.

.

DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÇIKMIŞ SINAV SORULARI

DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ CEZA HUKUKU ÖZEL HÜKÜMLER FİNAL SINAVI SORULARI (06.06.2012) 3.SINIF
MEHMET EMİN ARTUK
SORULAR
1)a- Şahsi cezasızlık sebebi ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep kavramını örnek vererek açıklayınız. b- Taksirli suçlarda şahsi cezasızlık ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebebin gerçekleşmesi mümkün müdür? 5237 sayılı TCK'nın düzenlemesi çerçevesinde açıklayınız. c-Etkin pişmanlık kavramını örnek vererek açıklayınız.

2) TCK'nın 257 inci maddesinde " (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. denilmektedir. a)257 nci maddenin 1 ve 2 nci fıkralarında yer alan "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ibaresinin ne anlama geldiğini örnek vererek açıklayınız. b) kamu görevlisine görevinin gereklerine uygun davranması için menfaat sağlayan ferdin cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığını açıklayınız. c) Bu Suça teşebbüs mümkün müdür?Açıklayın.
3) TCK'nın 247 nci maddesinde "Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." denilmektedir. a) Zimmet suçunun fail ve mağdurunu belirtiniz.Bu suç iştritak bakımından özellik arz eder mi? b) Bu suçun failinin zimmetinin açığa çıkmamasını sağlamak için sahte belge düzenlemesini suçların içtimaı açısından değerendiriniz.c) Müsammaha edilebilen zimmet kavramını açıklayınız.

Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi

2010-2011 Güz Yarıyılı
Ceza Hukuku-I (Genel Hükümler) Dersi (HUK 221)
Final Mazeret Sınav Soruları
 MURAT BALCI

I. BÖLÜM: METİN SORULARI (60 puan)

1 - TCK.nun 29/1 nci maddesinde; “(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” denilmiştir.
TCK.nun 82/1-a maddesinde ise; “(1) Kasten öldürme suçunun a) Tasarlayarak (...) işlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü mevcuttur.

a) Taksirli suçlarda haksız tahrik hükümleri uygulanır mı açıklayınız? b) Yukarıda yer alan hükümler bir arada uygulanabilir mi açıklayınız? (10 puan)

Cevaplar:

a) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Buna göre bir kimse bir hareketi gerçekleştirmekte ancak bu hareket sonucu meydana gelebilecek suç oluşumuna sebep verecek neticeleri öngörememektedir. Diğer bir deyimle suçun oluşumunu istememektedir.
Bununla birlikte bilinçli taksir dediğimiz taksirin ağırlaştırılmış halinde ise kişi öngördüğü neticenin meydana gelmesini istememesine karşın neticenin meydana gelmesidir. Bilinçli taksir halinde kişi neticeyi öngörmekte ancak istememektedir, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi içinde ayrıca bir çaba sarf etmektedir.
Örneğin, aşırı hızla araç kullanan sürücü bir kazaya sebebiyet verdiğinde neticenin meydana gelmemesi için kendisi kendi bildiği özeni göstermeye çalışmakta, direksiyondaki bütün ustalığını kullanmakta ve kendi ustalığına güvenerek bir kazanın meydana gelmeyeceğine inanmaktadır; ancak bütün bunlara ve çabalarına karşın neticenin meydana gelmesini önleyememektedir.
Bunun yanında eğer böyle bir neticenin meydana geleceğini tam olarak bilse bu kimsenin böyle bir hareketi gerçekleştirmeyeceği ve neticeye kayıtsız kalmadığı ortada olup bu durumda bilinçli taksiri olası kasttan ayıran bir diğer farklılıktır. Bu bakımdan neticenin istenmemesi sonucundan hareket ederek Yargıtay taksirli suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanmayacağını kararlarında öngörmektedir.
Buna karşın doktrinde bu konuda bir sınırlama olmadığından bahisle taksirli suçlarda özellikle bilinçli taksirle işlenen suçlarda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceğini savunmaktadır.

b) TCK 82-1a maddesi tasarlayarak insan öldürme suçunu; TCK 29/1 ise haksız tahrik hükümlerini düzenlemiştir. Tasarlama (tasarlama kastı): Suç kararı alındıktan sonra yapılan plan gereğince vasıtalar hazırlanması, etraflıca düşünülmesi ve sonra harekete geçilmesi halidir. Tasarlama kastı ile ilgili çeşitli teorilerle ceza hukuku doktrininde (soğukkanlılık, plan kurma v.s…) açıklanmaya çalışılmıştır. Yargıtay’a göre haksız tahrik ve taammüt (tasarlama )halleri aynı olayda uygulanabilir. Bu duruma göre yukarıdaki iki maddenin bir arada uygulanabilmesi imkânı bulunmaktadır. 

2 -  TCK.nun 32 nci maddesinde akıl hastalığı düzenlenmiştir. a) TCK. nun akıl hastalığı hakkında kabul ettiği sistemi açıklayınız. b) Akıl hastası bakımından güvenlik tedbirine hükmolunması halinde belli bir süresi var mıdır? Çeşitli ihtimallere göre açıklayınız? (15 puan)  


Cevaplar;

a) İradeyi ortadan kaldıran veya zayıflatan akıl hastalığı kusur yeteneğini ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebep teşkil eder.
Akıl hastalıklarının neler odlukları ve bunların nasıl tespit edileceği tıp biliminin uzmanlık alanına girer.
Akıl hastalığının ceza kanunlarında düzenlenişi konusunda üç sistem vardır;
A) Biyolojik sistem; sorumluluğu kaldıran akli ve ruhi halleri tıbbi kavramlar kullanmak suretiyle kanunda gösterir.
B) Psikolojik sistem; somut olayda failin şuur ve hareket serbestîsinin tamamen veya kısmen ortadan kalkıp kalkmadığına bakar.
C) Karma sistem; Hem patolojik biyolojik bir durum hem de kişinin irade serbestîsinin etkilenip etkilenmediğini araştırır. Bu sistemde failin içinde bulunduğu patolojik durumla, kusur yeteneğinin kaybı arasında nedensellik bağının tespiti şarttır. TCK’nin 32/1-2 fıkralarında da suçun işlendiği anda hem patolojik ya da biyolojik bir halin varlığını, hem de kusur yeteneğini önemli derecede azaltma şartı arandığından karma sistem kabul edilmiştir

b) Bir fiili işlerken akıl hastalığı nedeniyle fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamayan, davranışlarını yönlendiremeyen kişi aleyhine ceza yerine akıl hastalığı bakımından koruma ve tedavi amaçlı olarak bir güvenlik tedbirine hükmedilecekse; bu konuda TCK’nın 32. ve 57.maddesi uygulama alanı bulacaktır. Buna göre kişi için yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda “tehlikeliliğin ortadan kalkması veya önemli derecede azalması”’na kadar güvenlik tedbiri uygulanacaktır. Bununla birlikte sağlık kurulunca tehlikelilik halinin ortadan kalktığı veya önemli derecede azaldığı yönünde bir rapor verilirse hâkim kararı ile kişi serbest bırakılabilecek ancak yine de kişi ilgili sağlık kurulu raporunda öngörülmesi halinde; belli gün ve aralıklarla tıbbi kontrol ve takipte tutulabilecektir. Bununla birlikte tıbbi kontrol ve takip uygulamasına hükmedilmişse, tıbbi kontrol ve takipte kişinin tehlikelilik halinin arttığı tespit edilmişse hâkim tarafından bu tespite dayanılarak tekrar koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilebilir.

