22 Ocak 2022 Cumartesi

AVUKAT HATİCE NURDAN SET İLE AVUKATLIK MESLEĞİ ÜZERİNE RÖPORTAJ

 


KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ?

Ben, 1993 yılında Kadıköy/ İstanbul’da vergi denetmeni bir anne ve yeni avukat bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldim.  Doğuş Üniv.i 2011’de sayısal puandan giriş yapmış olup 2016da mezun oldum. 2 kardeşim vardır ve ikisi de avukattır. Halihazırda ailemle birlikte yaşamakta olup babam Av. Zakir Set’in kurucusu olduğu büroda 2017 başı stajyerliğim ve 2018 başı avukatlığım olarak 5 yıldır çalışmaya devam etmekteyim.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Şöyle ki bu soruya cevabım olursa olur olmazsa olmaz olarak hukuk tercihini yaptığım için yani öncelikli fakülte tercihim hukuk olmadığı için karar verdim diyebilir miyim bilmiyorum. Ama üniversite tercihimde tercih listesine yazma sebebim danışman öğretmenimin, babamın ve iki kuzenimin yönlendirmesiyle olmuştur. 

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR?

Hukuk fakültesini okumak isteyenlere tavsiyem, öncelikle bu bölüme yalnız meslek kazandırma amaçlı bakmamalarıdır. Nitekim öyle olması birçok felsefe, sosyoloji gibi dersleri alırken derinlemesine değil yüzeysel bakmalarına sebep olabilir. Meslek amaçlı bakacaklarsa da ne yazık ki öneremiyorum, nacizane düşüncem… 

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Öncelikle, Türkiye’de avukatlıkta staj süresinin kısa olması bir avantaj olarak görülebilir. Fakat stajyerin sigortalı olmaması büyük bir sorundur. Avukat olmanın avantajı arasında serbest bir meslek olması da sayılabilir. Bununla birlikte vergi açılışı yapmak isteyen bir avukat ne yazık ki uzun süre işsiz kalabilmektedir, yahut vergi kaçırarak iş yapmaktadır. Avantaj olarak, alacağı işi kendi belirleyebilir, dezavantaj fazla önyargılı müvekkillere denk gelinebilir.  

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR?

İdeal müvekkil avukat ilişkisini tanımlayabilmek için öncelikle bu konuda daha disiplinli ülkelerde nasıl hareket ediliyor buna bakmak lazım bence… Müvekkilin saate aldırış etmeden avukatı aramaması veya mesaj kanallarından rahatsız etmemesi öncelikli olmalıdır. Avukat ise müvekkilinden bilgiyi esirgememeli, iletişim becerilerini geliştirmeye açık olmalıdır. Ayrıca gerçekten durumu kötü olanları istisna tutuyorum, bir avukata asgari ücretin altında iş bakması hatır işi dahi olsa müvekkilce teklif edilmemelidir, avukat da hatır işi dahi olsa -gerçekten durumu kötü olanları istisna- asgari ücretin altında iş almamalıdır. 

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

En temel sorun deyince birçok sorundan bahsedebiliriz aslında… Nacizane aklıma gelen avukatların meslek hayatına girince günümüzde bazı konularda robotlaşması(klavye avukatlığına dönme),müvekkillerin ve tarafların ithamına maruz kalması, meslek etiğine uymayan hal ve hareketlere temayüllerin artması gösterilebilir. Stajyer avukatların sorunları daha derindir, öz sorun oradan başlamaktadır. Oradaki güvencesizlik sorunu aşılırsa mesleki hayat da kolaylaşır düşüncesinde olmakla beraber stajyerliğin üniversitede zorunlu tutularak birçok hukuk bürosu ile öğrencilerin öğrenci iken tanışıp çalışmasını destekleyici üniversite öğretim programları olmalıdır(mühendislik fakültelerinde olduğu gibi). Nitekim mesleki hayatta da avukatlara ücretsiz zorunlu yenileme eğitimleri açılabilir. Böylece avukatlar kendilerini geliştirmeye daha yatkın olup daha mutlu mesleklerini icra edebilirler

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

Arabuluculuk bence, esasında güzel bir müessese. Avukatlık mesleğini öldürdüğü düşüncesine karşıyım açıkçası. Böylece yargıdaki iş yükü azalıp adalet daha erken tecelli edebilir. Mevcut sistemin makul olduğunu düşünüyorum.

AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI?

Kendime örnek aldığım öncelikle babam ve sonra kuzenlerim diyebilirim, tabi iyi yönlerini :) Bununla beraber kıdemce altta olan kardeşlerimin ve başarılı arkadaşlarımın da iyi yönlerini örnek almaya çalışırım, biri de siz olmak üzere Sinem Hanım

 

Bu röportajı benimle yaptığınız için ben de teşekkür ederim, umarım az da olsa aydınlatmışımdır…

 

Katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz

 

ARABULUCU AVUKAT ÖMER FARUK AKYAVAŞ İLE AVUKATLIK VE ARABULUCULUK ÜZERİNE


KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ? 

Ben Ömer Faruk AKYAVAŞ. 1991 yılı İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine 2009 yılında girdim ve buradan 2013 yılında mezun oldum. Evliyim ve bir çocuk babasıyım. Üniversite yıllarından başında başlayarak hukuk bürolarında aktif olarak çalıştım. 2019 yılının başında serbest avukatlık yapmaya başladım. Aynı zamanda 2020 yılının başından beri Adalet Bakanlığı Arabulucular Siciline kayıtlı arabulucuyum. 

 HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ? 

Son soruyu da bu soruyla beraber cevaplamış olayım. Hukuk Fakültesine girmemde etkili olan kişi Aziz Ragıp AKYAVAŞ’tır. Onun hayatını daha çok kendi kitaplarından okudum. Kendisi kurtuluş savaşı gazisi, İstanbul Hukuk mezunu, ceza hakimi ve sadrazam yaveri büyük amcalarımdan. Küçük yaşımda Aziz Ragıp AKYAVAŞ’ın el yazılı notlarını, yazı takımlarını görünce çok etkilenmiştim. Bu nedenle de hukuk okumaya karar verdim. Özellikle İstanbul’un tarihiyle ilgilenenlere, Aziz Ragıp AKYAVAŞ’ın Diyanet Vakfından çıkan kitaplarını okumalarını tavsiye ederim. 

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR? 

Ben üniversiteye girmeden önce doktorluk, mühendislik, mimarlık, avukatlık çok revaçtaydı. Daha genel bir ifadeyle bu bölümleri okuyanların gelecek kaygısının olmayacağı söylenirdi. Ama işler geçen bu 10-15 yılda çok değişti. Devir şirketleşen, yüzlerce avukatın yer aldığı, uzmanlık alanına göre ayrılmış departmanların yer aldığı hukuk bürolarının devri. Butik büroların, mahalle esnaflarının avm’ler karşındaki hali misali, yok olmaya yüz tuttuğu sisteme doğru ister istemez ilerliyoruz. Avukat olmak için hukuk fakültesini gireceklerin başta bu hususu göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Diğer yandan hukuk fakültesini bitirip hakim/savcı olmak isteyenlerin önünde “mülakat” adı altındaki garabet hakkında açıkça bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Yeterli araştırma yapmaksızın, hakim/savcılık hayalleriyle fakülteyi bitirenlerin bir çoğu, “mülakat”tan elendiğinde hayal kırıklığı yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. 

