27 Şubat 2012 Pazartesi

TÜRKAN RADO


Türkan Rado (d. 30 Ekim 1915, İstanbul - ö. 3 Mart 2007, İstanbul) Türkiye'nin ilk Kadın Hukuk Profesörü ve dünyadaki ilk kadın Roma Hukuku Profesörüdür. İstanbul Üniversitesi Roma Hukuku Kürsüsünde 46 yıl eğitim vermiştir.

Babası Darülfünun Hukuk Fakültesi Ceza Usul Hukuku ve Tatbikatı Müderrislerinden Avukat Cevdet Ferit Basman, Annesi Ayşe Nikfal Basman'dır.

İlk, orta ve lise tahsilini Fransız Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde yaparak Haziran 1933'de pekiyi derece ile mezun olmuş, aynı yaz Fransız bakalorya ve Galatasaray Lisesi'nde de Türk bakalorya imtihanlarını vererek 1933 Ekiminde o yaz Atatürk'ün Üniversite Reformu ile yenilenen İstanbul Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur.

Öğrenciliği sırasında çalışkanlığı, iyi Fransızca ve ayrıca Latince de bilmesi o yıllarda Fakülteye gelmiş olan Alman profesörlerin dikkatini çekmiş ve hatta bazen dersin tercümesi için kürsüye bile çağırdıkları olmuştur. Haziran 1936'da Hukuk Fakültesinden Pekiyi derece ve birincilikle mezun olan Türkan Rado (ki o zaman Basman soyadını taşıyordu) aynı yılın Ekim ayında, Roma Hukuku dersini o sırada münavebe ile okutan Prof. R. Honig ve Prof. A. B. Schwarz'ın tavsiyeleri üzerine Fakülte Dekanı Prof. Sıddık Sami Onar tarafından Hukuk Fakültesinin ilk kadın asistanı olarak atanmıştır. Prof. R. Honig'in 1939'da Turkiye'den ayrılmasıyla Roma Hukuku kürsüsünde Prof. A. B. Schwarz'la önce asistan, sonra da doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak, kendi istegi ile emekliye ayrıldıgı 1982 Ekimine kadar, tam 46 yıl binlerce hukukçu yetiştirmiştir.

Asistan olur olmaz doktora çalışmalarına ve Almanca öğrenmeye başlayan Türkan Rado 1938'de doktora sözlü sınavlarını Pekiyi derece ile başararak "Senatus consultum Vellaeanum ve Romada kadınların borç iltizamları" konulu tezi ile Hukuk Doktoru olmuştur. Hazırlanmasına bir kaç yıldan beri devam ettiği "Senatus consultum Macedonianum ve aile evlatlarının para borçları" konulu tezi ile de doçentlik sınavlarını başararak 5 Haziran 1944'de Roma Hukuku doçentliğine tayin edilmiştir. O tarihten itibaren Prof. Schwarz'ın derslerinin tercümesini bırakarak, müstakilen ders vermeğe başlamış aynı zamanda profesörlük çalışmalarının hazırlığına ve İtalyanca öğrenmeğe de girişmiş, 1950'de de Fakültesi tarafından İtalya'ya gönderilmiş, Roma Üniversitesinin Roma Hukuku ve Akdeniz Hukukları Enstitüsünde bu çalışmalarına devam etmiştir. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin ilk kadın profesörü olmuştur.

Gazeteci ve yazar Şevket Rado ile 1943'de evlenen Türkan Rado, Eşini 1988 yılında kaybetmiştir. Bir oğlu (Mehmet Rado) ve bir torunu (Ömer Kerim Rado) vardır. Türkan Rado, ayrıca, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ilk Türk yazar olan Orhan Pamuk'un da teyzesidir.

Prof. Dr. Türkan Rado’nun hepsi hukukla ilgili çok sayıda yayını basılmış olup, “Roma Hukuku Dersleri, Borçlar Hukuku” isimli kitabı halen İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Prof. Dr. Türkan Rado 3 Mart 2007 günü İstanbul'da 92 yaşında vefat etmiştir

Kaynak: hukukihaber.com

22 Şubat 2012 Çarşamba

Meslek Garantili Bölüm: Hukuk Fakültesi ve İşte Sonuç !