Bununla birlikte bir fiili işlediği sırada akıl hastalığı nedeniyle fiille ilgili davranışlarını yönlendirebilme yeteneği kısmen azalmış bir kimse için TCK 32.maddeye göre cezada indirim yanında bu cezanın tamamı veya bir kısmı için hâkim tarafından hapis cezası yerine akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. Bu halde hâkim tarafından hükmedilecek güvenlik tedbirinin süresi hükmedilen hapis cezası süresini geçemez.

3 - TCK.nun 35/1 nci maddesinde;  “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” denilmiştir.

a) Maddede geçen “doğrudan doğruya” icraya başlama ne demektir? b) “Hazırlık hareketi” nedir, cezalandırılır mı? Örneklerle açıklayınız. (10 puan)

Cevaplar;
a)    Burada kastedilen failin kastettiği suçun doğrudan doğruya icrasına başlamasıdır. Diğer bir deyimle suçla ilgili hazırlık hareketleri safhasını aşıp, icra hareketleri safhasına geçmesi ve icra hareketi olarak doğrudan suçla ilgili fiillerde bulunmasıdır. TCK’nın benimsediği maddi objektif teoriye göre kanuni tanımda öngörülen fiille olan zorunlu bağlılığı dolayısıyla doğal anlayışa göre tipik hareketin ayrılmaz bir parçası olarak görülen hareketler icra hareketidir. Örneğin, Ali, Veli’ye ait bir evi soymaya karar verir. Bu amaçla bir nalbura gider bir tane cam kesici alet, bir tane merdiven satın alır. Veli’nin evininin çevresinde tur atar. Buraya kadar bahsettiğimiz olaylar hazırlık hareketlerini teşkil edip henüz icra hareketleri safhasına geçilmemiştir. Zira bu hareketler doğrudan doğruya suça ilişkin hareketler olmayıp, başka amaçlarla yapılacak hareketlerdir. Buradaki hareketlerden Ali’ye bir ceza verilemeyeceği açıktır. Ancak hazırlık hareketlerinde genelde ceza verilmese dahi TCK ve bazı Özel Ceza Kanunları şunu unutmamak gerekir ki bazı suçlardaki hazırlık hareketlerini cezalandırma yoluna gitmiştir. Örneğin uyuşturucu ve uyarıcı madde imalatında kullanılan bir maddeyi ülkeye ithal etme eylemi, uyuşturucu madde imal ve ticareti suçunda bir hazırlık hareketi olarak değerlendirilebilir ancak TCK bu hareketinde cezalandırılacağını hükme bağlamıştır. Bu gibi istisnalar haricinde salt hazırlık hareketlerinden kişiye ceza verilmez.
Gece yarısı Ali Veli’nin evine merdiveni dayar, yukarı çıkar camı aldığı cam kesici aletle sessizce keser ve bir kişinin girebileceği bir delik açar…. İşte buradaki hareketler doğrudan suça ilişkin ve suçun ayrılmaz bir parçası haline gelmiş zorunlu bağlılığı olan hareketlerdir diğer deyimle icra hareketleridir.  Burada artık Ali doğrudan doğruya suçun icrasına başlamıştır, bu halde artık suçu işleyemeden Ali’nin polis tarafından yakalanması durumunda veya ev sahibinin aninden olayın farkına varması üzerine Ali’nin eylemini tamamlayamaması halinde dahi Ali teşebbüs hükümleri dairesinde cezalandırılacaktır.
b)Hazırlık hareketleri; Kanuni tanımda öngörülen fiille olan zorunlu bağlılığı tespit edilemeyen, hareketlerdir. (Bu konuda örnek a bendinde açıklaması ile birlikte verilmiştir.)

4- TCK.nun 30 ncu maddesinde; “(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.
(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” denilmiştir.

a) Hedefte sapma nedir? TCK.nun 30 ncu maddesinde düzenlenmiş midir? Yazınız? b) “Hukuki hata” ve “fiili hata” kavramlarını tanımlayınız? (15 puan)

Cevaplar;
a) Hedefte sapma halinde, hareket neticesini istenen konu üzerinde değil, bir başka konu üzerinde gerçekleştirmektedir.
- Sapma halinde konular farklı olabilir. Örn.  Camı kırmak için atılan taşın cama isabet etmeyerek, oradan geçen (B) ye isabet etmesi hali.
Bu halde mala zarar verme suçuna teşebbüs ve muhtemel kastla ya da taksirle yaralama hali söz konusu olur.
- Sapma halinde konu aynı olabilir.  (A) yı öldürmek için ateş eden (B) (C) yi öldürmüş olabilir. Bu halde, (A) bakımından öldürmeye teşebbüs, (C) bakımından olası kastla veya taksirle öldürme suçu söz konusu olur.
TCK’nın 30.maddesi hedefte sapma konusunu düzenlememektedir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.
b)Hukuki Hata; Fail, işlenen fiilin maddi hukuka aykırılık arz ettiğini bilmemiş olmasıdır. Genel olarak kanunu bilmemek mazeret sayılmaz bununla birlikte Türk Ceza Kanununda İşlenen fiilin hukuken kabul görmez bir davranış oluşturduğu hususundaki hatanın kaçınılamaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamayacaktır. Diğer bir deyimle fiil suç olma vasfını korur ancak, kendisine ilişkin suçtan dolayı ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur. Örneğin hiç okuma yazma bilmeyen bir köylünün tarlasında bir testi bulması, bu testinin Bizans testisi olması ve bunu yetkililere bildirmemesi halinde kişi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde bildirim yükümünü ihlalden ceza almayabilir ancak aynı olayı bir tarihi eser uzmanı yaparsa bu kişi kaçınılmaz bir hataya düştüğünün ileri süremez.
 Fiili Hata; TCK’nın 30/1. Maddesinde ve ilgili bentlerinde belirtilen suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin hata halidir. Unsurlardan maksat bir filin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu olan hususlar olduğuna göre bu hususlardan birine ilişkin yanılma hareketteki kastı ortadan kaldırmaktadır. Bu tür hatalara fiili hata denmektedir. Hatanın esaslı olması şarttır. Fiili hatalar kusur halini tamamen ortadan kaldırmakta veya azaltmaktadır. Örneğin bir av sırasında çalıda bir kıpırdanma görüp yaban kazı diye ateş eden ancak bir insanı yaralayan kişi kasten öldürmeye teşebbüs suçundan veyahut kasten yaralama suçundan, kast unsuru olmadığından suç oluşmadığından cezalandırılmaz. Ancak kanun bu hale ilişkin kanunda ayrı bir düzenleme öngörülmüşse mesela bu suçta olduğu gibi taksirle yaralama gibi kişi bu durumdan dolayı ceza alacaktır.