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Türkiye’de barolara kayıtlı yüz binlerce avukatız. Ben henüz mezun olmadan önce fütursuzca açılan hukuk fakültelerinin gelecekte sebep olacağı sorunlar hakkında konuşuluyordu. Şimdi bu sorunları yaşamaya başladık. Neredeyse asgari ücrete, günde 12, 13 saate yakın çalıştırılan meslektaşlarımız var. Sayımızın artması haliyle rekabeti de kızıştırdı. Son zamanlarda çoğumuzun malumu reklam yasağı uygulaması da hak getire. Baroların siyasileştiği, reklam yasağının önemsenmediği, mesleğin itibarsızlaştırıldığı, avukatlık asgari ücret tarifesinin dikkate alınmadığı ortamda yeni bir avukat olarak ayakta tutunmak iyice zorlaştı. Bu hususta naçizane tavsiyem serbest çalışacak meslektaşlarımın güvendiği, mümkünse üç değilse en az iki arkadaşıyla ortak bir büro açmaları olur. Birlikten kuvvet doğuyor. 

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR? 

Biz avukatlar müvekkillerine sonucu garanti eden değil, süreci en iyi şekilde yürüteceğini vaadeden kişileriz. Bu nedenle müvekkil avukat ilişkisinde en temel hususun güven tesisidir. Müvekkil avukatına, avukat da müvekkiline güvenmelidir. Avukat müvekkiline karşı şeffaf olmalı; uygun şekilde ve zamanda ona hesap vermelidir. Müvekkilinin hukuki menfaatini öncelemeli ama bunu yaparken insani değerlerinden taviz vermemelidir. Bunların yanında avukat müvekkilinin işlerini şahsileştirmemelidir. Meşhur söz ile bu sorunun cevabını bitireyim. “Milletin derdini tasasını parayla satın alan kişidir avukat.” 

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR? 

Ülkemizde avukatların saygınlığı ve güvenilirliği konusunda önemli problemler var. Bunun bence asıl müsebbibi yine biziz. Hem güvenin hem de saygınlığın toplum nezdinde tesis edilebilmesi için tüm meslektaşlarımızın ve meslektaş adaylarımızın hukuk hayatının en başından beri avukatlık meslek ilkelerini, hukukun temel prensiplerini özümseyerek yol almaları gerekiyor. Meşru olmayan çıkarlarımızı göz ardı etmezsek etkili ilerleme sağlayamayız. 

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

 Bu konuda www.akyavas.av.tr internet sitemizde arabuluculuk hakkındaki açıklamalarımdan bir alıntı yapmak istiyorum. “Geleneklerimize hiç de yabancı olmayan arabuluculuk kurumu, adından da anlaşılacağı üzere tarafların profesyonel bir arabulucunun idaresindeki müzakere masasına oturup problemlerini, hukukun emredici kurallarının içerisinde kalarak, kendi istek ve iradeleri doğrultusunda çözmeye çalıştığı alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşması durumunda hazırlanan tutanak mahkeme kararı hükmündedir ve tarafları bağlayıcıdır niteliktedir. Süreç sonunda anlaşılamaması, mahkemeye veya diğer yargı yollarına başvurmaya engel değildir. Arabuluculuk süreci içerisinde paylaşılan tüm bilgiler, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça gizlidir.” Uyuşmazlıkların çözümünde alternatif bir usul olarak hukuk sistemimizde yer alan arabuluculuk kurumunun öneminin her geçen yıl daha da anlaşıldığını düşünüyorum. Dava şartı arabuluculuk konularının artmasının sebebi de arabuluculuk uygulamasının başarısıdır. Avukat meslektaşlarımız hem arabuluculuk sürecinin hem de arabuluculukta taraf vekilliğinin önemini anladıkça sistem kusursuz hale daha da yaklaşacaktır. İlerleyen zamanda arabuluculuk sonrası dava şartı tahkim uygulamasıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin daha da çeşitlenip yaygınlaşacağını düşünüyorum. Konuyu merak edenlere ISTAC (İstanbul Tahkim Merkezi) internet sitesini incelenmesini tavsiye ederim. 

AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI? 

Aziz Ragıp AKYAVAŞ. 

Röportaj çalışmanız için tebrik eder ve benimle röportaj yapma nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. 

Arb. Av. Ömer Faruk AKYAVAŞ 

Katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.


