasa hukuku genel ilkeler,Ankara,Turhan basımevi,2005,sf 105
[6] Tahsin Erdinç,Batı demokrasilerinde klasik kamu özgürlükleri alanında görülen sapmalar,İstanbul,Güven kitapevi,2002,sf 183
[7] Tahsin Erdinç,Batı demokrasilerinde klasik kamu özgürlükleri alanında görülen sapmalar,İstanbul,Güven kitapevi,2002,sf 185
[8] Kemal Gözler,Türk Anayasa Hukuku Dersleri,Ekinkitapevi yayınları,Bursa,2000,sf 158