Bunun dışında bir başka hata hali de suçun nitelikli hallerine ilişkindir.  Suçun cezasını artıran nitelikli hallerde hata iki şekilde ortaya çıkabilir.1-Failin işlediği suçta cezayı ağırlaştıran nitelikli hal bulunmasına rağmen failin bunu bilmemesi halidir. Fail burada bilmemesinden kaynaklanan hatadan yararlanır.2-Fail işlediği suçta nitelikli hal bulunmamasına rağmen fail var zannetmektedir. Bu durumda da fail hatasından yararlanır.

Suçun cezayı azaltan nitelikli halleri de iki şekilde ortaya çıkabilir:1-İşlenen fiilde cezayı azaltan nitelikli hal bulunmamaktadır fakat fail var zannetmektedir. Fail bu durumda hatasından yararlanır ve hafifletici sebep uygulanır. 2-Failin işlediği suçta cezayı azaltan nitelikli hal bulunmasına karşın fail bunu bilmemektedir ve kastı cezayı artıran nitelikli fiili işlemeye yöneliktir. Fail burada da hatasından yararlanır ve gerçekleşen duruma göre sorumlu olur. Doktrinde de kabul edilen görüş bu yöndedir.


5- TCK.nun 24/2. maddesinde; “(1) Yetkili merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz” denilmiştir.
a) Yukarıda yer alan hükmün hukuki niteliğini yazınız? b) “Yetkili merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emrin konusu suç teşkil ederse ne şekilde hareket edilmelidir” yazınız? (10 puan) 

Cevaplar:
a) Bu hükmün hukuki niteliği itibariyle kusurluluğu ortadan kaldıran (eski TCK’da hukuka uygunluk nedeniydi) hukuka aykırı, bağlayıcı emrin yerine getirilmesi halini düzenlemektedir.
Görev kaynağını doğrudan kanundan alıyorsa kanun hükmünü yerine getirme, eğer yetkili ve görevli amirin hukuka uygun emrinin yerine getirilmesi söz konusu ise amirin emrini ifa (TCK. m. 24/2) söz konusu olur. Burada önemli olan husus emrin meşru olması gereğidir, ancak meşru emir emri yerine getireni sorumluluktan kurtarabilir. Bu yönde emrin hem şekli, hem de maddi meşruluk kurallarına uygun olmalıdır. Emri alan emrin şekli ve maddi meşruluğunu araştırmak zorundadır. Anayasa’nın 137.maddesine göre, emir kanuna aykırı ise emri yerine getirecek kişi aykırılığı amirine bildirir amir emrini yazıyla yenilerse emri yerine getiren sorumlu tutulamaz. Sorumluluk emri verene ait olur.
Bununla birlikte burada bir ikinci durum emri suç teşkil etmesi halinde ne olacağı düşünülebilmekle bu sorunu da b bendinde açıklayacağız.

b)    Görev gereği yerine getirilmesi zorunlu ancak suç teşkil eden bir emir hiçbir şekilde yerine getirilemez. Bu halde emri veren ve yerine getiren kişide sorumlu olacaktır. Belki takdiren hakimce  emri yerine getiren kişi için bir ceza indirimi yapılabilir.