21 Ocak 2022 Cuma

AVUKAT BEYZA BİLGİN İLE AVUKATLIK MESLEĞİ ÜZERİNE RÖPORTAJ


                                             

KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ?

Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2013 senesinde mezun oldum. Halihazırda Marmara Üniversitesi’nde Mali Hukuk alanında master yapıyorum. İstanbul Bostancı ‘da serbest avukat olarak faaliyet gösteriyorum.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Lise zamanlarında karar verdim. İnsanların haklarını bilmesi çok güzel bir şeyken başka insanların haklarını savunabilmek daha da güzel bir şey. Bu sebeple bu bölümü tercih ettim.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR?

Hukuk gerçekten güzel ve zor bir bölüm. Bu sebeple kişi gerçekten hukuk fakültesini tercih etmeyi arzularsa başarılı olabilir. Çünkü hukuk fakültesinde dersleri geçmek için gösterdiğiniz çabayı mezun olduktan sonra iş hayatında daha da fazla bir şekilde göstermeniz gerekiyor. 

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Hukuk fakültesinden mezun olunca iş bulma zorluğu var evet bu bir dezavantaj ancak bu bölümden mezun olup başarılı olursan çok iyi bir mevkiye gelme imkanına sahip olabiliyorsun.

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR?

Güven ilişkisine dayanmalı.

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

Çok fazla hukuk mezununun olması. Bunun için daha fazla Hukuk Fakültesi açılmaması gerektiğini düşünüyorum.

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

Arabuluculuk sisteminin eleştirilecek ve takdir edilecek yanları var. Öncelikle mevzuat anlamında bu alanda bir açıklık söz konusu. Mevcut sistemi yeterli bulmuyorum.


AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI?

Tek bir kişiyi değil bir çok meslektaşımı gözlemliyorum. Takdir ettiğim noktaları mutlaka oluyor.


Katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.

 

20 Ocak 2022 Perşembe

AVUKAT BURAK ÇELİKKOL İLE RÖPORTAJ

 

 

KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ?

Elbette, benim adım Burak ÇELİKKOL ve 26 yaşındayım. Lise eğitimimi İstanbul’un Avcılar ilçesinde bulunan Süleyman Nazif Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Sonrasında dönemin Ösym sınavı olan YGS-LYS sınavlarında elde ettiğim sıralama ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım ve lisans eğitimimi orada tamamladım.Avukatlık ruhsatımı 2021 yılının Kasım ayında aldım. Ancak eğitim hayatım boyunca hukukla ve avukatlıkla sürekli iç içe oldum.Aslen Sivas’lı olmakla birlikte doğduğum günden beri İstanbul’da yaşıyorum. Genç bir avukat olarak bağlı çalışmak yerine zoru seçerek kendi ofisimi açtım ve ruhsatı aldığım günden beri çalışmalarımı kendi ofisimde gerçekleştiriyorum.

 

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Ülkemizin her alanın, toplumun derinliklerine kadar her yerde uzun yıllardır adaletsizlik kol gezmektedir. Çocukken yalnızca sokaklarda gördüğümüz adaletsizliği, büyüdükçe her yerde görmeye başladım. Bu durum istemsiz olarak bende bu alana karşı bir arzu uyandırdı. Bu nedenle her zaman hukuk okumak istedim ve bu uğurda çalışıp hukuk fakültesini kazandım.

 

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR?

İnsanların hukuk bölümüyle alakalı en büyük yanılgılarından birisi “o kalın kalın kitapları ezberlemek zorundasın.” algısıdır. Bir hukukçu hiçbir şeyi ezberlemek zorunda olmamakla birlikte hukukla alakalı her şeyi bir insanın bilmesi mümkün değildir. Hukukçu iyi ezber yapan değil, aradığı bilgiyi nerde bulacağını bilen kişidir. Bunlarla birlikte hukuk fakültesi okumak sabır ve çalışkanlık gerektirir. Okurken azimli olmalılar ve araştırmaya her zaman açık olmalılar.