TÜM BAROLARDAKİ AVUKAT SAYILARI (31 Aralık 2011 itibariyle)

BARO ADIERKEKKADINTOPLAM
ADANA BAROSU1.0766021.678
ADIYAMAN BAROSU16036196
AFYONKARAHİSAR BAROSU23378311
AĞRI BAROSU651681
AMASYA BAROSU11333146
ANKARA BAROSU6.1994.42310.622
ANTALYA BAROSU1.6149852.599
ARTVİN BAROSU432972
AYDIN BAROSU526306832
BALIKESİR BAROSU527250777
BİLECİK BAROSU492372
BİNGÖL BAROSU581876
BİTLİS BAROSU371047
BOLU BAROSU8745132
BURDUR BAROSU10444148
BURSA BAROSU1.3066641.970
ÇANAKKALE BAROSU20298300
ÇANKIRI BAROSU412465
ÇORUM BAROSU19975274
DENİZLİ BAROSU548234782
DİYARBAKIR BAROSU534184718
EDİRNE BAROSU19173264
ELAZIĞ BAROSU24454298
ERZİNCAN BAROSU583391
ERZURUM BAROSU21764281
ESKİŞEHİR BAROSU408250658
GAZİANTEP BAROSU730218948
GİRESUN BAROSU14167208
GÜMÜŞHANE BAROSU32941
HAKKARİ BAROSU57461
HATAY BAROSU565202767
ISPARTA BAROSU17774251
MERSİN BAROSU8924311.323
İSTANBUL BAROSU16.30911.95828.267
İZMİR BAROSU3.4612.6196.080
KARS BAROSU8329112
KASTAMONU BAROSU10846154
KAYSERİ BAROSU651274925
KIRKLARELİ BAROSU11963182
KIRŞEHİR BAROSU8722109
KOCAELİ BAROSU572352924
KONYA BAROSU1.1034691.572
KÜTAHYA BAROSU18281263
MALATYA BAROSU30990399
MANİSA BAROSU498188686
K.MARAŞ BAROSU31077387
MARDİN BAROSU14241183
MUĞLA BAROSU526411937
MUŞ BAROSU431356
NEVŞEHİR BAROSU12638164
NİĞDE BAROSU8232114
ORDU BAROSU17972251
RİZE BAROSU652287
SAKARYA BAROSU265121386
SAMSUN BAROSU526194720
SİİRT BAROSU36541
SİNOP BAROSU492574
SİVAS BAROSU218100318
TEKİRDAĞ BAROSU331162493
TOKAT BAROSU19085275
TRABZON BAROSU227138365
TUNCELİ BAROSU251237
ŞANLIURFA BAROSU37965444
UŞAK BAROSU17056226
VAN BAROSU20340243
YOZGAT BAROSU11729146
ZONGULDAK BAROSU259147406
AKSARAY BAROSU13645181
KARAMAN BAROSU7436110
KIRIKKALE BAROSU10537142
BATMAN BAROSU15734191
ŞIRNAK BAROSU741084
BARTIN BAROSU422466
IĞDIR BAROSU441660
YALOVA BAROSU8042122
KARABÜK BAROSU6643109
OSMANİYE BAROSU12954183
DÜZCE BAROSU8742129
TOPLAM46.37728.11574.492





Bknz: http://www.hukukihaber.net/mesleki-hukuk/avukat-sayisi-74-bini-asti-h21261.html

7 Şubat 2012 Salı

Yargıdan çıktım yola...

Güncel Hukuk Dergisi şubat sayısında " yargı" konusunu ele almış bulunmaktadır.Hepinize okumanızı tavsiye ederim.Henüz bende yeni alabildim, bugün okuyacağım :)
 Yargı bağımsızlığının tartışmaya konu olduğu bu günlerde çok anlamlı bir kapak konusu olmuş kanısındayım. Yargının kararlarına saygı duyulmalıdır ki asıl olan da budur. Ancak yargı,  son zamanlarda o kadar ilginç kararlar veriyor ki şaşıp kalmamak elde değil. Örnek versem bir dert vermesem ayrı bir dert...Ama bahsi geçen dergiyi okuyanlar bol bol örneklerini okuyacaklardır. (Düşüncemi açıklamaktan korkar hale geldim bağışlayın ! )
Okuyun, araştırın, gerçeği öğrenmek için çaba sarf edin. Her habere körü körüne inanmayın zira o haber gerçeği yansıtmayabilir. Bir hukukçu her türlü bilgiye şüphe ile yaklaşmalı, şüphe duymalıdır. Doğru bilgiye bile ilk başta şüphe duyulmalıdır. Tüm bunlar gerçeğe ulaşmanın yol göstericileridir. Hele ki hukuk öğrencisi iseniz daha çok araştırıp okumak gerektiğini bilmem hatırlatmama gerek var mı?
Unutmayınız ki "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olamazsınız" Uğur Mumcu'nun sözüdür. Doğrudur da...Bizlere çok vazife düşüyor. Üzülerek belirtmeliyim ki okumayan, eleştirmeyen, düşünmeyen, e bunlar olunca haliyle bilmeyen bir nesil yetişiyor.Mesela hukuk öğrencisi che guevara'yı bilmiyor. Yadırgamıyorum asla ama üzülüyorum. Çoğu gençlerin hepsi facebook'ta, msn'de, twitter'de, vs.
Zaman çok değerli bizler için. Öğrenecek çok şey var... Nesil tartışması bugünlerde tartışılan bir mevzu...Dindar gençlik yetiştirme arzusu...Tartışacak ne pek çok konu varmış. Gün gelir tartışırız elbet...Saygı ve Dostlukla...