 II. BÖLÜM: KARAR İNCELEMESİ- (20 puan)
Aşağıdaki kararı a) Hukuki Uyuşmazlığı b) Mercii Görüşlerini c) Kanaatinizi yazarak tahlil ediniz?
T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ E. 2008/18439 K. 2009/8573
DAVA: Yokluğunda verilen kararın sanığa 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca 02.04.2008 tarihinde yapılan tebliğ işlemi, belirtilen adreste daha önce sanığa tebligat yapılmamış olması nedeniyle usulsüz olup temyizin süresinde yapıldığı anlaşılmakla Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 24.4.2008 tarih ve 2005/614 Esas, 2008/109 sayılı red kararı kaldırılarak yapılan incelemede gereği görüşüldü:
KARAR: Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1- Şikâyetçinin cep telefonunu bir görüşme yapıp iade etmek üzere kısa bir süre için aldıktan sonra olay yerinden uzaklaşarak geri vermemekten ibaret eylemin, zilyetliğin devredilmemesi nedeniyle hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabule göre de; güveni kötüye kullanma suçunun şikayete bağlı olması nedeniyle karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 5271 sayılı CMK.nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 02.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
Cevaplar;
a) Hukuki Uyuşmazlık:
Olayda şikâyetçi tarafından sanığa bir görüşme yapması için cep telefonu verilmiş ancak sanık iade etmek üzere aldığı cep telefonunu alıp olay yerinden hızla uzaklaşmış bir daha şikâyetçiye iade etmemiştir. Bu olayda hangi suçun oluştuğu hususunda ilgili kanuni mercilerce farklı görüş beyan edilmektedir.
Bu duruma göre bu olaydaki hukuki mesele şudur:
1-Sanığın kendisine görüşme yapmak için iade etmek üzere verilen cep telefonunu alıp uzaklaşma eylemi hırsızlık mıdır? Yoksa Güveni Kötüye Kullanma suçumudur?
2-Olayda cep telefonunun zilyetliği devredilmiş midir? Bu durum suç vasfını nasıl etkiler?
b) İlgili Mercii Görüşleri
1-Yerel Mahkeme (Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesi):İş bu olayda “güveni kötüye kullanma” suçu oluşmuştur.Zira bahse konu cep telefonu şikayetçinin rızası ile görüşme yapmak üzere sanığa verilmiş ancak sanık cep telefonunu alıp, oradan uzaklaşmıştır.
2-Yargıtay 11.Ceza Dairesi: (Yüksek Mahkeme):Olayda zilyetliğin devri söz konusu olmayıp,güveni kötüye kullanma suçu değil,hırsızlık suçu oluşmuştur.
c) Kanaatimiz;
TCK’da hırsızlık suçunun oluşması şu şartlara bağlıdır:
1-Zilyedin rızasının olmaması,
2-Kendisine veya başkasına yarar sağlama maksadı bulunması,
3-Malın bulunduğu yerden alınması hırsızlık suçunun oluşması için aranan maddi şartlardandır.
Buna karşılık güveni kötüye kullanma suçu için ise aşağıdaki maddi unsurlar aranmaktadır.
1-Bir başkasına ait bir malın bulunması,
2-Bu malın muhafaza edilmek veyahut belli şekilde kullanılmak üzere zilyetliğinin devri,
3-Bu devire karşın devredilen kişinin mal üzerinde kendisinin veya başkasının yararına olarak devir amacı dışında tasarrufta bulunması veya devir olduğunun inkârı gerekir.
Olayımızda bir görüşme için verilen cep telefonunun bu amaç dışında kişice alınıp, el konulması durumu söz konusudur. Yargıtay’a göre zilyetliğin devri söz konusu olmadığından iş bu suçta güveni kötüye kullanma değil, hırsızlık suçu söz konusu olup yukarıdaki belirttiğimiz unsurlar bağlamında Yargıtay’a katılmak mümkün değildir. Zira olayımızda bahse konu telefon mal sahibinin rızası ile verilmiş olmakla, rızası ile verilmiş olmakla, kanuni tanımındaki hırsızlık suçuna bu suç tipi uymamaktadır. Bu bağlamda daha en başında tipiklik unsuru yönünden hırsızlık suçunun oluşmasına olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda eğer Yargıtay’ın dediği şekilde zilyetliğin devri olgusu gerçekleşmemişse o zaman yine sanık her halükarda zilyet kabul edebileceğimiz mal sahibinin izni ile telefonu aldığından yine hırsızlık suçunun oluşmayacağı ortadadır. Buna göre bir an için Yargıtay’ın zilyetliğin devredilmediği yönündeki görüşü kabul edilse dahi ilgili kişinin, hırsızlık dışı kanunda tanımlanan “dolandırıcılık” gibi tipiklik unsuruna uygun başka bir suçtan sorumluluğu gerekmekle, Yargıtay’ ın görüşüne bu yönden dahi hak verme olanağı yoktur.
Bununla birlikte Borçlar Kanunu bağlamında zilyetlik bir taşınır veya taşınmaz mal üzerinde fiili hâkimiyet olarak tanımlanmaktadır. Zilyetlik mülkiyet hakkına bağlı değildir, eşya üzerinde hâkimiyet durumunu gösterir. Tamire bırakılan bir arabaya bakan tamircide, kendisine bir görüşme yapmak için verilen cep telefonuna sahip kişide, hırsızlık suçunu işleyip mala el koyan hırsızda malın zilyedidir. Zira mal üzerinde fiili hâkimiyeti bulunmaktadır. Zilyetliğin devri içinde genel olarak bir şekil şartı bulunmayıp, bir malın bir başka kimsenin fiili alanına sokulması yeterlidir. Fiili alanda kalma süresinin de önemi yoktur. 5 dakika için bir malın bir kimseye verilmesi olayında dahi zilyetliğin devri gerçekleşmiştir. Bu olayda da ilgili cep telefonunun sanığın fiili alanına sokularak 5 dakikalık bir görüşme için dahi olsa verildiği sabit olmakla, sanık emanet edilen cep telefonunu amacı dışında kullanmış ve devir olgusunu inkâr etmiştir. Bu sebeple iş bu olayda güveni kötüye kullanma suçu gerçekleşmiş olmakla Yargıtay’ın görüşü hatalı, yerel mahkemenin görüşü doğrudur.
(Not: Bu görüşe karşılık bunun aksi yönde fakat hukuki yönden temelli ve iyi savunma yapan kişiye de puan verilir.)
III. BÖLÜM: PRATİK ÇALIŞMA (20 Puan)
Aşağıdaki olaylarda a) Fail ve mağdurları b)Suç tipini ve nitelikli hallerini c)Suçların Manevi unsurlarını, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenleri belirterek yazınız? (20 puan)
OLAY 1: Ömer mahalleye yeni gelen Eyşan’a âşık olur. Askere gittiğinde, Eyşan ve Ömer’in en yakın arkadaşlarından Cengiz bir gece kulübünde çalışmaya başlarlar. Asker dönüşü Ömer Eyşan ile evlenmeyi planlarken, Eyşan’ın babası Serdar ortaya çıkar. Ömer’in saflığını ve Eyşan’a zaafını gören Serdar, Eyşan’ı ve Ömer’in en yakın iki arkadaşı Ali ve Cengiz’i çalıştıkları gece kulübünü soyup, soygunun suçunu Ömer’in üzerine atmak konusunda bir plana ikna eder. Ancak Eyşan soygunda kesinlikle kan akmayacağını düşünerek gece kulübünün arka kapısını açık bırakır. Bu arada gece kulübü sahibinin kendisine muhafaza etmesi için emanet ettiği çok değerli altın tirbişonu da alır. Soygun gecesi Ali ve Cengiz gece kulübünün güvenlikçisi Genco’yu öldürürler ve kasadaki bütün parayı alıp üzerine önceden Ömer’in parmak izini aldıkları silahı da olay yerinde bırakarak kaçarlar. Bu arada Cengiz güvenlikçi Genco’nun ölmeden evvel ateş etmesi sonucu ağır şekilde yaralanır. Ali yaralı Cengiz’i de alarak, önceden Ali’nin tamirhanesine tamir için bırakılmış arabaya binerek kaçarlar. Bu sırada arabayı kullanan Ali aşırı sürat sebebiyle, direksiyon hâkimiyetini kaybederek kaldırımda yürüyen yaya Yalın’a çarparak onun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına yol açar. Ali kan kaybından ölmek üzere olan Cengiz’i de yaya Yalın’ın yanına bırakarak, olay yerinden hızla uzaklaşır. Soluğu sözleştikleri yere giderek Serdar ve Eyşan’ın yanında alır. Ancak Eyşan soygunda birinin öldürüldüğünü öğrenince, kendisine verilen söze uyulmadığından bahisle soygundan payına düşen parayı almayı reddeder. Güvenlikçinin öldürüleceğinden haberdar olan ve bütün planların fikir babası Serdar, kızı Eyşan’ın payına düşen parayı da kendisi almak ister. Bunun üzerine Ali ve Serdar arasında çıkan kavgada Ali Serdar’ın kafasına kerpeteniyle vurup onu bayılttıktan sonra paraların tamamını alıp kaçar. (10 puan)
CEVAPLAR
OLAY 1
1. Suç: Yağma Fail: Serdar (Azmettiren), Ali, Cengiz, Eyşan (yardım eden veya suçun işlenmesi için hareketi olmazsa olmaz nitelikteyse fiili doğrudan doğruya beraber işleyen de denilebilir.) ancak Eyşan yalnızca hırsızlık suçundan sorumludur. Yağma suçunun cebir ve şiddet unsuruyla veya kasten öldürme suçu ile ilgili kastı yoktur. Mağdur: Gece kulübü sahibi Manevi Unsur: Kast
2. Suç: Kasten öldürme Fail: Serdar (Azmettiren),  Ali, Cengiz Mağdur: Genco Manevi Unsur: Kast Ayrıca tasarlayarak öldürmeleri ve yağma suçunun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla bu suçu işlemeleri suçun nitelikli halidir.
3. Suç: Güveni kötüye kullanma (zira kendisine koruma için işyeri sahibince teslim edilen altın tirbuşonu alıyor)  Fail: Eyşan Mağdur: Gece kulübü sahibi Manevi Unsur: Kast
4. Suç: Kasten yaralama Fail: Genco Mağdur: Cengiz Manevi unsur: Kast Olayda meşru müdafaa hukuka uygunluk nedeni söz konusu olduğu için suç oluşmaz.
5. Suç: Güveni Kötüye Kullanma Fail: Ali Mağdur: Arabanın sahibi Manevi Unsur: Kast
6. Suç: Taksirle yaralama Fail: Ali Mağdur: Yalın Manevi Unsur: Bilinçli taksir (arabayı aşırı süratli kullandığı için) Ayrıca yaya Yalın’ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması, suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halidir.
7. Suç: Kasten yaralama Fail: Ali Mağdur: Serdar Manevi Unsur: Kast Suçun kerpetenle işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hali (Kerpeten TCK md. 6 gereği, saldırıya elverişli olduğu için silah sayılacağından)