 

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Avukat olmanın en büyük avantajı haklarını biliyor olmak. Bununla beraber toplum nezdinde eski saygınlığı kalmasa da hala saygın bir meslek olarak görülüyor olmasıdır. Avukatlığın en büyük dezavantajlığı ise toplumda avukatların taraf olarak görülmesidir. Avukatlar taraf değil yalnızca vekildir. Boşanma davasında eşin avukatı onları boşamaz, kendi müvekkilinin hakları ve istekleri doğrultusunda hareket eder. Veya borçluya hacze giden avukat alacaklı değildir, alacaklının vekilidir. Birçok zaman taraf olarak görülen avukatlar hak hukuk bilmez kişiler tarafından şiddet görmektedir. Yeri geldiğinde siyaset adamları bile avukatları toplum önünde hedef göstermektedir.

 

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR?

Avukat ve müvekkil arasında sağlıklı bir iletişim ortamı kurulması gerekir. Bu ortam ne çok laubali bir ortam olmalı ne de çok resmi bir ortam. Lüzumu olmadığı süreci müvekkille her konuda diyaloğa girmemek gerektiği kanaatindeyim. Önemli bir konu olmadığı sürece mesai saatleri dışında aranmaması gerektiğinin söylenmesi veya bunun hissettirilmesi gerekir. Bunun sebebi olur olmaz hukuk dışı konularda bile çok uygunsuz saatlerde avukatların aranabileceği düşüncesinin oluşturulmaması gerektiğini düşündüğümdendir. Çünkü günümüzde avukatlar bir robot gibi görülmekte ve sanki müvekkil-avukat değil de patron-işçi ilişkisi varmış gibi kullanılmaya çalışılmaktadır. Bunun önüne geçilmesi gerek.

 

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

Avukatlık mesleğinin en temel sorunu hukuku bilmeyen avukatları bünyesinde barındırmasıdır. Bunun temelinde de yetersiz hukuk fakülteleri yatıyor. Günümüzde artık hemen hemen her üniversitede Hukuk Fakültesi bulunuyor ancak akademik kadrolarına baktığımızda ya birkaç profesör ya da sözleşmelerle şişirilmiş ancak aslında derslere bile katılmayan akademisyenler görmekteyiz. Bu durumun zararlarını günümüzde yeterince görmekle birlikte bu durum gelecekte oluşacak büyük bir felaketin habercisidir. Bu sorunun giderilebilmesi için üniversitelerde yer alan Hukuk Fakültelerine akademisyen kotası getirilmesi gerekmektedir. Her ders grubundan en az bir profesörün kendi branşında eğitim vermesinin sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde koşulların sağlanmaması durumunda Hukuk Fakültesi açmaya yeterli olmadığında üniversiteye bu fakülte için izin verilmemesi gerekir.

 

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

Arabuluculuk sistemi kişilerin, özgür iradeleriyle seçtikleri tarafsız ve uzman bir üçüncü kişinin hakemliğinde, uyuşmazlığın mahkeme dışı, hızlı ve kesin bir şekilde çözülmesini amaçlayan bir usul hukuku kurumu olması hasebiyle kişilerin erken haklarının erken çözüme kavuşmasını sağlamaktadır. Olumsuz yönleri ise “Zorunlu Arabuluculuk Sistemi” açısında kişilerin özgür iradeleri bir kenara bırakılarak bu yola başvurmaları zorunlu kılınmıştır. Bu durum iradi olarak başvurmak istemeyen taraflar açısından hem anayasal hakkın ihlali olarak hem de sürecin gereksiz uzaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak genel itibariyle baktığımızda arabuluculuk sistemi içerisinde çözüme kavuşan dosya oranı her yıl ortalama olarak %30 un üzerinde tespit edildiğinden kaynaklı mahkemelerdeki dava yükünü hafifletmekte olup görülmekte olan davaların da erken sonuca kavuşmasını sağlamaktadır.

 

AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI? 

