Anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2013 Salı

TSK'nın vazife tanımı değişti

TSK'nın Cumhuriyet'i koruma görevi bitti

6496 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 13 Temmuz'da Meclis'te kabul edildi. Yasal düzenleme Cumhurbaşkanlığı'na ise 22 Temmuz tarihinde gönderildi. Gül, Cumhurbaşkanlığı'nın hukuk uzmanlarının yaptığı incelemenin ardından torba yasa olarak adlandırılan düzenlemeyi bugün onayladı. Yasa, yarın Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Önceki yasanın 35. maddesinde yer alan "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi: Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır" ifadesi yasadan çıkartıldı. Yeni yasada, TSK'nın vazifesi şöyle tanımlandı:
"Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır."

Yeni askerlik tanımı
Yasada, askerlik tanımındaki "Türk vatanını, istiklali ve Cumhuriyetini korumak" hükmü çıkarıldı. Yeni tanım, "Askerlik; Harp Sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir" şeklinde yapıldı. 
KAYNAK: MİLLİYET

8 Şubat 2013 Cuma

DANIŞTAY'IN TARİHÇESİ


Şurayı Devlet adıyla 1868 yılında Danıştay'ın kurulmasıülkede 19. yüzyılın ilk yıllarında başlayan ıslahat ve yenileşme hareketlerinin en önemlilerinden biridir.
Padişah Abdülaziz'in 10 Mayıs 1868 günlü nutkuyla fiilen çalışmaya başlayan Şurayı Devlet'in "Kavanin ve nizamatlayihalarını tetkik ve tanzimmesalihi mülkiyeyi tetkikhükümet ile eşhas beyninde mütehaddis deaviyi rü'yet vememurini devletin tahkik ahvaliylemuhakemelerini icragörevlerini yerine getirmek üzere kurulmuştur. "Hükümet ileeşhas beyninde mütehaddis davalarıgörmek ve çözümlemek görevi, 1876 Kanuni Esasisi ile genel mahkemelere bırakıldığındanİmparatorluk Danıştay'ının yargısal görevi çok sınırlı kalmıştır.
İmparatorluk döneminde 54 yıl görev yapan Danıştay'ın faaliyeti, 4 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’daki bütün merkez kuruluşlarının TBMM Hükümetinin idaresine geçtiği sırada sona ermişCumhuriyet devrinde 669 sayılı Kanunla Danıştay yeniden kurulup, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya  başlamıştır669 sayılı Kanuna göre Danıştayüç idari bir dava dairesi olmak üzeredört daireden oluşmaktaydı.
1961 Anayasasımahkemelerin ve hakimlerin bağımsızlığını hem yasama ve hem de yürütme organlarına karşı koruyabilmek için gerekli hükümleri öngörmekte idi. Bu Anayasanın 114 üncü maddesinde, "İdarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamazdenilmiş ve 1982 Anayasası ile bazı kısıtlamalar getirilmişse de, temel ilke korunmuştur.
1982 yılında ayrıca, ilk derece idari yargı mercileri olan idare ve vergi mahkemelerinin kurulmasıylaidari yargı örgütünün kuruluşu tamamlanmıştır. Bu gün Danıştaybu mahkemelerin üzerinde bir temyiz mercii olarak yargı görevine devam etmektedir.
Anayasa'da öngörülen Yüksek Mahkemelerden biri olan DanıştayAnayasanın 155 inci maddesine göre,  yürütme organına yardımcı bir incelemedanışma ve karar organı olmanın yanı sırayönetimin yargı yoluyla denetlenmesinde etkin ve önemli görev yapan bir yargı kuruluşudur.
Bugün Danıştay'ın idari görevleri ile yargı görevi birbirlerinden kesin olarak ayrılmış ve her iki görevi yürütecek daireler birbirinden tamamen ayrı olarak kurulmuşlardır. Yönetimin yargı yoluyla denetlenmesi göreviniidare ve vergi mahkemeleriyle birlikteDanıştay'ın dava daireleri yürütmektedir.
Günümüzde Danıştay, 1982 yılında yürürlüğe giren 2575 sayılı Danıştay Kanununa göre örgütlenmiştirBu Kanuna göre Danıştayonikisi davabir idari olmak üzere on üç daireden oluşmaktadır. Bugün Danıştay daDanıştay Başkanı,Başsavcıbaşkanvekilleridaire başkanları ve üyeler olarak, 95 yüksek mahkeme hakimi görev yapmaktadır.
Danıştay da ayrıcadava dosyalarını inceleyerek daire veya görevli kurullara gerekli açıklamaları yapmaktutanakları hazırlamak ve karar taslaklarını yazmakla görevlitetkik hakimleri ve davalar hakkında hukuki düşüncelerini bildirmek üzere savcılar bulunmaktadır.