OLAY 2: 28 yaşındaki psikolojik rahatsızlığı bulunan Mehmet D. Yolcu olarak bindiği minibüste şoföre sinirlenip kavga eder. Öfkesini kontrol edemeyen Mehmet D evde bir ekmek bıçağı kapıp “o şoförü öldüreceğim” diye evden çıkar. Bu durumu gören oğlunu engelleyemeyen babası Halim D polisi arayıp oğlunu engellemelerini ister. Mehmet D minibüsçü Abdullah K’yı durağında bulup bıçaklar o sırada kendisini engellemeye çalışan Onur Ş’yi de bıçakla yaralar. Bu sırada polisin geldiğini gören Mehmet D olay yerinden kaçar ve kısa bir süre sonra polis tarafından yakalanır. (5 puan)
CEVAPLAR:
OLAY 2
1. Suç: Kasten insan öldürmeye teşebbüs Fail: Mehmet D. Mağdur: Abdullah K. (Manevi unsur:kast)
2. Suç: Kasten yaralama veya kasten insan öldürmeye teşebbüs Fail: Mehmet D. Mağdur: Onur Ş. (Kasten yaralama için silahla işlenmesi suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halidir.)
Mehmet D.’nin akıl hastası olması sebebiyle hastalığının derecesine göre TCK md. 32 hükümleri gereğince kendisine ceza verilmeyip hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilir veya cezasında indirime gidilebilir

OLAY 3:  “N.Çiğdem” adlı bir kişinin oğlu olan “Ö.Çiğdem” bir park yerinde çıkan kavga esnasında “E. Gündoğdu'nun eşi olan “M. Gündoğdu” tarafından silahla öldürülür.”M. Gündoğdu” tutuklanarak cezaevine gönderilir.
“N. Çiğdem” oğlunu kaybetmenin acısıyla tutuklu “M. Gündoğdu’yu” öldürmek için fırsat kollar, ancak bu fırsatı yakalayamaz. Bunun üzerine “N.Çiğdem”,“E. Gündoğdu” ve onun babası olan “A H. Koçintar”ı intikam ve M. Gündoğdu’ya acı vermek için öldürmeye karar verir. Oğlu ile ilgili ceza duruşmasının hemen akabinde “N.Çiğdem” “A.H.Koçintihar” ve “E. Gündoğdu”’yu gizlice takip edip adliye çıkışında bindikleri takside kıstırıp, kurşun yağdırmaya başlar. Atılan 13 kurşunla ölümcül yerlerinden yara alan  “E.Gündoğdu” ,“A.H.Koçintihar” olay yerinde can verirler. “N.Çiğdem” tutuklanır, ifadesinde “ 6 aydır bugünü beklediğini” söyler.  (5 puan)
Cevaplar;
OLAY 3
1.Suç: Fail:M.Gündoğdu  Mağdur:Ö.Çiğdem
Suç: Kasten öldürme.(TCK 81) Manevi Unsur: Kast
2.Suç: Fail:N.Çiğdem   Mağdurlar: “A.H.Koçintihar” ve “E. Gündoğdu”
Suç: Kasten öldürme (her iki mağdur içinde ayrı, ayrı cezalandırılır) Manevi unsur: Kast
Nitelikli halleri; 6 aydan beri failin bunu planladığını belirtmesi, 82-a bendindeki “tasarlayarak öldürmeye ilişkin” nitelikli hale uymaktadır. Diğer taraftan 82-j bendinde belirtilen  “kan gütme saikiyle” öldürmeye ilişkin halden de N.Çiğdem sorumlu tutulabilir bu konu tartışılabilir.
Bununla birlikte N.Çiğdem oğlunun ölümünden duyduğu acı ile bu suçu işlediğinden haksız tahrikten dolayı indirim alabilir. Ancak tasarlayarak öldürme suçunun varlığı halinde kendisinin cezasında indirim yapılabilecekken, eğer “kan gütme saikiyle” bu suçun işlendiği eğer kabul edilirse Yargıtay’a göre “haksız tahrik” hükümleri uygulama alanı bulamayacaktır.  


Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2010-2011 Güz Yarıyılı
Ceza Hukuku-I (Genel Hükümler) Dersi (HUK 221)
Final Sınav Soruları
 MURAT BALCI



I - METİN BÖLÜMÜ

1 - TCK.nun 29/1 nci maddesinde; “(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” denilmiştir.
TCK.nun 129/1 nci maddesinde ise; “(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir” hükmü mevcuttur.
a)     Haksız tahrikte cezanın indirilmesinin sebebini açıklayınız? b) Yukarıda yer alan hükümlerin ikisi birlikte uygulanmak sureti ile cezada indirim yapılabilir mi açıklayınız? (10 puan)
Cevap a)
Tahrike maruz kalan ve bu nedenle şiddetli bir öfke veya üzüntü içine giren failin irade serbestisi zaafa uğradığından sorumluluğu zayıflamıştır. (Sübjektif Görüş)
Hem mağdur hem de fail haksız tahrik halinde kusurludur. Mağdurun kusuru failin kusurundan indirilmelidir.(Objektif Görüş)
b)
TCK.nun 29 ncu maddesinde düzenlenen haksız tahrik “genel hüküm”dür. TCK.nun 129 ncu maddesinde yer alan hüküm ise özel tahrik halidir. Bu sebeple her ikisi bir arada uygulanamaz. TCK.nun 129 ncu maddesinin söz konusu olduğu halde özel tahrike ilişkin hüküm uygulanır.

2 -  TCK.nun 34 üncü maddesinde; “(1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.
(2) İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz” denilmiştir.
a) “Sebebinde serbest hareket” ne demektir, yazınız? b) Çeşitli ihtimalleri dikkate alarak alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişinin cezai sorumluluğunu açıklayınız? (15 puan)

Cevap a) Kişi bir suçu işlemeye karar verdikten sonra, bu suçun icrasına henüz başlamadan kusur yeteneği ortadan kalkmış olabilir. Bu halde sebebinde serbest hareket söz konusudur.

b)    A) İstemeyerek alkol veya Uyuşturucu Madde Alma halinde işlediği fiilden sorumlu değildir.