Elbette var. Stajyerini takip elemanı olarak değil de kendi meslektaşı olarak gören her avukat örnek alınması gereken avukattır. Bu düşüncede olmam sebebiyle staj dönemim de bana üstatlık yapan birçok avukat olmuştur. Hepsinin yeri değeri ayrıdır ancak sürekli olarak bana duruşmalara katılma, dosyaları inceleme, müvekkil görüşmelerine katılma fırsatı tanıyan ve stajyerliği, avukatlığı öğretme konusunda her zaman yanımda olan Sayın Av. Özkan Burak ÖZMEN ve Av. Murat Gökhan ORÇUN benim örnek aldığım avukatlar arasında başı çekmektedir.

Bu çalışmaya öncülük eden Sayın meslektaşım Av. Sinem SAÇKAN’a da böyle bir çalışma yapması ve bana da bu çalışmada yer vermesi hasebiyle teşekkür ederim.

Av. Burak ÇELİKKOL

16 Ocak 2022 Pazar

AVUKAT EMRE TOKMAK İLE AVUKATLIK MESLEĞİ ÜZERİNE

 

1


KENDİNİZDEN KISACA BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ?

İstanbul’da doğdum, Orta öğrenimimi Ergün Öner Mehmet Öner Anadolu Lisesi'nde tamamladım. Ardından Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak 2014 yılında mezun oldum. Yaklaşık 7 senedir faal olarak Avukatlık mesleğini icra etmekteyim.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAYA NASIL KARAR VERDİNİZ?

Küçüklüğümden beri içimde daha fazla sosyalleşme arzusu vardı. İnsanların sorunlarını çözmek bana mutluluk veriyordu. Avukat olan teyzem de hukuk fakültesini okumaya karar vermemde önemli bir etken oldu.

HUKUK FAKÜLTESİNİ OKUMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ NELERDİR?

Avukatlık gerçekten yüksek enerji isteyen ve stresli bir meslek. Fiziki ve mental açıdan sürekli kendinizi üst seviyede tutmanız gerekiyor, ayrıca güncel mevzuatları takip etmeniz büyük önem arz ediyor. Bu hususları göz ardı etmesinler.

TÜRKİYE’DE AVUKAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI SİZCE NELERDİR?

Her şeyden önemlisi Avukatlık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de saygı gören bir meslek. Ancak bazen özel hayatı ihlal edecek bir biçimde gece yarısı arayanlar oluyor dezavantaj olarak bunu söyleyebilirim.

İDEAL MÜVEKKİL-AVUKAT İLİŞKİSİ SİZCE NASIL OLMALIDIR?

İki tarafın da birbirlerine karşı yükümlülükleri var. Öncelikle aralarındaki ilişki tamamen saygı çerçevesinde olmalı. Gizlilik kurallarına önem verilmeli. Avukat, aldığı davalarda mesleğinin gerektirdiği özen yükümlülüğüne uygun davranmalı; müvekkil de davaya ilişkin bildiği bütün hususları tüm açıklığıyla anlatmalıdır.

AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ EN TEMEL SORUN SİZCE NEDİR? BU SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

İnsanların Avukatlara danışmanlık ücreti vermek istememeleri büyük sorun. Bu bilince ulaşmaları için belki mevzuata mevcut sistemden farklı yeni hükümler koyulması gerekebilir. 

ARABULUCULUK SİSTEMİ HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR? MEVCUT SİSTEMİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?

İhtilafların çözümünde etkili ve hızlı bir müessese olduğu için Arabuluculuk sistemini yararlı buluyorum.

      AVUKAT OLARAK KENDİNİZE ÖRNEK ALDIĞINIZ BİRİLERİ VAR MI?

Avukat olarak kendime örnek aldığım birisi yok.

Katılımınız ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.