Sinem Saçkan

5 Şubat 2012 Pazar

İstanbul Üniversitesi Yeni Anayasa Çalıştayı


Daha önce iki darbe anayasanın hazırlandığı yer olarak hafızalara kazınan İstanbul Üniversitesi, 30 yıl sonra çok farklı bir platforma ev sahipliği yaptı. Dün üniversitenin ana kampüsünde düzenlenen çalıştaya 80'i aşkın akademisyen katıldı. Yeni anayasayla ilgili taleplerin masaya yatırıldığı çalıştayda, özgürlük ve gerçek demokrasi vurgusu ön plana çıktı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, vatandaşlara, "Bugüne kadar hep anayasalar hazırlanıp önümüze konuldu. Ama şu an kendi anayasamızı yapma imkanına sahibiz. Bu fırsatı kaçırmayalım." çağrısında bulundu. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu da vatandaşların sürece katkısının önemine değindi ve Türkiye'nin entelektüel seviyesinin yeni anayasa için yeterli olduğunu söyledi.
Türkiye darbe ürünü olan anayasalardan kurtularak sivil bir anayasa metni ortaya koymaya çalışırken, İstanbul Üniversitesi büyük bir çalıştayla sürece katkı sundu. Sivil toplum temsilcileri ile yerli ve yabancı akademisyenlerden oluşan 80'i aşkın konuşmacı, 1961 ve 1982 anayasalarının da yapıldığı Beyazıt Kampüsü'nde bu kez darbecilerin isteğiyle değil, halkın talebiyle gündeme gelen demokratik anayasa yapımı için bir araya geldi. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, "Bugüne kadar hep anayasalar hazırlanıp önümüze konuldu. Ama şu an kendi anayasamızı yapmak gibi bir imkâna sahibiz. Hodri meydan diyoruz." ifadeleriyle çalıştayı açtı. Ardından söz alan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu da halkı yeni anayasaya sahip çıkmaya çağırdı. 5 farklı salonda 20 oturumla gerçekleştirilen çalıştayda sivil toplum kuruluşları kendi uzmanlık alanları çerçevesinde yeni anayasadan beklentilerini ortaya koyarken, akademisyenler ise tartışmalı konularda kendi görüş ve çözümlerini anlattı. Görüşler şöyle: 

Prof. Dr. Adem Sözüer (İÜ Hukuk Fakültesi Dekanı): Şu veya bu sebeple süreç yavaşlatılmamalı. Halkın büyük beklentisi var. Kimsenin zoru ve baskısı olmadan yapılan yeni bir anayasa istiyoruz. 

Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez (Anayasa Hukukçuları Derneği Başkanı): İÜ'nün akademisyenleri, darbe anayasalarının yapımında yer aldı. Bu, akademisyenlerin de kendi geçmişiyle yüzleşmesi anlamına geliyor. 

Prof. Dr. Serap Yazıcı (Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi): Halkın iradesi değiştirilemez maddelerle kısıtlanmamalı. Değiştirilemez madde kavramının ortadan kalkmasından endişelenen insanlar var. Bu endişe giderilmeli. 

Doç. Dr. Faruk Bilir (Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi): Anayasada temel felsefe, çalışmaları halkta başlatıp halkta sonlandırmaktır. Sürecin kapalı kapılar ardında yürümemesi açısından bu çalıştaylar çok kıymetli. 

Prof. Dr. Dominique Rousseau (Fransız akademisyen): Basın, üniversiteler ve yargı bağımsızlığı anayasal güvenceye kavuşturulmalı. Yargı bağımsızlığı ise ancak hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesiyle sağlanır. 

TUSKON: 82 Anayasası toplum vicdanında kabul görmemiştir, geleceği yoktur. Vatandaşlık tanımı genişletilmeli ve "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" terimiyle devlet toplumu daha fazla kapsamalı. 