B) İsteyerek Alkol veya Uyuşturucu Madde Alma
a) Belli bir suçu işlemek amacıyla cesaret gelmesi için sarhoş olma veya uyuşturucu kullanma halinde işlediği fiilden sorumludur.
b) Alkol veya uyuşturucu maddenin etkisinde kalmayı isteyerek kullanma konusunda;
üç görüş var; 1- Kasten hareket edemez. Taksirli şekli suç ise ondan cezalandırılır. 2- ihtiyari sarhoşlukta kanuni sorumluluk söz konusu olur. 3- Fail kusur yeteneğine sahip kabul edilmiştir. Kasten mi taksirle mi yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç şeklinde mi olduğuna bakılmalıdır. 
c) Alkol ve uyuşturucu madde kullanmayı isteyip etkisinde kalmayı istememe halinde, fail her ne kadar sarhoş olmayı istememiş ise de, alkol ve uyuşturucu madde kullanmak suretiyle kusurlu davranmıştır. Sarhoşluğun istenmemiş sayılması, failin kusurlu hareketinden doğmamış olmasına bağlıdır.


3 - TCK.nun 35/1 nci maddesinde;  “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” denilmiştir.
a) Maddede geçen “elverişli hareketlerle” icraya başlama ne demektir? b)“İşlenemez suç” ve “elverişli hareketlerle” icraya başlamanın farkı var mıdır? Yazınız. (10 puan)

Cevap a)
Teşebbüsten bahsedilebilmesi için kastedilen suçun icrasına “elverişli hareketlerle” doğrudan doğruya başlanması gerekir.
Elverişlilik bir fiilin doğrudan doğruya icra sayılabilmesi için taşıması gereken niteliği oluşturur.
Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır.

Cevap b)

Öldürmek kastıyla mağdura silahın etki mesafesi dışında bir uzaklıktan eteş edilmesi halinde silah öldürmek için elverişli bir araç ise de mesafe bakımından fiil öldürmeyi meydana getirmeye elverişli değildir.
Silah ateşlenir ama ateş almaz. Bu halde araç elverişlidir. Fiil tamamlanamadığından teşebbüs söz konusu olur.
İcra edilen fiilin neticenin meydana gelmesi açısından elverişsiz olması ile suçun konusunun yokluğu aynı değildir. Fiilin konusunun yokluğu halinde işlenemez suç söz konusu olur. Ör. Ölü kişinin öldürülmesi.   

4- TCK.nun 30 ncu maddesinde; “(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.
(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” denilmiştir.
a) Şahısta hata nedir? TCK.nun 30 ncu maddesinde düzenlenmiş midir? b) TCK.nun 30 ncu maddesinde düzenlenen “Hata”ya ilişkin hükümler “Kabahatler” hakkında uygulanabilir mi yazınız? (10 puan)

Cevap a)
Şahısta hata failin suçun konusunu oluşturan kişi bakımından yanılmayı ifade eder. “Şahısta hata” TCK.nun 30 ncu maddesinin bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durumdur
Cevap b)
“Türk Ceza Kanununun hata hallerine ilişkin hükümleri, ancak kasten işlenen kabahatler bakımından uygulanır”.

5- TCK.nun 141. maddesinde; “(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” denilmiştir.
a) Maddede yer alan “zilyedin rızası” bir hukuka uygunluk sebebi midir? b) İlgilinin rızasının hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için gerekli şartları yazınız? (15 puan) 


Cavap a)
İlgilinin rızası, suçun unsurları bakımından iki türlü etki gösterir.
1- Tipikliği ortadan kaldırır.
TCK. m. 141; “(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir”.
2- Tipiklikte göz önüne alınmayan hallerde, korunan hukuki yararın sahibinin rızasının hukuken muteber kabul edildiği hallerde, rıza bir hukuka uygunluk sebebidir.

Cevap b)
A) Kişinin üzerinde mutla surette tasarruf edebilceği bir hakkın bulunması
B) Rıza Göstermeye Ehil Olması
C) Rızanın Açıklanması

II- KARAR İNCELEMESİ BÖLÜMÜ

Karar İncelemesi- (20 puan)

1-Hukuki Uyuşmazlık (4 puan)

Öncelikle olay tanık Serdal, Hasan, Fikret ve maktül Murat arasında geçmektedir. Alkolünde etkisiyle sataşma ile başlayan kavgada Maktul tartıştığı Serdal’in tabancasını ele geçirip, Serdal’le birlikte olan Fikret’in kendisine 4 el ateş eder ve yaralanmasına sebep olur. Buna karşılık yaralı haldeki, sanık Fikrette kendi tabancasıyla ateş açan Murat’a karşılık verir. Diğer sanık Hasan ise Murat’ın tekrar aynı zamanda kardeşi olan Fikret’e tekrar ateşe edeceğini görüp tabancasını çıkarıp Murat’ın üzerine 10 el ateş eder ve Murat ölür.

Buradaki hukuki uyuşmazlık özellikle sanık Hasan üzerinde düğümlenmektedir. Kararda da özellikle şu hukuki uyuşmazlıkların çözümü istenmektedir.

1-Sanık Hasan, kardeşini yaralayan maktülün tekrar ateş edeceğini görüp, silahı ile onun üzerine ateş açmış ve öldürmüştür. Ateş ettiği 10 el kurşun ile meşru müdafaada mı bulunmuştur? Meşru müdafaa sınırını aşmış mıdır?

2-Eğer meşru müdafaa sınırını aşmışsa olayda içine düştüğü heyecan ve panik durumu göz önünde tutularak TCK 27/2 hükmüne göre ceza almama imkânı var mıdır? Eğer böyle bir imkânı yoksa sanık Hasan’a nasıl bir ceza verilmesi gerekir?

2- Mercii Görüşleri; (4 puan)

Yerel Mahkeme (Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesi) ; sanık Fikret’in kendisini öldürmek üzere ateş ederek yaralayan maktül’e silahla karşılık vermesi eylemini meşru müdafaa olarak kabul eden yerel mahkeme bu kişiye karşı cezaya hükmetmezken, hukuki uyuşmazlık konusu kardeşi Hasan’ın eylemini ise bu çerçevede değerlendirmemektedir. Zira yerel mahkemeye göre sanık Hasan kardeşini maktulden kurtarmak için kendisine ateş etmiştir ancak 10 el ateş etmesi meşru müdafaa şartlarına uygun değildir. Sanık Hasan’ın eylemi meşru müdafaa şartları ile orantısızdır, ayrıca zaruretin tayin ettiği sınırı da aşmaktadır. Zira normal meşru müdafaada bulunan bir kimse maktule bir iki kere ateş ettikten sonra yaralı halde olduğunu görüp ateşi keser, tepkilerinde bu kadar aşırı kaçmaz. Bu 10 el ateş halini heyecan ve panik durumu ile meşru müdafaa halinin aşılması olarak değerlendirilmesine de imkân bulunmamaktadır. Çünkü bir kimsenin bu kadar heyecan ve panik durumuna düşmesi hayatın doğal akışına da aykırıdır. Olsa olsa, TCK’nın 50.maddesine göre kanunun tayin ettiği hududu kişinin aştığı kabul olunup kasten insan öldürmeden ceza verilip, cezasında indirim yapılması gerekir. Kusurluluğu ortadan kaldıran bir durum söz konusu değildir.