15 Ocak 2022 Cumartesi

AVUKATLARLA RÖPORTAJ

Hukuk fakültesinde öğrenciyken yazı yazmaya başladığım dönemde yazılarımı paylaştığım iş bu blog sayfasını Avukat olduğum dönemde de aktif olarak sürdürebilmek pek aklımda olan bir durum değildi. Gel zaman git zaman işlerimin de elverdiği ölçüde yazı yazmaya hep devam ettim. Mesleki tecrübelerimi, gündeme dair olan konuları, konuk yazar meslektaşların akademik içerikli yazılarını da kapsayacak şekilde içeriklere sayfamızda yer verdik. 

Şimdi ise Avukatlarla röportaj yaparak gerek hukuk fakültesini seçmek isteyen adaylara gerekse ofis açmak isteyen Avukatlara yol gösterici olması bir tarafa mevcut yapı içerisinde yer alan alternatif uyuşmazlık sistemi ile ilgili konularda da sorular yönelttiğimiz röportajların çoğu okuyucuya farkındalık yaratmak adına fayda sağlayacağından şüphem yok. 

Bizim için keyifli ve verimli bir çalışma oldu umarım okuyucu içinde aynı etkiyi yaratır.

Röportajlarımız kısa süre içerisinde sayfamızda yer alacaktır.

Sevgiler.

Avukat Sinem SAÇKAN

29 Ağustos 2021 Pazar

İLETİŞİM ÜZERİNE

YAZAR: AVUKAT SİNEM SAÇKAN

Güzel bir pazar gününden herkese merhabalar. Ağustos ayını geride bırakmaya sayılı günler kala bilgisayar karşısına geçip ilhamda gelince bir şeyler yazmaya karar verdim. Ekran karşısına geçtiğimde aklımda yazının içeriği konusunda herhangi bir fikir yoktu. Sonrasında birden iletişim konusu belirdi zihnimde ve neden olmasın dedim.

İletişim, aslında hayatımızın her alanında var olan ve yaşantımızın vazgeçilmez bir unsurudur. Kelimelerde ifade edemediğimiz bazı şeyleri davranışlarımızla ifade edebilmek kimi zaman daha etkin olabilmektedir. Bazen sessiz kalmak dahi iletişim konusunda bize bir mesaj iletmektedir. Bu nedenledir ki iletişim sözlü ve sözsüz iletişim olarak ikiye ayrılır.

Bilindiği üzere sözlü iletişim, düşüncelerin dille yani sesli olarak ifade edilmesi anlamına gelmektedir. Ancak işaret etmek gerekir ki, insan iletişiminin önemli bir bölümünü sözsüz iletişim oluşturur. Sözsüz iletişim çoğunlukla farkında olmadan gerçekleşir. Jest ve mimiklerimiz, konuşma şeklimiz, giyim tarzımız, el-kol hareketlerimiz kelimelerle söylemek istediğimiz birçok şeyi kendiliğinden ifade etmektedir.

Tam bu noktada düşündüğümü söylemem gerekirse sözsüz iletişim sözlü iletişimden bana her zaman daha samimi gelmiştir. Çünkü sözlü iletişimde birçok şeyi söyleyebiliriz. Mesela; spora başlayacağım deriz. Bunu dememizin ardından günler, haftalar, aylar geçmiştir ve hala spora başlanmamıştır.

Çevremizde duyduğumuz çok olmuştur klişe gelebilir ama tam yeri olduğundan burada bahsedeceğim; “bana beni sevdiğini söyleme, bana bunu hissettir.” Hepinize bir yerlerden tanıdık geliyordur bu cümle. Ya bir yerden okumuşuzdur ya bizzat bize söylenilmiştir ya da biz kendimiz bunu başkasına demişizdir. İnsan, başka bir birey ile iletişim kurarken her şeyi söyleyebilir. Asıl mesele şu ki, söylediklerimiz yapacaklarımızın teminatı olmalıdır.

Belki de bu yüzden sözsüz iletişim daha samimi daha içten gelir insana. Yüzümüzün aldığı şaşırma ifadesi veya can sıkıcı bir durumla karşılaştığımızda bunun davranışa ve yüze yansıması ne kadar sahte olabilir ki?

Unutmayalım ki, bir davranış resim gibi bin söze bedeldir.