14 Ağustos 2012 Salı

Yeni Anayasa Ve Basın Özgürlüğü

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, AKP’nin ilk taslağıyla 1982 Anayasası’nı aratmayacak sınırlandırmalar getirilmek istenen “Basın Özgürlüğü”yle ilgili maddenin yazımını tamamladı. Anayasa’nın 28. maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” denir. Özellikle 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde Menderes Hükümeti’nce basına uygulanan baskı ve sansürün sonucu 1961 Anayasası’yla “özgürlükler” hayli genişletilmiş ve güvence altına alınmıştı.

12 Eylül 1980 darbesinde de basına ağır yasaklar uygulandı, gazeteler kapatıldı. Basın özgürlüğüne ilişkin “ilkesel” cümle Anayasa’da korundu, ancak o tek cümlelik “özgürlükler” iki sayfalık madde metniyle “dağtımın önlenmesinden yayın durdurmaya” uzanan pek çok yaptırıma bağlandı. “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli güvenliğe ve genel ahlaka” aykırılık iddasıyla mahkûmiyetlere ve yasaklama ve kapatmalara yargı üzerinden meşruiyet sağlandı. Yeni Anayasa taslağında “asker rejim”in basına getirdiği kısıtlamaların kaldırılması amaçlanıyor.

Komisyonda iktidarla muhalefet arasında uzlaşma sağlanamayınca - eski deyimle- muhalefet şerhleri “parantezl metinler”e dönüştü. Basının da siyasi partiler gibi “demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları” arasında sayılmasına karşın, 1982 Anayasası’ndaki “kamu düzeni ve ahlaki gerekçelere dayalı sınırlamalar” AKP’nin ısrarıyla taslakta kaldı. Özel hayat da kısıtlama nedenleri arasına girdi.

NELER DEĞİŞTİ?

Milliyet Okur Temsilcisi olarak meslek örgütleri ve akademik dünyanın tartışması açısından “Basın Özgürlüğü” maddesinin Anayasa taslağındaki son şeklini, Meclis’te süreci yakından takip eden deneyimli muhabirimiz Önder Yılmaz’a danışarak tartışmaya açıyoruz.

İşte “Neler değişti?” sorusunun yanıtları:

“...Uzlaşma Komisyonu toplantısında, iktidarların baskısı nedeniyle basın kuruluşlarının ‘otosansür’ uygulamasını dikkate alan komisyon, mevcut anayasadaki ‘Basın hürdür, sansur edilemez’ hükmünü, ‘Basın hürdür ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hiçbir şekilde sansür edilemez’ şeklinde yeniden düzenledi.

Böylece basının demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu ve “hiçbir şekilde sansür edilemez” denilerek medya kuruluşlarının iktidardan korkarak otosansüre yönelmelerinin de, önüne kesebilecek bir hüküm Anayasaya girmiş oldu.

RADYO VE TELEVİZYON

Yeni anayasa taslağında, süreli ve süresiz yayın yapma ve bu amaçla basımevi kurmak için yürürlükteki anayasada olduğu gibi önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartı aranmayacak. Ancak komisyon, radyo televizyon ve sinema yayınları için “izin sistemi” öngördü.