TÜSİAD: İnsan hakları odaklı bir anayasa hazırlanmalı ve resmî dil Türkçe olmakla birlikte anadil öğrenimi güvence altına alınmalıdır. 

Memur-Sen: Darbeler hep çalışanın ekmeğini elinden aldı. Anayasa ekmeğimizi güvence altına almalı. 

Gökkuşağı Kadın Platformu: Hiçbir vatandaşını çerçevesi dışında bırakmayan anayasa yapılmalı. Askeri yargı ortadan kalkmalı. Din ve vicdan özgürlüğü geliştirilerek, dinin öğrenilmesi bireylere bırakılmalı.

Zihnimize Kazınmış Bu Kaydı Unutturacağını mı Sanıyorsun?

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim.Varlığım Türk varlığına armağan olsun!
Sinem Saçkan

29 Ocak 2012 Pazar

Hukuk Eğitimi,Karşılaşılan sorunlar ve Çözüm önerileri...

6 Aralık 2011 Tarihinde Doğuş Üniversitesinde bu başlık altında sunum yapmıştım.Katılımın az oluşu sebebiyle(sınavların yaklaşması, aynı gün sınav olması, ders yapılması gibi nedenlerden ötürü) tartışma tarzında gerçekleşmedi sunum.Çeşitli sebeplerden dolayı katılamayan ve unutmuş olduğundan dolayı gelemeyenleri de hesaba katarak sunumda üzerinde durmuş olduğum hususları sizlerle paylaşmaya karar verdim.Buyurun okuyun;