Bunun yanı sıra iletişim engelleri dediğimiz bazı kavramlardan da bahsedebiliriz. Mesela; pasif dinleme, soru sormama, söz kesme, yüksek sesle konuşma, empati kurmama gibi

Bu gibi iletişim engellerini günlük hayatımızda belki de sıklıkla yaşadık ve yaşamaya da devam edeceğiz. Belki de bunun sonradan farkında olmak ya da bu konuda iletişim halinde olduğumuz bir kişiden geri bildirim almak bize daha dikkatli olmamız gerektiği konusunda bir uyarıcı olacaktır.

Kendimden örnek vermem gerekirse, bazen iletişim halinde olduğum kişilerle konuşurken kendimi çok kaptırıp sürekli konuştuğum olmuştur. Bazen de laflarını kestiğim. İletişim halindeyken bu tür olumsuzlukları fark etmesem de birkaç geri bildirim sayesinde daha dikkatli davranmaya başladığımı kendimde gözlemledim diyebilirim.

Bazen de çatışmacı bir tavır sergileyerek yüksek sesle konuşan bireyler görüyorum ki iletişim sürecinde en büyük engeli bu grubun oluşturduğunu düşünüyorum. Bilhassa trafikte en ufak bir hata yaşandığında ses tonunu yükseltme ve hemen çatışmacı bir tutum sergilendiğini gözlemliyorum. Mesela bir gün yayan olarak yürüdüğümde iki aracın birbirine girdiğini ve hatalı olan sürücüye diğer araç sahibinin bağırmaktan öte bir iletişim kuramadığını fark ettim. Bu şekilde süregelen iletişimsizlik gerek moral bozukluğuna gerekse çözümsüzlüğe ve dahası sözlü şiddete yol açmaktadır.

Başka bir örnek vermek gerekirse bir genç elinde kahvesi ile yürürken başka birisi önüne bakmadan yürüdüğünden elinde kahve olan gence çarpmıştı. Kahvesi üzerine dökülen genç adam kahvenin dökülmesinin verdiği bir şaşkınlıkla karşısındakine bakmıştı. Hatalı olan diğer genç hatası yüzünden çok üzüldüğünü ve özür dilediğini dahası isterse kendisine yeni bir t-short alabileceğini söylemişti. Ne yaptı hatasını kabul etti, özür diledi ve çözüm üretmeye başladı. Kahvesi üzerine dökülen genç ise gayet sakin bir tavırla problem değil diyerek gülümseyip yoluna devam etti. Burada aslında bir etki-tepki durumunu görmekteyiz. Tam tersi olduğunu varsaydığımızda çatışmacı bir iletişim tarzı, durumu daha çok zora sokacak belki de olay farklı bir boyuta sirayet edecekti.

Çok sevdiğim bir sözü sizinle paylaşmak isterim; “İnsan, dilinin altında gizlidir. Konuştukça kişiliğini ve kimliğini ele verir.” Buna benzer başka bir söz ise “ Üslubun, kimliğindir.” sözü.

Burada belirtmek gerekir ki kendisini savunamayan ve aslında haksız olan insanların genelde sözlü ve fiziksel şiddete başvurduğunu düşündüm çoğu zaman. Ne olursa olsun sağlıklı bir iletişimin sözlü ve fiziksel şiddetten çok daha etkili sonuçlar verdiğinin bilincinde oldum.

Unutmayalım ki güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayız. Bu kazanım, iletişim içinde oldukça önemli aslında.

Yazmak için seçtiğim konu oldukça kapsamlı olsa da ben içimden geldiği gibi yazmak ve sizlerle de pazar günü bu yazıyı paylaşmak istedim. Umarım okuyucu içinde keyifli bir içerik olmuştur.

Yazıya Mevlana’nın güzel bir sözü ile son vermek istedim. Herkese mutlu pazarlar…

Düşüncen konuşmana

Konuşman hareketine

Hareketin kaderine yansır

Güzel düşün, güzel yaşa!