Yargıtay 1.Ceza Dairesi (Çoğunluk kararı): Müdafii’nin temyizi sonrasında dosyayı incelemekle burada kanunun tayin ettiği sınırın kasten değil, sanığın içine düştüğü heyecan ve panik neticesi olduğunu savunmaktadır. Bu heyecan ve panik hayatın doğal akışına ters olmayan ve mazur görülebilecek bir heyecan ve paniktir. Kişi yaralı kardeşinin ateş altında olduğunu düşünüp tetiğe elini basılı tutmak suretiyle 10 el ardı ardına düşünmeden ateş edebilir. Bu durumda kasten insan öldürme suçunun kabulüne karşın, YTCK’nın 27/2 maddesi gözetilerek sanık Hasan’ın ceza almaması gerekir. Zira kusurluluğu ortadan kaldıran bir durum söz konusudur. Kararın bozulması “Ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekir.

Yargıtay 1.Ceza Dairesi Başkan ve üyenin azınlık görüşü: Yerel mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulmamakla, yerel mahkeme ile aynı görüştedirler. Kararın onanması ve sanık Hasan’ın cezalandırılması gerektiğini savunmaktadırlar.

3-Kanaatimiz (12 puan)

TCK’nın 25/1.maddesine göre meşru müdafaa şartları şunlardır.

Saldırıya ilişkin Olarak;

1. Meşru müdafaanın kabulü için, öncelikle haksız bir saldırının varlığı gereklidir. Saldırının haksız olması yeterlidir; ayrıca suç teşkil etmesi gerekmez. Keza, objektif olarak haksız olması yeterlidir. Ayrıca bir de kusurlu sayılması gerekmez. Diğer yandan, saldırıya uğrayanın, buna kendi hareketi ile sebebiyet vermesi durumu değiştirmez15. Meğer ki, saldıran, diğerinin haksız saldırısından kurtulmak için saldırmak zorunda kalmış olsun. Yani saldırı, esasen savunma amacıyla yapılmışsa haksız olmayacaktır ve bu sebeple, bu saldırıdan kurtulmak için yapılan savunma haklı sayılamayacaktır.

2. Saldırının, herhangi bir hakka yönelmiş olması gerekmektedir. Bu hak, savunanın kendisine ilişkin olabileceği gibi, başkasına ait olması da mümkündür.

3. Saldırının halen var olması gerekmektedir. Ancak, saldırının, başlamış, başlayacağı muhakkak veya bitmiş olsa dahi, tekrarı muhakkak olması halinde, halen var olduğunun kabulü gerekmektedir.

Savunmaya İlişkin olarak;

1. Savunmada zorunluluk bulunması: Meşru müdafaanın hukuka uygunluk sebebi olarak kabulü için, saldırıdan başka suretle kurtulma imkânı bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde, toplumsal gerginliği önleyecek başka imkânlar dururken, yeni bir gerginlik yaratarak bu yola gitmeyi meşru kabul etmek gerekecektir ki, ortak aklın buna izin vermesi düşünülemez. Bununla birlikte, mağduru kaçmaya mecbur bırakmak da mümkün değildir.

2. Savunma ile saldırı arasında oran bulunması gerekmektedir. Bu orantının, gerek saldırı ve savunmayla ihlal edilen haklar arasında, gerekse kullanılan araçlar hususunda bulunması zorunludur. Yani, gerek konu, gerekse araç açısından, saldırı ile orantılı bir savunma bulunması gerekmektedir. Olayımızda sanık Fikret yönünden bu şartların gerçekleştiği kabul edilmekle birlikte sanık Hasan yönünden bir orantısızlık bulunmakla “meşru müdafaa” halinden sanık Hasan’ın özellikle bu  şart gerçekleşmediğinden istifade edemeyeceği açıktır.

Bununla birlikte TCK 27/2den sanık Hasan’ın yararlanma durumuna bir bakacak olursa Yargıtay mazur görülebilecek bir nedenden kaynaklanan heyecan ve panik nedeniyle kişinin ceza verilmeyeceğini öngörmektedir. TCK 27/2 meşru müdafaa hükmünün aksine bir hukuka uygunluk sebebi değil bir kusursuzluk sebebi olup sanığa sadece ceza verilmeyeceği kararının verileceğini belirtmektedir. Eğer bu maddeye de eylem uymazsa ancak ETCK m.50 v.s hükümler dairesinde cezada indirim yapılabilecektir.

Sonuç olarak olayımıza göz atacak olursak, sanık Hasan yaralı haldeki maktulün hayati önemi olmayan vücut nahiyelerine örneğin ayaklarına ateş edip onu durdurması, veyahut öldürülenin yaralı olduğunu gördükten sonra ateş etmeye devam etmemesi, etkisiz kaldıktan sonra da savunma ve tepkilerinde ısrar etmek suretiyle aşırılığa kaçmaması gerekirdi. Birkaç kez vurulup yere düşen bir kimsenin artık ateş edemeyecek hale gelmesinden tehlikenin bertaraf edilebileceği açıktır. Bunun aksine mazur görülebilecek bir korku ve heyecandan 10 el ateş edilmesi hususu da hayatın doğal akışına da terstir. Bu sebeple sanık Hasan’ın cezasında en fazla indirim yapılabilecekken, hiç ceza verilmemesi gerektiği düşüncesiyle kararın bozulmasının kabulüne imkan bulunmamakla Yargıtay’ın çoğunluk kararına katılmamaktayız.