HUKUK NEDİR?
Her ne kadar eksiksiz bir tanımı yapılamasa da kabul gören tanıma göre hukuk, “Toplumsal ilişkileri düzenleyen ve uyulması devlet tarafından yaptırıma bağlanmış bulunan bir sosyal bilimdir.”
Hukuk, devletin varlığını sürdürebilmesi ve toplumun huzur içinde yaşaması için gerekli olan bir mekanizmadır.
Tanımdan da anlaşılacağı üzere,  hukuk bir ihtiyaçtır ve bu nedenle de hukuk eğitiminin ne şekilde verildiği önemlidir.
HUKUK EĞİTİMİ VE MESLEK OLARAK HUKUKÇULUK
HUKUK EĞİTİMİ:
Uzun süreler İngiltere’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bir hukuk fakültesine gitmeden avukatlık veya yargıçlık yapmak, sadece bir çıraklık, yani staj devresinin geçirilmesi şartı ile mümkün olabiliyordu. Ancak, sağlam bir hukuk formasyonu bir üniversite tahsili ile gerçekleştirilebilir.
Üniversitelerde hukuk eğitiminin nasıl verildiği ve nasıl olması gerektiği ilerleyen konularda anlatılacaktır.
-MESLEK OLARAK HUKUKÇULUK:
Hukuk eğitiminde 4 yılı başarı ile tamamlamış bulunan öğrenciler seçtikleri alana göre staj yapmaktadırlar.
AVUKATLIK:
Türkiye’de avukatlık yapabilmek için 4 yıllık Hukuk fakültelerinden birini bitirdikten sonra avukatlık mesleğinin yapılacağı ilin Barosuna başvuruda bulunmak gerekir. Söz konusu baroda bir yıl süreli bir avukatlık stajı yapılması zorunludur. Bu sürenin ilk 6 ayında bir avukatın yanında staj tamamlanır. Bu dönemde stajyer avukatlardan Baro tarafından verilen çeşitli meslek içi eğitim programlarına da katılmaları beklenir. Bir yıllık sürenin sonunda, yanında staj yapılan avukat tarafından olumlu rapor verilmesi ile staj sona erer (1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.3,15)
ELEŞTİRİ: Ülkemiz, en kolay avukat olunabilen ve mesleğin sürdürülmesinde, objektif olarak niteliğe ve eğitime en az önem verilen bir ülkedir. Hukuk fakültesini bitiren herkes, herhangi bir sınırlama ve sınav olmadan sadece kanunda ki şartlar sağlandığında avukat olabilmekte, staj faaliyeti çok ciddi yürütülememekte, uzmanlık ve meslek içi eğitim söz konusu olamamaktadır.
HÂKİMLİK VE SAVCILIK:
Her yıl atanacak Hâkim ve Savcı adaylarının sayısı, kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca saptanır.(2802 Sayılı Kanun m.9).Hâkim ve Savcı adayı olabilmek için 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunununda öngörülen diğer koşullar yanında yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarılı olmak gerekir. Bu sınavları başaranlar aday olarak atanır ve iki yıllık adaylık süresinde Hakim ve Savcı Eğitim Merkezinde üçer aylık hazırlık eğitimi ve son eğitim aşamalarından geçerler. Bu iki aşama arasında 18 aylık staj dönemi bulunur. Eğitim dönemi sona erince yapılacak yazılı sınavda başarılı olanlar 2802 Sayılı kanuna göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından mesleğe kabul edilir ve atanırlar.
NOTERLİK:
Noter olabilmek için ise, Adalet Bakanlığı tarafından verilen 1 yıllık staj süresinin başarıyla tamamlanması zorunludur. (1512 Sayılı Noterlik Kanunu m.14-15)
PROGRAMIN AMACI:
Hukuk programının amacı, toplumda bireylerin birbirleri ile ve devletle veya devletlerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen yasaların uygulanması sırasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların çözümü konusunda çalışacak hukukçuları yetiştirmek ve bu alanda araştırma yapmaktır.  
HUKUK EĞİTİMİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Eğitimde karşılaşılan sorunları sistematiksel açıdan ele almak gerekirse sorunları şu başlıklar altında ele almak mümkündür:
1.Öğrenci
2.Öğretim üyeleri
3.Üniversiteler (devlet üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri)
4.Sınavlar
5.Eğitim Süresi
1.ÖĞRENCİ
- Hukuk fakültesine girmek isteyenler hukukun, sorumluluğu çok fazla olan bir meslek alanı olduğunu,” sürekli çalışma, okuma ve araştırma gerektirdiğini öncelikle kabul etmelidirler.” Sabır ve anlayış da bu alanda başarı için gerekli niteliklerdir.
ELEŞTİRİ:  Hukuk eğitimi sadece derslere girip sınavların geçildiği ve bu şekilde mezun olunulan bir program şeklinde düşünülmemelidir. Hukuk eğitimi alan bir öğrencinin bunlarla sınırlı kalmayarak sürekli kendini geliştirmesi ve farklılığını ortaya koyabilmesi gerekir.
HUKUK ÖĞRENCİSİ KENDİSİNİ NASIL GELİŞTİREBİLİR?
A)    Hukuk ile ilgili toplantı, panel, seminer, vs. gibi etkinliklere katılabilirler.(Üniversitemizde birçok hukukla ilgili toplantılar zaten gerçekleştirilmektedir.)
B)     İstanbul Barosunun çıkardığı baro dergilerini adliyelerden ücretsiz temin edebilir ve bu dergilerle hukuku güncel olarak takip edebilirsiniz.( Çeşitli aylık hukuk dergileri de olabilir.)
C)     Tatillerde, hukuk mesleğini yakından tanımak adına bir hukukçunun yanında staj yapabilirler.
D)    Bir konu hakkında yeterli bir bilgiye sahip olduğunuzda o konu hakkında makale yazıp hukuka katkı sağlayabilirsiniz.