Komisyon, konuyu, “Radyo televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınlar izin sistemine bağlanabilir” ifadesiyle düzenlerken, BDP, radyo ve te-

levizyon yayınlarının, “tercih ettiği dilde yayın yapmak” ifadesinin eklenmesini istedi, ancak kabul görmedi.


TEKELLEŞME

Komisyon, medyada “tekelleşmeye” karşı anayasal önlem aldı. Komisyon, mevcut anayasadaki, “Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır” ifadesini, “Devlet basın ve haber alma hürriyetinin kullanılmasını, kamuoyunun serbestçe oluşmasını ve medyada çoğulculuğu sağlayacak tedbirleri alır” şeklinde yeniden yazdı.

Bu düzenlemenin gerekçesini ise taslak metni “Maddede ifade edilen medyada çoğulculuk, basında tekel oluşmasının önlenmesini kapsayıcı bir ifadedir” notu düşerek açıkladı.

GENEL AHLAK

Basın Özgürlüğü maddesinin en önemli ve en tartışmalı fıkrası ise basına getirilecek sınırlamalarla ilgili düzenleme oldu. Basın özgürlüğünün sınırlanmasına ilişkin kriterlerin saatler süren tartışmalara yol açtığı komisyonda, tam mutabakat sağlanamayınca, ancak parantezli fıkra metni ortaya çıkarılabildi.

Ak Parti’nin direnmesi sonucunda basın özgürlüğünü sınırlayan kritere ilişkin fıkra, “Basın hürriyetinin kullanılması kamu düzeninin, genel ahlakın, başkalarının haklarının korunması ile şiddetin teşviki veya övülmesinin, kişiler arasındaki kin ve nefret duygularının oluşturulmasının önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir” şeklinde düzenlendi. Böylece Ak Parti’nin, “kamu düzeni ve genel ahlak” gibi istenildiği gibi yorumlanarak basına sınırlama getirebilecek kavramlar fıkra metnindeki yerini korudu.

KAPATMA KALKTI

CHP ve BDP’nin “kamu düzeni ve genel ahlak” gibi, soyut ve sınırı belli olmayan sınırlamaları getirilmesinin basın özgürlüğüne darbe vuracağı itirazı ise “CHP ve BDP kamu düzeni ve genel ahlak ifadelerine itiraz etmektedir” muhalefet şerhi notuyla metindeki yerini parantez içinde aldı. MHP ise basın özgürlüğünün “milli güvenlik” gerekçesiyle sınırlanabileceği önerisinde ısrarcı oldu. MHP’nin bu önerisine de metinde parantez içinde yer verildi.

Muhalefetin parantez içine alınan bu itirazları anayasa çalışmalarının sonunda, yeniden ele alınarak sonuca bağlanmaya çalışılacak.

Komisyon, mevcut anayasadaki süreli-süresiz yayınlara dönük “kapatma” ve “durdurma” cezalarını anayasadan çıkarırken, “toplatma” ve “dağıtımı engelleme” hükümlerini korudu. Buna göre, süreli ve süresiz yayın organları, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, cumhuriyetin temel ilkelerine” aykırı yayınlardan dolayı kapatılamayacak. Toplatma ve dağıtımı engelleme kararı hakim tarafından alınacak. Gecikmesinde sakınca bulunduğu hallerde ise yapılacak kanun düzenlemesinde belirtilen yetkili merciler tarafından toplatma ve dağıtımı engelleme kararı verilebilecek.

Komisyon ayrıca süreli ve süresiz yayınlara el koymaya “özel hayat” şartı getirdi. Yazılan metne göre, “Süreli veya süresiz yayınlara el koyma, özel hayatı açıkça ihlal eden ya da suç delili olarak gösterilen yayınlar dışında” yasak olacak. Mevcut anayasada olduğu gibi basımevi ve eklentileri ile basın araçlarına suç aleti olduğu gerekçesiyle el konulamayacak ve müsadere edilemeyecek.