Veyahut; (aksine görüşü savunana da puan verilmektedir.)
Sonuç olarak olayımıza göz atacak olursak, bu olayda sanık içine düştüğü panik ve şok ile kardeşinin tehlike altında kalması neticesi 10 el ateş etmiş olmakla bu sıradan bir insandan beklenebilecek ve hayatın doğal akışına uygun bir heyecan ve paniktir. Aşırı değildir. Bu sebeple Yargıtay’ın çoğunluk görüşüne katılmaktayım. TCK 27/2 maddesi uygulanarak sanık Hasan için ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekirdi.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
III- OLAY BÖLÜMÜ
Cevaplar:
Olay 1: Fail: MRM Mağdur: F.T ve Fulya T. Suç Hırsızlık.(TCK 141) Ancak bina ve eklentilerinde kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış bir mal ile ilgili olarak işlendiği için ağırlaştırıcı nitelikli hal söz konusudur. (3 puan)
Olay 2: Failler: A.B.C.D.E Suçtan zarar gören: Ford A.Ş (Türk Ceza Kanunu kapsamında Tüzel kişiler mağdur değil suçtan zarar gören kişi olabilirler) Suç: Güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155) .Zira işçiler kendilerinin korumakla yükümlü olduğu, zilyetliklerinde bulunan eşyaları almak istiyorlar. Ancak alınan eşyalar Ford A.Ş fabrikalarının dışına çıkmadığından olay teşebbüs aşamasında kalmıştır.(3 puan)
Olay 3: Fail: E Mağdurlar: M.S, A,B,C,M suç insan yaralama.(TCK 86) Ayrıca D için insan yaralamaya teşebbüs durumu söz konusudur. A,B,C,D,M’ye karşı E’nin işlediği suç olası kast kapsamında değerlendirilebilir.  
Fail: M.S Mağdur: Y Olayda M.S tarafından hareket gerçekleştirilmişse bile yapılan hareket isteğe ve iradeye bağlı olarak gerçekleşmemiştir. 3.bir faktörün etkisi ile olmuştur, E’nin sıkıştırması sonucu minibüs şarampole yuvarlanmış ve neticede Y’nin ölümüne sebebiyet vermiştir, kaldı ki yayalara kapalı alanda olay olmuştur.  Olay “kaza ve tesadüf hali” olarak değerlendirilir.  (3 puan)
Olay 4: Fail: D.B Mağdur: E.B;  Suç: Taksirle insan öldürme.  Ancak E.B’nin 12 yaşından küçük olması (yaş küçüklüğü) kusurluluğu ortadan kaldıran neden olup E.B ceza almaz. (2 puan)
Olay 5: Fail: H Mağdur: M Suç: Hırsızlığa teşebbüs. Olayın gece yarısı işlenmesi, bina ve eklentilerinde muhafaza altına alınmış bir mal ile ilgili işlendiğinden nitelikli hal söz konusudur. Ayrıca konut dokunulmazlığını ihlal suretiyle işlenmesi nedeniyle Yargıtay gerçek içtimayı kabul etmektedir. 
Fail: M Mağdur: H Suç: Kasten yaralama. H2nin hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması ağırlaştırıcı nedendir.Ancak burada M gece karanlığında yatak odasına izinsiz giren bir kişiye karşı paniğe kapılarak eylemi yaptığından meşru müdafaa veyahut mazur görülecek bir heyecan neticesi meşru müdafaada sınırın aşılması söz konusu olabilir. (4 puan)
Olay 6: Fail: D Mağdur: Ç,N ve E Suç: kasten insan öldürmeye teşebbüs. Ayrıca Ç dolaylı fail olarak kullanıldığından ceza artırımı söz konusudur.  Ayrıca Ç ve E’nin yaralanması bakımından olası kast söz konusudur. Fakat D pişmanlık duyarak mağdurları zamanında hastaneye yetiştirdiği için ölüm neticesinin gerçekleşmesine engel olmuştur. Bu yüzden D gönüllü vazgeçme hükümleri gereğince kasten yaralama suçundan sorumlu olacaktır.  Silahla (bomba ile) işlenmesi cezayı ağırlatıcı nedendir. D’nin daha önce N tarafından öldürülmeye teşebbüs edilmiş olması haksız tahrik olarak değerlendirilebilir. (5 puan)







HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ FİNAL SORULARI (11.01.2011)
NİYAZİ ÖKTEM
SORU 1)A-Doğal yaşama hali ve toplum sözleşmesi kavramlarına bağlı olarak hukukun ve devletin oluşumunu açıklayan düşünürler kimlerdir?Görüşlerini özetleyiniz.
B-Doğal yaşama hali nasıl sonuçlanmıştır? Sonuçlanma sürecine neden olan olgular her bir düşünür açısından hangi faktörlere bağlanmıştır?
C-Bu düşünürlerin her birine göre doğal yaşama döneminde toplumda ne tür bir sosyal görünüm vardı? Farklı sosyal görünüm yaklaşımlarında farklı insan doğası anlayışlarının hukuk ve siyasal yapı üzerinde ne tür etkisi olmuştur? Öngörülen siyasal yapıların özgürlükçü ve otoriter olmasında, farklı insan doğası algılayışı nasıl bir rol oynamıştır?
SORU 2) Marksist hukuk ve devlet felsefesini ana hatlarıyla açıklayınız.
SORU 3)Büyük felsefe akımlarını ana hatlarıyla anlatınız.Anlatımınızda irdeleme, değerlendirme ve eleştiriye de yer veriniz.


ANAYASA HUKUKU 1, 2009-2010 GÜZ YARIYILI 2.VİZE (08.12.2009)
TAHSİN ERDİNÇ
1) Çağdaş anayasa hukuku'nun konuları nelerdir (Anayasa Hukuku'nun sacayağı nedir)? Açıklayarak belirtiniz.
2) Erkler ayrılığının kaça ayrıldığını belirleyiniz.Buna göre hükümet biçimlerini ve devlet şekillerini sınıflandırarak açıklayınız.
3) Hukukun kollarını ve kamu hukuku dallarını sıralayınız. Anayasa Hukuku'nun hukukun kolları ve dalları içerisindeki yer ve önemini izah ediniz.


ANAYASA HUKUKU-2,2009-2010 BAHAR YARIYILI FİNAL (12.04.2010)
 TAHSİN ERDİNÇ
1) Kanun Hükmünde Kararnameleri sınıflandırarak, düzenleme kapsamları ve yargısal denetimleri hakkında bilgi veriniz.
2) Yasama işlemlerini sınıflandırmakla yetinerek, özel nitelikli kanunlar hakkında bildiklerinizi kısaca yazınız.
3)OLAY: Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye geri gönderilen Anayasa'nın bazı hükümlerini değiştiren 5660 sayılı kanun'un, TBMM'de geri gönderildikten sonra ki görüşülmesi esnasında, maddelerinin ikinci oylaması ile tümü üzerindeki son oylamanın neticeleri şöyledir:
- Kanun'un AY'nın 77.maddesini değiştirerek TBMM'nin görev süresinin 5 yıldan 4yıla inmesini öngören 1.maddesi:
kullanılan oy sayısı: 393, kabul:366,ret: 22, çekimser:3, boş: 3, geçersiz: 1


-Kanun'un tümü üzerindeki oylama:
kullanılan oy sayısı: 397, kabul: 370, ret:21, çekimser:1, boş:2, geçersiz:3


TBMM, geri gönderilen kanunu bahsi geçen çoğunluklar ile 31 Mayıs 2007 tarih ve 5678 sayılı kanun ile aynen kabul etmiştir.
KARAR: Daha sonra, geri gönderilen Anayasa değişikliğine ilişkin bu kanunun TBMM'ce aynen kabulünde sağlanması gereken çoğunluğun sağlanmamış olduğu iddiası ile, Anayasa Mahkemesine iptal istemiyle dava açılmıştır.AYM, bahsi geçen nedene dayanarak öne sürülen iptal istemini, 5'e karşı 6 üyenin oylarılyla reddetmiştir.Karar çoğunluğunu oluşturan 6 üyeden 4'ünün gerekçesi şöyledir."... Açıklanan nedenlerle,cumhurbaşkanınca geri gönderilmesi üzerine yapılan ikinci görüşmede, 5678 sayılı yasanın 1.maddesinin 366 oyla kabul edildiği, böylece kabul için gerekli olan beşte üç oy çoğunluğunun sağlanmış olduğu anlaşıldığından maddenin iptal isteminin reddi gerekir."
SORU: 1982 Ay'na göre, ay'ı değiştirme sürecini tüm kapsamıyla anlatarak, yukarıda yer alan gerekçeyi özellikle güçleştirici veto, geciktirici veto hususlarındaki bilgileriniz çerçevesinde değerlendiriniz.

0 yorum :

Yorum Gönder

HUKUK HAYATIMIZIN HER ALANINDA...