ÖNERİ: Üniversitemizde farazi dava yarışmaları düzenlenebilir. Nitekim, bazı üniversitelerde farazi dava yarışmaları düzenlenmektedir.(Örnek: Maltepe Üniversitesi, Fatih Üniversitesi gibi) Bu durumun öğrencileri geliştireceğine şüphe yoktur.
SONUÇ: Hukuk eğitiminde kalitenin sağlanabilmesi aynı zamanda hukuk öğrencisinin kendisini geliştirmesine bağlıdır. Bugün, burada birtakım eleştirilerde bulunabiliyorsak bunun sorumlularından birisi de öğrencidir.
2.ÖĞRETİM ÜYELERİ
Hukuk eğitimde çoğunlukla başvurulan yöntem anlatım tarzındadır. Çok sık karşılaşılan bu uygulama öğrenciyi pasif hale sokmaktadır.
Bu nedenle aktarılan bilgi ne kadar güzel bir biçimde sunulsa da, hukuksal sorunlarla sunulmadığı takdirde, neden ve niçin öğrenildiği anlaşılmadan kalıcı olamamaktadır.
Özellikle devlet üniversitelerinde öğrenci soru sormadan, tartışmadan mezun olabilmektedir. Bunun nedenlerinden biriside,  hukuk fakültelerinde öğrenci sayısının fakültenin hem fiziki hem de öğretim kadrosunun çok üzerinde olmasıdır. (Bu konu ayrıca ele alınacaktır.)
İDEAL ÖĞRETİM ÜYESİ NASIL OLMALI?
A-Her şeyden önce  “tarafsız” olmalıdır. Olaylara objektif bakış açısı ile bakan hukukçuların yetiştirilmesini sağlamalıdır. “Çünkü bir hukukçuyu hukukçu yapan, tarafsızlığıdır.”
B-Eğitimi aktif hale getirerek eğitim kalitesini ve öğrenicinin öğrenme etkinliğini arttırmalıdır.
C-Hukuk öğretimi içerik ve yöntem bakımından tek yönlülükten kurtarılmalı, Avrupa hukukunun temelleri öğrencilere öğretilmelidir.
D-Kendine öz güveni yüksek hukukçular yetiştirmelidir, bu ise öğrencinin derse aktif olarak katılımının sağlanması ile olur.
E-Bir ders kolay da olsa zor da olsa o dersi sevdiren dersin hocasıdır. Bu nedenle öğretim üyesi ders anlatırken öğrencinin derse ilgisini çekebilecek şekilde dersin işlemesine özen göstermelidir.
ÖNERİ: “Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi” Aktif eğitim sistemini uygulamaktadır. Bu sistem sayesinde öğrenciler;
- pasif eğitimin olumsuzluklarından uzaklaştırılmakta,
- özgüveni yüksek hukukçular yetiştirmekte,
- olaylara eleştirel bakış açısıyla bakabilmeyi öğrenebilmekte,
-Kendilerini ifade edebilme, düşünme ve araştırma gibi niteliklere sahip olabilmektedirler.
Bu nedenlerle üniversitemizde aktif eğitim sistemine geçilmesi yönünde çalışmalar yapılabilir.
3.ÜNİVERSİTELER
Devlet ve Vakıf Üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösteren kurulup da henüz öğrenci kabul etmeyenlerle birlikte Hukuk Fakültelerinin sayısı 50’yi geçmiş bulunmaktadır.
Hukuk Fakültelerinin artması öğrenci sayısını da arttırmakta ancak öğretim üyesi sayısını arttırmaya yetmemektedir.
Mezunların başarı oranlarının düşük olduğu yargıç sınavları,  hukuk fakültelerimizin ortalamasını ortaya koyuyor, yargıç/savcı eksiğimiz giderilemiyor, avukat sayımız ise hızla artıyor.
Öğretim yılı                        2009-2010                                      2010-2011
Akademik üye                       605                                                      727
Öğretim Görevlisi                 669                                                      701
ÖSYM’den alınan bu tablo, hukuk fakültelerinin kadrolarının çok zayıf olduğunu açıkça gösteriyor. Önlem alınması kaçınılmazdır.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN DURUMU: Ülkemizde son yıllarda vakıf üniversitelerinin sayısında önemli sayılabilecek bir artış olmuştur. Bu sevindirici ve desteklenmesi gereken bir şeydir. Ancak, bazı vakıf üniversitelerinin puanı son derece düşüktür. Bu sayede,  puanı hiçbir devlet üniversitesine yetmeyen öğrencilerin hukuk fakültesine girebildikleri görülmektedir. Burada yapılması gereken vakıf üniversiteleri için asgari bir puan belirlenmeli ve bu puanı alamayan öğrenciler hiçbir hukuk fakültesine girememelidirler.
Unutmamak gerekir ki eğitim kalitesinin yükseltilmesi öğrencinin kapasitesiyle doğru orantılıdır. Bir fakültenin hocaları ne kadar kaliteli, sahip olduğu imkânlar ne kadar geniş olursa olsun, öğrenci seviyesi düşükse istenilen başarı elde edilemeyecektir.
ELEŞTİRİ: Vakıf Üniversitelerinde okuyan öğrenciler genellikle bir çok önyargıya maruz bırakılmaktadır. Oysa ki Hukuk Eğitiminin Hangi Üniversite de verildiğinin bir önemi yoktur. Önemli olan hukuk eğitiminde kalitenin sağlanmasıdır. Nitelikli hukukçular yetiştirmektir. Tartışılması gereken Devlet-Vakıf Üniversitesi ayrımı değil verilen eğitimin ne şekilde verildiğidir. Yoksa en kötü Avukat devlet üniversitesinde çıkabileceği gibi en başarılı Avukat Vakıf üniversitesinden de çıkmış olabilir.
Vakıf Üniversitesinde okuyan öğrenciler olarak bizlere düşen görev farklılığımızı ortaya koymak olmalıdır. Haksız eleştirilere karşı verilebilecek en güzel yanıt başarılarımızla gündeme gelmektir. Bu temel nitelik ise bizlerin daha çok çalışması gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, vakıf üniversitelerinin varlığı gereklidir, ancak bu üniversitelerin sayısı yeterli/makul bir oranda tutulmalıdır. Bu üniversitelere öğrenci alımı bu kadar kolay olmamalı öğrenci kalitesinden ödün verilmemelidir.