7 GÜN YERİNE 48 SAAT

Komisyon “Düzeltme ve Cevap Hakkı” başlıklı maddede mevcut anayasayla paralel bir düzenleme gerçekleştirirken, hakimleri düzeltme ve cevap hakkı başvurusunu sonuca bağlama süresini 7 günden 48 saate düşürdü.



Milliyet

3 Kasım 2011 Perşembe

ANAYASAYI BOŞVERİN TERÖR YASASINA BAKIN...

Mehmet TEZKAN(03.11.2011)
Son KCK operasyonuna dikkatinizi çekerim..
Muhafazakâr yazarlar, liberal yazarlar, solcu yazarlar..
Hiç kimse, Prof. Büşra Ersanlı ile Ragıp Zarakolu’nun tutuklanmasını, hapse atılmasını içine sindiremedi..
Bu işte bi terslik var dediler..
Terörle Mücadele Yasası öyle bi yasa ki, herkes yaşamının bir anında terör örgütü üyesi olabilir..
Durduk yerde..
Savcının, hâkimin insafına kalmış..
Yorumuna diyelim..
Bu iddiayla suçlanan yüzlerce kişiyi geçtim.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Azız Yıldırım bile terör örgütü üyesi olma iddiasıyla hapiste..
Tamam, şikeye karışmış.. Şike yapmış olabilir..
İyi de bunun silahlı suç örgütü kurmakla, yönetmekle ne ilgisi var?
*
Terör örgütü uzantısı dediler mi küt hapse!
Pankart açan çocukları düşünün..
17 ay pankart açmaktan değil, terör örgütü üyesi olmaktan yattılar.. Örgüt nerede derseniz, bilen yok!
Memlekete bakarsanız her yer terör örgütü!.. Herkes terörist..
Hopa’daki tutuklamaları Ankara’da protesto edenlere bile terörist denildi..
*
Bu durumdan..
Cumhurbaşkanı şikâyetçi..
Meclis Başkanı şikâyetçi..
Başbakan şikâyetçi..
Muhalefet liderleri şikâyetçi..
O zaman anayasadan önce bu işi çözün..
Değiştirecekleri iki madde, iki günde, bilemedin bir haftada bitirilir..
O zaman, Balyozcular, Poyrazcılar, Ergenekoncular, KCK’cılar, Oda TV’ciler, Devrimci Karargâhçılar, adı aklıma gelmeyen örgüt üyeleri de serbest kalır denilecektir..
Kalsınlar..
Yasa anti demokratikse.. Bu insanlar, demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan yasa nedeniyle tutukluysa..
Bunun neresi ileri demokrasi!..

Tecavüze prim
Yargıtay’ın kararı hiç hoş olmadı..
Kendini savunmak için yaptığı açıklama da..
Neymiş! Yargı süreci devam ediyormuş..
13 yaşındaki kıza 32 kişi tecavüz etmiş.. Yargıtay ‘kendi rızasıyla’ oldu gerekçesiyle suçun hafifletilmesine onay vermiş..
Bununla da kalmamış.. Zaman aşımı falan demiş.. Yani sen sağ ben selamet..
Dosya kapandı..
*
Ayıp oldu demeyeceğim, Yargıtay’ın bu kararı hepimize ağır hakaret oldu..
Tecavüze prim oldu.. 
***
Doğru söze ne hacet, üstad  gündemi çok güzel yorumlamış...Bir gün adaletin sağlanacağı inancıyla...
Bknz: http://gundem.milliyet.com.tr/anayasayi-bos-verin-teror-yasasina-bakin/gundem/gundemyazardetay/03.11.2011/1458569/default.htm

7 Ağustos 2011 Pazar

Hukuk Devleti

GİRİŞ
HUKUK DEVLETİNİN BAŞLICA TANIMLARI:
  