DEVLET ÜNİVERSİTELERİNİN DURUMU: Devlet üniversitelerinde eğitimi kalitesiz kılan nedenlerden birisi de öğrenci sayısının oldukça fazla olmasıdır.
800-900 kişilik sınıflarda verilen bir eğitimde öğrenci ile öğretim üyesi arasında nasıl etkili iletişim kurulacaktır?
Bilgi alış-verişi ne şekilde sağlanacaktır?
Kapasitenin üstünde öğrenci alımı hakim-savcı eksiğimizi giderecek mi?
Öğrencinin aktif derse katılımı sağlanabilecek mi?
Bu soruların öncelikle yanıtlanması gerekir.
Son zamanlarda vakıf üniversitelerinin artış göstermesi ve olanaklarının devlet üniversitelerine nazaran fazla oluşu devlet üniversitelerine olan talebi azaltmıştır. Ancak tüm buna rağmen hukuk fakültelerinde kontenjanlar boş kalmamaktadır. Bunun en temel nedeni, meslek garantisi olan bölüm şeklinde düşünülmesidir.
4.SINAVLAR:
Sınav yapılmasının amacı öğrencinin bilgi ve becerisini ölçmektir. Sınavlar genellikle üç şekilde yapılmaktadır;
*Yazılı
*Sözlü
*Test
Hukuk eğitiminde genellikle tercih edilen usul yazılı sınav usulüdür. Bu usulün tercih edilme nedenleri arasında öğrencinin kopya çekmesinin zorluğu, hazırlama süresinin kısa olması ve öğrenci açısından bakıldığında düzgün ifade kullanımına özen gösterilmesinin sağlanması gibi nedenler yer almaktadır.
Bu usulün bir takım dezavantajları vardır;
*Puanlama güvenirliğinin düşük olması
*Değerlendirme süresinin uzun olması
*Değerlendirmenin objektifliğinin düşük olması
Sözlü sınavlara bakıldığında, eğitimde bu sınav tarzına yer verilmesinin önemi öğrencinin kendisini ifade etme aşamasına katkı sağlayacağına olan etkisidir. Bu nedenle hukuk eğitiminde bu tarz sınava yer verilmesi önemli ve gereklidir.
Test usulünde ise kopya çekilme olasılığı yüksektir. Diğer sınavlara nazaran maliyetlidir. Ancak bunun yanı sıra avantajlı durumları da vardır. Bir kere puanlama güvenilirliği çok yüksektir. uygulama süresi kısadır. Değerlendirme süresi kısadır.
Burada değinilmesi gereken husus, sınavlar ne çok kolay ne de çok zor olmalıdır. Sınavlar genellikle sınıfın yarısının yapabileceği zorlukta olmalıdır.
5.EĞİTİM SÜRESİ:
Hukuk eğitiminde değinilmesi gereken bir başka husus lisans eğitiminin 4 yıllık bir süre içerisinde tamamlanmasıdır.
Yabancı ülkelerde hukuk eğitimi süresi 3 ile 6 yıl arasında değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi hukuk öncesi genel kollej eğitimini kabul etmiş olan ülkelerde hukuk eğitimi genellikle 3 yıl devam etmektedir. Fransa’da 4 yıllık hukuk tahsili esası kabul edilmiştir. İtalya’da hukuk eğitimi 5 yıl sürer. Meksika’da 5 ve 6 yıllık hukuk eğitimi veren hukuk fakülteleri vardır. Fakat hukuk fakültelerinin çoğu 4 yıllıktır.
Günümüzde ki tartışmalara bakıldığında hukuk eğitiminin 5 yıla çıkarılması yönünde görüşlere rastlanır. Ancak bunun aksini savunanlarda mevcuttur.
 Bir görüşe göre lisans eğitiminin 5 yıla çıkarılması yerine ders saatlerinin arttırılması gerektiği öne sürülür. Ancak bu görüş yerinde değildir. Çünkü zaten verilen haftalık ders saatleri yaklaşık olarak 23 ile 25 saat arası değişmektedir. Bu uygulama hayata geçirildiğinde öğrencilerin ders haricinde kalan vakitlerini sadece ders çalışma ve ödevlere ayırması gerekecektir. Ayrıca öğrencilerin çalışma verimi düşecek ve yoğun ders temposu nedeniyle anlatılmaya çalışılan konuları anlamakta güçlük çekeceklerdir.
Bir başka fikre göre, ders saatinin artırılmaya çalışılması yerine ders saatleri azaltılmalı ve eğitim süresi uzatılmalıdır. Böylelikle verilecek eğitimden maksimum fayda sağlanmış olacaktır.
Bizce, Hukuk Fakültelerinde ilk 3 yıl zorunlu dersler okutulmalı devamında ise seçecekleri mesleğe göre eğitim süresi belirlenmelidir. Ancak şüphe yoktur ki, hukuk eğitiminin 4 yıl olması kesinlikle bu bölüm için yetersizdir.