1961 Anayasası ile birlikte Türkiye de ilk kez hukuk devleti tanımı Anayasada yer almakta ve hatta Anayasanın temel amacının, hukuk devletini kurmak olduğu hükme bağlanmaktadır. Cumhuriyet in niteliklerinden biri de hukuk devleti olarak belirtilmektedir.
1961 Anayasası hukuk devletinin gereklerini güvence altına almış, kuvvetli bir temel hak ve özgürlükler rejimi getirmiştir.
1961 Anayasası madde 1 :'Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.'
1921 ve 1924 Anayasalarında hukuk devleti ile ilgili madde yer almamaktadır.
1982 Anayasası madde 2 : 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.'
Anayasa Mahkemesi de 12 Kasım 1991 tarih ve K.199143 sayılı kararında hukuk devleti ilkesini : 'Yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması' olarak tanımlanmıştır.
Kemal GÖZLERE göre hukuk devleti kısa tanımıyla: ' Faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlayan devlet' demektir.[2]
Kaboğluna göre hukuk devleti: 'Hukuk devleti bir hukuk rejimine tabi olan devlettir, yani faaliyeti tamamen hukukça çerçevelenmiş olan ve o şekilde düzenlenen devlettir.'[3]
Günümüzde ise Adalet Bakanı Sadullah ERGİN hukuk devletini şu şekilde tanımlamıştır:' Hukuk devleti sadece kanunu olan değil, hukukun üstünlüğüne dayanan ve evrensel standartlarla uyumlu hukukun egemen olduğu bir devlettir.'
Kanaatimce hukuk devleti : 'insan haklarına saygılı, vatandaşın kendini güvende hissettiği, Atatürk ilkelerine dayalı, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, çağdaş, demokratik, sosyal bir devlettir.'
Bu bilgiler ışığında: hukuk devleti despot bir rejime karşıt olarak var olmuştur. Despot bir rejimde hukuk yoktur, yönetenin keyfi yönetimi, katı emirleri ve bu emirlere uyan itaatkarları vardır. Despot bir rejimde hak, adalet, özgürlük yoktur. Bu rejimin karşıtı olan hukuk devletinde yöneten ve yönetilenlerin uygulamakla yükümlü oldukları kurallar vardır. Bu kurallara uymak esastır. Hukuk devletinde vatandaşlar güvendedirler, özgürdürler.
Peki, bir devletin hukuk devleti olması hangi şartlara bağlıdır?
Yasama organı hukuka bağlı olmalıdır, Yürütme organı hukuka bağlı olmalıdır, yargı organı hukuka bağlı olmalıdır.
A)     YASAMA ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yasama organı kanunları yapan organdır. Yasama organının hukuka bağlı olması onun Anayasa ile bağlı olmasından ibarettir. Türkiye’de yasama organının Anayasa ile bağlı olduğu esası kabul edilmiştir. Bu ilke Anayasanın 11’inci maddesinin ikinci fıkrasında açıkça kabul edilmiştir: “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”. Türkiye’de bu ilkenin müeyyidesini de Anayasa öngörmüştür. Anayasamız 146 ve devamı maddelerinde kanunların Anayasaya uygunluğunun denetlenebilmesi için Anayasa Mahkemesini kurmuştur.
B)     YÜRÜTME ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yürütme organı yasaların yürürlüğe girmesini sağlayan organdır. Yürütme organı sahip olduğu yetkileri kullanırken veya üstlendiği görevleri yerine getirirken kanunlara uygun davranmak zorundadır. Yürütme organı Anayasa, kanun, tüzük, yönetmeliklere aykırı bireysel idarî işlem yapmamalıdır. Yürütme organı bu yükümlülüğünün müeyyidesi Anayasamızda öngörülmüştür. Anayasamızın 125’inci maddesine göre, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”. Yani idarenin yaptığı işlemler uyması gereken üst kurallara uymuyorlarsa, bunlara karşı dava açılabilir.
C)     YARGI ORGANI HUKUKA BAĞLI OLMALIDIR:
Yargı organı kanunların Anayasaya aykırı olup olmadığını denetler. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir. Hukuk sistemimizde hâkim kanunla bağlıdır. Anayasa Mahkemesi de kural olarak kanunlarla bağlıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi kendi önüne iptal davası veya itiraz yoluyla getirilmiş bir kanunun hükümleriyle haliyle bağlı değildir. Anayasa Mahkemesi bu durumda Anayasanın hükümleriyle bağlıdır. Eğer Anayasa Mahkemesi kanunların Anayasada bulunmayan bir ilke veya kurala uygunluğunu denetlerse veya Anayasa Mahkemesi kendisine Anayasa tarafından verilmemiş bir yetkiyi kullanırsa, hukuka bağlı olmanın dışına çıkmış olur, yani hukuk devleti ilkesini çiğnemiş olur.[4]
Çalışmama bu şekilde giriş yaptıktan sonra, esas olarak konuya geçmek gerekirse, hukuk devletinin insan hakları açısından önemine değinmek icap eder.
HUKUK DEVLETİNİN İNSAN HAKLARI AÇISINDAN ÖNEMİ:
Hukuk devleti tanımında da belirtildiği gibi, hukuk devleti yöneten ile yönetilen arasında hiçbir ayrım yapmamayı gerektirir. Devlet uyulması gereken kuralları koyup uygulattığı gibi aynı şekilde kendi de bu kurallara itaat eder. Ne var ki ilkel toplumlar da sadece bu kurallara yönetilenlerin uyması beklenirdi. Bu süreç mülk devleti-Polis devleti-Hukuk devleti şeklinde kendini göstermiştir.
Bir devletin hukuk devleti olması , diğer milletlere göre saygınlık kazandırabileceği gibi ,temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınmış olması da ilaveten üstün bir saygınlık kazandırır.
Kişisel güvenliğin sağlanması, temel hak ve hürriyetlerin gelişme göstermesi için, gerekli şartlar hukuk devleti esas alınarak uygulamaya konulmaya çalışılmıştır.
1982 Anayasası temel haklar ve ödevler kısım başlığı altında 12. Maddenin ilk fıkrasında: herkesin , kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyete sahip olduğunu belirtmiş ve ilerleyen maddelerinde bu hakların neler olduğuna, hakların içeriğine, sınırlama sebeplerine ve şekillerine değinilmiştir.
İnsan haklarının korunduğu bir ülkede, kişiler maruz kaldıkları haksızlıklara karşı kendilerini savunma amacıyla yargılama yoluna gidebileceklerdir. Bu da ancak insan haklarının korunduğu, hukukun üstün olduğu, demokratik bir toplum düzeninde var olacaktır.
Hukuk devleti ilkesinin önkoşullarından biri de hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaç edinmektir. Bireyler yaşadıkları toplumda devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlette bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Temel hak ve hürriyetler kişinin insanca yaşamasını sağlayan haklardır. Bu nedenle bu haklara, insan hakları da denilmektedir. Temel hak ve hürriyetler demokratik rejimin temel unsurudur. Onlarsız bir demokratik rejimi düşünmek imkansızdır.Temel hak ve hürriyetleri garanti altına almak için belirli uygulamalar zorunluluğu vardır.[5]
1) SERT ANAYASA:
Temel hak ve hürriyetler anayasalarda yer almalıdır. Bu anayasalar da sert anayasa olmalıdır. Sert anayasanın varlığı temel hak ve hürriyetler için garanti sağlar. Pek tabii sert anayasalar, normal kanunlara göre değişmesi zor olan anayasalardır. Bu durum, kötü niyetli idarecileri frenler, vatandaşlar için ise, temel hak ve hürriyetleri açısından teminat teşkil eder. Doğal olarak anayasanın sertliği yöneticilerin keyfi davranışlarına mani olur.
2) TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN KANUNLA DÜZENLENMESİ:
Temel hak ve hürriyetler sahasındaki tüm düzenlemeler genel olarak kanun tarafından yapılmalıdır.
3) TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SINIRI:
Pek tabii, sınırsız hürriyet mümkün değildir. Bazı sınırlamalar mevcuttur. Yapılan sınırlamalar sonunda toplum, demokratik toplum olma özelliğini kaybetmeyecektir. İkinci olarak, yapılan sınırlamalar temel hak ve hürriyetlerin özüne aykırı olmayacaktır.
4) KANUNLARIN ANAYASAYA UYGUNLUĞUNUN YARGI YOLUYLA KONTROLÜ:
Kanunların anayasaya uygunluk kontrolü iki şekilde yapılır. Bunlardan birincisi siyasi kontrol, ikincisi ise yargı kontrolüdür. Kanunların anayasaya uygunluğunun siyasi kontrolü tatbikatta fazla başarı sağlayamamaktadır. Çünkü, kanun yapan siyasi organla, bunun anayasaya uygunluğunu kontrol eden organ hemen hemen aynı siyasi gücün hakimiyetinde olmaktadır. Halbuki, kanunların anayasaya uygunluğunun kontrolünü yapan yargı organı, tamamen siyasi etkiden uzak, mesleği yargılama olan yüksek hakimlerden teşekkül ettiğinden deha faydalı neticeler elde edilmektedir.
Bunları da belirttikten sonra, insan hak ve özgürlüklerine ilişkin kuruluşlara değinmek yerinde olur;
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI (BM): 2. Dünya savaşının sona ermesi ile bir daha böyle bir felakete uğramamak, kalıcı bir barış ve güvenliğin kurulması amacıyla, daha önceden başlatılmış çalışmalar, ilk olarak 1945 yılında BM ler teşkilatının kurulmasını sağlamıştır.
BM şartı bütün uluslar ve uluslar arası toplum için; gerek ulusal gerekse uluslar arası ve bölgesel alanlarda insan haklarının tanınması ve güvenceye bağlanmasını ön görmüştür.[6]
Kanaatimce; var olması zaruri bir teşkilattır. Böylelikle insan hakları tanınmış aynı zamanda güvence altına alınmıştır. Yalnızca ulusal bir sorun olmaktan çıkmış uluslar arası bir sorun haline gelmiştir.
EVRENSEL İNSAN HAKLARI BİLDİRİSİ (EİHB): 30 maddelik bir bildiridir. Bildirinin imzalanmasın da, 2. Dünya savaşından sonra devletlerin,bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması konusunda birleşmesi de etkili olmuştur. Bu bildiriyle, yalnızca demokratik anayasalarla tanınan temel medeni ve siyasi haklar değil, ekonomik, toplumsal, kültürel haklar da genel tanımlarla belirli hale gelmiştir.
Bildiri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile birlikte, 1982 Anayasasının temel hak ve hürriyetleri düzenleyen ikinci kısmının genel gerekçesinin 1. Paragrafında açıkça belirtildiği gibi, aynı zaman da iç hukukumuzun bir parçası niteliğindedir ve doğrudan uygulanma yeteneğine sahiptir.[7]
AVRUPA SOSYAL HAKLAR SÖZLEŞMESİ: Avrupa konseyi üyesi devletler tarafından ,4 kasım 1950 Roma da imzalanmış olan İnsan hakları ve temel özgürlüklerin korunması Avrupa sözleşmesiyle 20 Mart 1952 tarihinde Paris de imzalanan ek protokolle halklarına belgelerle kişisel ve siyasal hak ve özgürlükler sağlamayı kabul etmişlerdir.
Hiçbir ırk, renk, cins, din, siyasal görüş, ulusal soy veya sosyal köken ayrımı gözetmeksizin sosyal haklardan yararlanmaları için adım atmışlardır.
Ne var ki; insan hak ve özgürlüklerine ilişkin kuruluşlar bunlarla sınırlı değildir. Burada sadece birkaçına değinmiş bulunmaktayım.Nitekim, hukuk devletini birkaç sayfaya sığdırmak elbette mümkün değildir. Amaç genel hatlarını incelemektir.
Peki, insanlara tanınan başlıca haklar nelerdir?
Yaşam hakkı; İnsanın en temel doğal hakkıdır.
İşkence yasağı; İşkence yasağı soykırımla birlikte insanlık suçları arasında kabul edilmektedir.
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı; Köleliğin kaldırılması için uzun süren savaşlardan sonra bu kurumun kaldırılması için uluslar arası sözleşmeler imzalanmaya başlamıştır.
Özgürlük ve güvenlik hakkı; bu düzenleme bireyin özgürlüğünü keyfi sınırlandırmalara yöneliktir.
Adil yargılanma hakkı; En temel insan haklarından biridir. Bu hak aynı zamanda hak arama özgürlüğü ile ilgilidir.
Cezaların yasallığı hakkı;  Hukuk devletinin bir gereği olarak suçların yasada açık biçimde tanımlanması zorunluluğu da bu hakkın bir gereğidir.
Özel hayatın korunması; Bu düzenlemeye göre; herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, haberleşme özgürlüğüne saygı hakkı, vs

NEDEN HUKUK DEVLETİ?  
Anayasal devlet her şeyden önce hukuk devleti demektir. Hukuk devleti genellikle sanıldığı gibi bir hukuki ilke olmaktan çok, siyasi bir idealdir. Hukuk devleti daha öncede belirtmiş olduğum gibi keyfi yönetimin karşıtıdır.
Bir hukuk devletinde hiçbir resmi makam kendisine anayasal ve yasal olarak tanınmış olmayan herhangi bir yetkiye sahip değildir. Bu nedenle hukuk devleti ilkesi bireyler lehine bir anayasa güvencedir.
Hukuk devletine bağlılık devletin tarafsızlığının da güvencesidir. Laiklik de bu çerçevede tarafsızlığın özel bir gereğidir.
Hukuk devleti olmadan demokrasiden söz edilemeyeceği gibi insan haklarının da var olmasından söz edemeyiz.Hans Kelsen in de ifade ettiği gibi, ASLINDA BÜTÜN DEVLETLER BİR HUKUK DEVLETİDİR.[8]
Hukuk devletinin var olmadığı bir devlette ne güvence vardır ne de adalet; Keyfi yönetim, güçlülerin güçsüzleri ezdiği, vatandaşın hiçe sayıldığı bir yönetim mevcuttur.
Bu nedenledir ki hukuk devletinin varlığı zaruridir.
ADALET  İLKİN DEVLETTEN GELMELİDİR, ÇÜNKÜ HUKUK DEVLETİN TOPLUMSAL DÜZENİDİR.
ARİSTO





[1] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 2008, sf 124
[2] Kemal gözler,Türk Anayasa Hukuku,Bursa,Ekinkitabevi yayınları,2000,sf 169
[3] İbrahim Ö.Kaboğlu ,Anayasa Hukuku Dersleri,İstanbul,Legal,2009,sf 403,404

[4] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,sf 173,176
[5] Atilla özer,Anayasa hukuku genel ilkeler,Ankara,Turhan basımevi,2005,sf 105
[6] Tahsin Erdinç,Batı demokrasilerinde klasik kamu özgürlükleri alanında görülen sapmalar,İstanbul,Güven kitapevi,2002,sf 183
[7] Tahsin Erdinç,Batı demokrasilerinde klasik kamu özgürlükleri alanında görülen sapmalar,İstanbul,Güven kitapevi,2002,sf 185
[8] Kemal Gözler,Türk Anayasa Hukuku Dersleri,Ekinkitapevi yayınları,Bursa,2000,sf 158