SİZLERİN ELEŞTİRİLERİ
Sorular,
1.Hukuk eğitimindeki sorunlar nedir?
2.Olması gereken nedir?
3.Hukuk Fakültesini isteyerek mi okuyorsunuz?
Yanıtlar:
*Ezberci eğitim sistemine maruz bırakılmamız
*pratik çalışmaların azlığı
*sınavların birçok haftaya yayılması ve sınav haftasının olmaması
*Hukuk metodolojisi dersinin zorunlu olarak okutulmaması
*Sistemin öğrenciyi pasif hale sokması
*Hukuk eğitimiyle alakalı olmasa da yoklama alınması
*Yabancı dil eğitimine önem verilmemesi

Hukuk Öğrencisi Olmak Böyle Bir şey :)



1.Günlerce ders çalışmak, ezber yapmak için sabahlama..
sosyal ortamlardan uzakta olma..
yaptığı seçimden pişman olma..
kalma korkusu, aile baskısı ile başbaşa olma...

2.çoğu okul zamanlarında depresyona giren kişilerdir. kendi ağızlarından duyulmuştur.
3.tıp öğrencisi olmaya benzeyen durum olsa gerektir. gençliğinden vazgeçmektir.
4.genelde okuldan dört yılda mezun olamayacak olan öğrencidir. devam zorunluluğu da yoksa bütün öğrencilik hayatı sağdan soldan ders notu toplamakla geçer. aslında okulu bitirmenin çok da zor bir iş olmadığını, mezuniyetten sonraki staj süresi boyunca sürünürken idrak edecektir.
5.abartılmaması gereken durumdur.
6.geleceğin hakim'i savcı'sı avukat'ı olmaktır.
7.anayasa hukuku dersinden kalan hukuk öğrencileri, sırf seneye müfredat değişmesin diye referandumda "hayır" oyu kullanacaklarını açıkladılar...
8.hukuk öğrencisi olmak yada olmamak... işte bütün mesele bu.
9.bütünlemelerin hayatının bir parçası olmasıdır.
10.final sınavları yaklaştığı zaman geceleri sabaha kadar ders çalışmaya mahkum olmaktır.
11.kalınlığı 55 cm'yi bulan kitaplarla iett otobüslerinde, tramvaylarda harap olmaktır.
eğer aynı gün içinde ceza hukuku ve borçlar hukuku dersleriniz varsa, bavulla okula gelmek farz olmuştur artık.
ceza kanunu: 11 cm
ceza hukuku kitabı: 8cm
borçlar kanunu: 6cm
borçlar hukuku kitabı: 16cm
ve sonuç 41 cm'lik ve ağırlığı 4-5 kilo olması muhtemel tuğla gibi kitaplar. ve evinizle okul arasında tramvay ve otobüs mesafesi varsa ve ders çıkış saatleriniz 6-8 arasıysa, kol kası yapmaya hazır olun. 
size acıyan iett yolcularından, verin kitabınızı taşıyayım isterseniz, sorularıyla karşılaşabilirsiniz.
elinizdeki kocaman ceza kanunu herkesin dikkatini çekebilir ve bir sürü soruya maruz kalabilirsiniz. 
hatta bir gün metrobüste, çağlayan adliyesine giden bir yaşlı amcayla karşılaşabilir, 2. sınıf öğrencisi olduğunuzu, icra hakkında hiçbir fikre sahip olmadığınızı anlatmanıza rağmen; amca tarafından sürekli sorulara maruz kalarak amcanın 100 lira için icraya verildiğine şaşırıp üzülebilirsiniz.
kısacası zordur hukuk öğrencisi olmak. he bir de; tekerlekli valiz şart.



nOT:bu tanımlamaların tümü uludağsözlük sitesinden alınmıştır.